Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim

Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim



Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
 
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık
Kategori : Eğitim

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMA NIN TÜRKİYE DE GELİŞMESİ

Ülkemizde psikolojik danışmayla ilgili olan bazı önemli gelişmeleri şöyle belirliyebiliriz: Gerçekte, müslüman-Türk kültürü, psikolojik yardım hizmetleri anlayışına ve uygulamasına yabancı bir kültür değildir. Ruhsal sıkıntıların psikolojik yollarla tedavisi yaklaşımı, Türk toplumunda çok eskilerden idrak edilmiş ve uygulanmıştır. İslâm-Türk kültüründe ruh hastalan ta eski devirlerden beri şefkat görmüş ve bakılmıştır. Hatta bazıları "deli" değil "velî" olarak kabullenilmiş, sayılmış, korunmuştur. Ruh hastalarına karşı olan bu anlayış ve tutumun köklerini, Türk insanının sıcak ve müşfik tabiatında ve islâm dinin öğretilerinde aramak lâzımdır. Daha eski çağlarda Orta Asya daki Türk toplumlarında, beden ve akıl hastaları ile, o devrin din ve bilim adamı sayılan samanların uğraştığına ait bilgiler vardır. Şamanlar, iyi ve kötü ruhlarla temas kurarken değişik giysiler ve kılıklar içinde, danseder, birçok hareketler yapar, duman ve kokular kullanır, trans haline girerek probleme çözüm getirmiye çalışırlardı. Bütün bunların hasta üzerinde psikolojik etkisi olacağı açıktır. Fazla bilgimiz olmamakla beraber, işbirliği içinde yaşamıya alışkın, tabiattan, disiplin ve düzenden hoşlanan, sıcak kanlı Türk insanının yarattığı teşkilâtçı Türk toplumlarının insan unsuruna çok önem verdiği muhakkaktır. Kutsal Kur an da insan , varlıkların en yücesi ve şereflisi olarak: yer alır. Yaratan, ona, bütün yaratıkların üstünde ayrı bir saygınlık vermiştir. Evrendeki her şeyi insanın hizmetine ve yararlanmasına verin iştir. Onu özenle yaratmıştır. Ona, diğer yaratıklardan farklı ve fazla, olarak düşünme, konuşma, âlet yapabilme, el ve ayaklarım kullanabilme gibi yetenekler vermiştir. Bu sebeple İslâmiyet, insanın beden ve ruh sağlığı ile yakındanı ilgilenmiştir. Akılhastalarına şefkatle muamele edilmiştir. Deliliğin bir hastalık olduğu kabul edilmiştir. Tıb ilmi ileri gitmiştir. Bir çok hastaneler kurulmuştur. Daha 8. yüzyıl başında (707), akıl hastaları, için hastanelerde ayrı bir kısım ayrılması gereği duyulmuş ve ruh hastaları kısmı açılmıştır. Harun Reşid devrinde ilk bağımsız akıl hastanesi kurulmuştur (792). Tabiata düşkün, insana büyük değer veren, tek tanrıya inanan, sosyal dayanışma ve disiplinden hoşlanan Türk toplumlarının İslâmiyeti kabulü, yukarda belirtilen islâmî anlayışa daha da güç ve hız kazandırmıştı r. Büyük Türk bilgini ve devrinin meşhur hekimi İbni Sina. (980-1037), akıl hastalığını, beyindeki bozukluklar olarak görmüştür. Melankolilerde, hazım sistemi ve karaciğerin fonksiyonlarındaki aksamaları farketmiştir; ruhsal rahatsızlıklar ile beden arasındaki sıkı ilişkiye işaret etmiştir. İnsan sağlığında ruhsal hayatın derin rolünü görmüştür. Hasta Buhara prensinin aşk duygularından bedenine yansımış derdine çare bulmuştur. Bu tedavide bir çeşit psikoanaliz yaklaşımı kullanmıştır. İbni Sina ya göre ruh, madde değil, moral bir cevherdir. Madde-olan bedene kemal verir. Onun var oluşunu sağlar, onu canlı kılar. Onu korur ve devam ettirir. Diğer bir müslüman Türk âlimi olan Ebu Bekir Razi (834-932) daha 9. yüzyılda melankoliyi tarif etmiş ve melânkolik bir hastanın balık tutma, avlanma, sevip saydığı bir kimse ile sohbet etme, müzikle uğraşma, güzel sesli birinden müzik dinleme gibi faaliyetlerde bulunmasını tavsiye ederek hastanın tedavisinde rehabilitasyon yaklaşımının önemini belirtmiştir . Selçuklu Türkleri de beden ve ruh hastalıkları ile yakından ilgilenmişlerdir. Anadolu da ruh hastalıklarına kucak açan birçok hastaneler yaptırmışlardır. Bunlardan en tanınmışları, Kayseri (1205), Sivas (1217), Divriği (1228), Kastamonu (1272). Amasya (1308) gibi  şehirlerde kurulmuş olan külliyetlerdeki bu hastanelerde akıl hastaları için ayrı kısımlar ayrılmıştır . Selçuklu Türkleri devrinde ruh hastalarının tedavisi için "ocaklar" yani (hastaneköyler) teşekkül etmiştir. Osmanlılar devrinde ruh hastalarının bakım ve tedavisine daha da özen gösterilmiştir. Selçukluların bütün kültür ve medeniyet birikimlerine vâris olan Osmanlı toplumu daha ilk dönemlerinden itibaren halkın eğitim-öğretimine, refah ve mutluluğuna, bilim ve tekniğe, sağlık ve yardım işlerine, adalet ve güvenliğe çok önem vermiştir. Devletin belli başlı kentlerinde birer bilim, kültür ve sosyal yardım merkezi olan Külliyeler kurmuşlardır. Külliyeler, müslümanların sosyal toplanma, aydınlanma, birbirleriyle tanışıp kaynaşma ve ibadet yeri olan cami etrafında kurulan birçok birimlerden oluşmaktadır. Bu birimler, sübyan okullarından üniversiteye kadar çeşitli seviyelerde öğrenim veren medreseler, kütüphane, imaret, kervansaray, darüşşifa (hastane), hamam ve sebil çeşmelerdir. Bu külliyelerin en tanınmışları İstanbul da Fatih ve Süleymaniye külliyeleri, Edirne de Bayazıt külliyesi, Manisa da Hafza Sultan külliyesidir. Orta çağlarda bile Türk toplumu, diğer çağdaş toplumlardan çok ileri bir görüş ve anlayışla, ruhsal bozuklukların bir hastalık olduğunu .anlamış ve camiler etrafında kurulan külliyeler içinde yer alan bimarhanelerde akıl hastalarının bakım ve tedavisine çalışılmıştır. Orta Çağ Avrupasında ruh hastaları, «içine şeytan girmiş lânetli varlıklar» olacak zincirlere
vurulur, dövülür, soytarı gibi para ile seyrettirilir, birçok işkencelere maruz bırakılır, hatta yakılırken, müslüman Türk toplumunda bu gibi talihsiz kimseler şefkat görmüş ve özel ilgi ve îtina ile tedaviye tâbi tutulmuşlardır.   Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında Toptaşı Akıl Hastanesinin başhekimliğini yapmış olan Mongeri Pere, Annals Medico-Psychologique de yayınladığı bir makalede şunları yazmıştır :
"Eğer bir milletin medeniyeti, halkın ıstıraplarına karşı hükümetin ilgisi ile ve hayır müesseselerinin çokluğu, ile ölçülürse, denebilir ki İstanbul Avrupadan üç asır önce bu medeniyetin başında bulunuyor. Çünkü hastaneler, fakir ve düşkün evleri,, nekahet müesseseleri, müzmin ve şifası kaabil olmıyan hastalar için darülacezeler, mecnun yurtları çok mükemmel çok azametli ve hayret edilecek tarzda yapılmıştır." 
Keza, müslüman-Türk kültüründe, ruh hastalarının, şöhret yapmış, bazı din hocaları
tarafından "okunarak" tedavi edildiğini bilmekteyiz. Bu "okuma" yoluyla yapılan tedavi tarzında, psikolojik yardım yaklaşımı (danışma ve psikoterapi) olarak adlandırabileceğimiz birçok yönler vardır. Toplumumuzdaki bu anlayış ve tecrübe birikimlerine ilâveten, psikolojideki bazı önemli gelişmeler, Türk toplumunda da yansımalarını bulmuştur. Meselâ, Fransa daki Binet-Simon Zekâ Testi, daha 1915 yılında İbrahim Alâeddin Gövsa tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Bu testin daha bilimsel ve gelişmiş şekli olan Stanford-Binet de, bugün sosyal psikolojide tanınmış bir isim olan Muzaffer Şerif Başoğlu tarafından 1945 de Türkçeye aktarılarak yayınlanmıştır. Bu yıllarda istanbul Üniversitesi nde de bazı test çalışmaları olduğu anlaşılmaktadır. Psikolojik yardım hizmetleri ile ilgili bütün bu anlayış ve tecrübe birikimine rağmen,
Türk toplumuna psikolojik danışma ve psikoterapinin girmesi, 2. Dünya Savaşı sonrasında Amerika ile başlayan politik, ekonomik ve kültürel ilişkilerimizin etkisiyle olmuştur demek daha doğru olacaktır.

Türkiye de psikolojik yardım hizmetleri iki ayrı alanda başlayıp gelişmiştir. Bunlardan biri eğitim alanı, diğeri de tıp alanıdır.

1. EĞİTİM ALANINDAKİ ÇALIŞMALAR
Cumhuriyet devrimizin ilk çeyreğinde, genç Türkiye Cumhuriyeti nin çağdaş ülke ve ihtiyaçlarına uygun vatandaşlar yetiştirmek için ülke eğitim sistemine çak ağırlık verilmiştir. Okul programlarının iyileştirilmesi ve etkinleştirilmesinde yeni arayışlar ve çabalara girişilmiştir. Demokratik hayat tarzını benimsemiş olan Türk toplumunda hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletin olmuştur. Kişinin hak ve hürriyetlerine büyük ağırlık verilmiştir. Böyle bir toplumda eğitim sisteminin de demokratik felsefeye uygun olması kaçınılmaz bir sonuçtur. Demokratik toplum, kişi olarak gelişip olgunlaşmış, kendine ve toplumuna en iyi şekilde yararlı olabilecek bilgili, dengeli, kendinden emin, yaratıcı ve sorumluluk duygusu olan vatandaşlara ihtiyaç duyar. Gençlerin böyle bir eğitim sisteminde iyi birer "kişi" ve vatandaş olarak yetişmeleri, .demokratik eğitim sisteminin temel amacıdır. Bireysel eğitim ağırlık kazanır. Bireysel eğitimde, her bir öğrencinin bireysel yetenek, ilgi ve ihtiyaçlarının dikkatle incelenip ortaya konmasını gerekli kılar. Özellikle 1950 civarında öğretmenler arasında yaygın olarak "aktif metot" diye anılan bireysel eğitim ve yaparak öğrenme cereyanı, çocuğun bir Tsirey olarak etraflıca incelenerek kişisel niteliklerine en uygun düşecek eğitim ve meslek alanlarına yöneltilmesi gereğine yol açmıştır. Böyle bir çabada, psikolojik hizmetlere büyük ihtiyaç olduğu daha iyi görülmeye başlamıştır. Yani, Türk eğitiminde psikolojik yardım hizmetleri, öğrencilere yapılacak rehberlik faaliyetleri yoluyla başlamıştır.

1950-56 DÖNEMİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR
Bugünkü anlamda rehberlik kavramı, Türk eğitimine 1950 lerin ilk yıllarında girmeye başlamıştır. 1947 lerde Marshall yardımı çerçevesinde başlıyan Türk-Amerikan dostluk ilişkileri, eğitim alanında da değişme ve gelişme arzularını kamçılamıştır. Amerika ya gruplar halinde öğrenciler gönderilmeye başlanmıştır. Birçok tarımcılar, yöneticiler, eğitimciler, askerler, vb. "görgü-bilgi arttırmak" için gruplar halinde gönderilmiş; oradan da Türkiye ye birçok alanlarda "uzmanlar" gelmiye başlamıştır. Organize rehberlik faaliyetleri,
dolayısiyle psikolojik yardım hizmetleri kavramının Türk eğitiminde yer almaya başlamasında bu ilişkilerin büyük rolü olmuştur. Gerçi 1950 den önceki yıllarda da «öğrencinin kişisel gelişmesi için bazı fikirler ve çabalar eğitim literatüründe ve okul faaliyetlerinde görülmektedir. Çocuğun kendi yetenek, ilgi ve ihtiyaçları çerçevesi içinde öğrenip gelişmesinin gerektiği fikri yaygındır. 1939 tarihli bir ilkokul müfredat programında, öğretmenin öğrencilere "klavuzluk" etmesi işaret edilerek rehberlikten müphem bir şekilde
bahsedilmiştir. Öğrencinin kişisel gelişmesini daha etkili bir şekilde sağlamak için okul ve ailenin işbirliği gereği idrak edilerek okullarda Okul-Aile Birlikleri kurulmuş ve Millî Eğitim Bakanlığı, Okul-Aile Birlikleri yönetmeliğini çıkartmıştır. Bu çabalar, öğrenciyi bir birey olarak daha iyi tanıyıp yetiştirmek için girişilen çabalardır.  1950 lere girerken, rehberlik fikri, dolayısıyla eğitimde psikolojik hizmetler fikri eğitim çevrelerinde duyulmaya başlamıştır. 1950 öncesi yıllarda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji Enstitüsü ile Psikoloji Bölümü nde ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Psikoloji-Pedagoji Bölümünde bazı test çalışmaları ve yayınlarını da bu arada zikretmek lâzımdır. Ankara da da, Başoğlu, Stanford-Binet yi Türkçeye aktararak yayınlamıştır (1945). Öyle görünüyor ki üniversitelerin bu ilgisi, Türkiye nin pratik eğitim sorunlarına çare arama çabalarından ziyade, bir çeşit münferit akademik faaliyet ve tecessüsten ileri gelmekte idi. Çünkü bu test çalışmalarından hiçbir pratik alanda yararlanılmamış olduğu görülmektedir. O tarihlerde üniversitelerimizde eğitim fakülteleri olmadığı için test çalışmalarının da çok kapsamlı olması beklenemezdi. Bu sebeple,, psikolojik yardım hizmetleri konusu, uzun yıllar üniversitelerimizin ilgisini çekmemiştir. Türk eğitiminde rehberlik, dolayısıyla öğrencilere psikolojik hizmetler konusunda asıl bilinçli çabaların ve yayınların 1950 den sonra başladığını görmekteyiz. 1951-56 yılları,
Türk eğitim sisteminde rehberlik ve psikolojik danışma çabaları bakımından çok hareketli bir dönem olmuştur. Türk-Amerikan yardım ve işbirliği çerçevesi içinde gelen Amerikalı eğitimci ve psikologlar, Türk eğitimi üzerinde yaptıkları inceleme ve eleştirilerde Rehberlik ve eğitimde psikolojik hizmetler konusuna da eğilmişler, Millî Eğitim Bakanlığı nda Müsteşar, Talim-Terbiye Daire Başkanı, Genel Müdür gibi yüksek seviyede sorumlu ve yetkililerin bu konuda anlayış ve desteklerini sağlamışlardır. Bu dönem gelişmelerinin belli başlı nirengi noktaları şunlar olmuştur :

1) Yabancı Uzmanlar:
1951-52 ders yılında Missouri Üniversitesinden Türkiye ye getirilmiş olan Profesör Rufi (Rufay okunur), Türk orta öğretimini inceliyen raporunda, eğitim sistemimizin eksik yönleri arasında, belli bir eğitim felsefesi ve amaçlarının saptanması ve bu felsefe ve amaçlara göre ülkenin bölgesel ve mahallî özellikleri ve
ihtiyaçlarını dikkate alarak hazırlanacak müfredat programlarından bahsederken "öğrencilerdeki bireysel farklara önem verilmesi" üzerinde durmuştur. Raporun kol faaliyetlerinden ve seçmeli dersler konmasından bahseden kısmında, rehberlik ve danışma konusuna ayrı bir kısım ayırmıştır . Rufi, bazı öğretmen ve yönetici gruplarına rehberlik ve danışma konusunda konferanslar vermiş, çeşitli illerde konuşmalar yapmıştır. Ders yılı sonunda ülkesine dönmüştür. 1952-53 ders yılında Tompkins, Mills, Beals ve Kvaraceus adlı eğitim uzmanları gelmişlerdir. Tompkins, esas itibariyle eğitim yöntemi uzmanidir. Hazırladığı raporda esas itibariyle Türk eğitim sisteminin örgüt, denetim ve yönetimini eleştirmekle beraber, özellikle Türk okullarında eğitim programlarının, bireysel farklara yeteri kadar önem vermediğine, ve çok ağır ve yüklü olduğuna dikkati çekmiştir. Öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarına dayanan daha fonksiyonel bir programa gerek olduğunu belirtmiştir. Bu arada, özellikle öğrenci rehberlik hizmetleri kurulmasını, eğitim programlarının öğrenci ve ülke ihtiyaçlarına uyacak şekilde ıslahım, teftiş işlerinin bu anlayış ve fonksiyonlara uygun olarak iyileştirilmesini, öğretmenlerin modern eğitim ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde yetiştirilmeleri
gereğini, ve öğrenci başarısı ve gelişmelerinin daha objektif ve sağlıklı yapılabilmesi için iyi bir değerlendirme programı geliştirilmesini tavsiye etmiştir (Tompkins, 1956). Böylece Tompkins in raporu rehberlik ve danışma hizmetleri ile ölçme ve değerlendirme çalışmalarına olan ihtiyaca da işaret etmiştir. Tompkins i takip eden yıl, üç ayrı yerde deneme mahiyetinde çok gayeli okul kurulmuştur. Bu suretle öğrencilerin bireysel farklılıklarına, ilgi ve ihtiyaçlarına cevap verebilme denemelerine girişilmiştir ki bu çeşit bir eğitim, geniş ölçüde rehberlik, danışma ve psikolojik ölçme araçları ile değerlendirme faaliyetlerini gerektirir. Danışma alanında uzman olan Mills ve Beals (1955), çalışmaların Türk eğitim sisteminde rehberlik ve psikolojik yardım hizmetlerinin lüzumu ve kurulması konusuna yoğunlaştırmışlardır. Rehberlik ve danışma konularında öğretmenlere konferanslar vermişlerdir. Beals, okullarda rehberlik ve danışma hizmetleri konusunda bir rapor hazırlamış ve bu hizmetleri başlatmak üzere 6 ili pilot bölge olarak seçmiştir Bu illerde rehberlik kurulları oluşturarak enerjik çalış malara girişmiştir. Bu pilot iller, Beals in danışmanlığında rehberlik ve danışma faaliyetleri için plânlar yapmış, raporlar hazırlamışlar, ve seminer ve konferanslar tertip etmişlerdir. Beals, bu pilot okullarda çalıştırılacak öğretmen ve yöneticiler için 1953 yazında İstanbul da üç haftalık bir rehberlik ve değerlendirme kursu tertiplemiştir. Bu yıllarda, öğrencideki kişisel farkları ve onların kişisel yetenek. ilgi ve ihtiyaçlarını objektif yöntemlerle tesbit etme işi, eğitimimizin bi- limselleşme, bireyselleşme ve hayata dönük olma arayışlarında bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır. Kısa bir süre için Türkiye ye gelen Kvaraceus (Boston Üniversitesi), eğitimde bilimsel araştırmalar için olduğu
kadar, psikolojik hizmetlerin yürütülmesinde de gerekli olan ob jektif ölçme araçlarım geliştirmek için Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bir Test Bürosu kurulmasını önermiştir. Öğrencilerinden Dr.George Prescott u bu büroyu kurmak için tavsiye etmiştir.

2) Test ve Araştırma Bürosu ve Psikoteknik Lâboratuvarı :
Böylece 23 Mart 1953 de Talim ve Terbiye Dairesine bağlı olarak Test ve Araştırma Bürosu kurulmuştur.
Başına da Prescott konmuştur. Büronun Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığı ile olan irtibatını sağlamak için, Başkanlığın bir üyesi koordinatör olarak görevlendirilmiştir. Test Bürosundan iki yıl önce Erkek Teknik Yüksek öğretmen Okulunda Psikoteknik Lâboratuvarı kurulmuştur. Lâboratuvarın kurulmasında hâkim olan düşünce, Teknik öğretmen Okulu öğrencilerinin meslek kabiliyetlerini bilimsel metotlarla saptayıp, okuldaki öğrenim dallarına ayırmak, eğitmek, ve isteyen kuruluşların öğrenci ve eleman seçimlerine yardım etmek
olarak özetlenebilir. Lâboratuvara, çeşitli kabiliyetleri ölçmek îçin birçok testler, özellikle icra testleri alınmıştır. Ama ne yazık ki bu lâboratuvar, çalışmalarını ve mesleğe yöneltme konularında etkisini fazla bir yere götürememiştir. Test ve Araştırma Bürosu, sahip olduğu elemanlar ve yönetimden gördüğü destek sayesinde, bu konuda daha etkili olabilmiştir. Test ve Araştırma Bürosu, eğitimde bilimsel araştırmalar, testler ve objektif ölçme fikrinin ve metotlarının tanıtılması ve yaygınlaştırılmasında çok etkili olmuştur, özellikle ilkokul ve ortaokul seviyelerinde birçok başarı testleri geliştirilmiş; yetenek ölçümünde kullanılabilecek birçok Amerikan yetenek testleri Türkçeye tercüme edilmiştir. Thurstone Zihin Kabiliyetleri, Otis Zihin Kabiliyetleri, Farklı Kabiliyetler Testi (DAT), American Consul on Education ın Genel Kabiliyet Testi bu cümleden olarak sayılabilir. Bu testler, 1953 ve sonrası yıllarda, bazı okullara öğrenci seçm çişinde, devlet yarışma sınavlarında ve bazı okulların rehberlik programlarında kullanılmıştır. Böylece, Türk eğitiminde ilk defa seçme sınavlarının klasik yazılılar yerine testler yoluyla yapılması gerçekleşmiştir. Büro; testler, sınavlar, ölçme ve araştırma araçları konularında da birçok broşürler ve araştırma raporları
yayınlanmış, birçok elemanların bu konularda bilgi ve tecrübe kazanmasına yardım etmiştir. Yani eğitici fonksiyonu da olmuştur.

3) Yaz Seminerleri:
1953 yazında Test ve Araştırma Bürosunun sorumluluğunda, yerli ve yabancı uzmanların katılmaları ile istanbul da yapılan rehberlik, danışma ve ölçme tekniği semineri, bu konulara karşı eğitimciler ve eğitim yöneticilerinde ilgi ve motivasyon yaratmistir. Bu seminerde eğitilen öğretmen ve yöneticiler, kendi okullarında bazı rehberlik çalışmalarına girişmişler; öğrencilerle karşılıklı konuşmalar yapmışlar; bir anlamda Millî Eğitim Bakanlığını okullarda rehberlik ve danışma faaliyetlerinin başlatılması için zorlamışlardır. Fakat bekledikleri ilgi ve yardımı görememişlerdir. Rehberlik konusundaki yaz kursları, 1954 ve 1955 yazlan da sürdürülmüştür. 1954 yazında, Amerikalı müşavir Profesör Otto Mathiasen ın öncülüğüyle, "Eğitim Sistemimizde Rehberliği Engelliyen Faktörler" temalı Kandilli Semineri yapılmıştır. Bu seminere, özellikle
Millî Eğitim müdürleri ve okul idarecileri, ve bu konuya ilgi göstermiş bazı öğretmenler katılmıştır.

Seminer,
1) Eleman Yetiştirme,
2) Rehberlik Örgütü,
3) Kanun, Yönetmelik ve  Program Yönünden Rehberliği Güçleştiren Sebepler,
4) Okul-Aile-Çevre ilişkileri olmak üzere dört komisyon halinde çalışarak konuyu incelemiştir. Bu Kandilli Raporlarında bugünkü rehberlik ve danışma çalışmalarına ışık tutacak çok önemli gözlem ve öneriler
mevcuttur. Bu raporların yayınlanmış olmaları arzu edilirdi. Mathiasen, rehberlik konusunda iki de kitap hazırlayıp Millî Eğitim Bakanlığına bırakmıştır (Mathiasen, 1955). 1950 - 56 yıllarını kapsayan dönem, rehberlik ve psikolojik danışma çalışmaları yönünden Türk eğitim sisteminde çok hareketli ve önemli bir dönem olmuştur. Bir kısmına yukarda işaret edilmiştir. Rehberlik ve danışma konusunda bu döneme önem kazandıran diğer gelişmeleri de şöylece özetlemek mümkündür; Rehberlik ve psikolojik danışma
konusunda Amerika da uzmanlık derecelerinde eğitim görmüş yerli elemanlar, 1953 yazından itibaren Türkiye ye dönüp psikolojik danışma, rehberlik ve test çalışmalarına fiilen katılmaya başlamıştır. Bu kitabın yazarı, bu alanda ihtisas derecesi ile dönen ilk Türk uzman olmuştur. Test Bürosu nun test geliştirme ve uygulama faaliyetlerinde, testler yoluyla yapılan seçme programlarının planlanması ve uygulanmasında ve araştırma çalışmalarında faal rol almış; aynı zamanda Gazi Eğitim Enstitüsü ders programlarına konan danışma, rehberlik ve ölçme tekniği konularında dersler okutmaya başlamıştır.

4) Gazi Eğitim Enstitüsü nde Başlatılan Çalışmalar:
1953-54 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü  Pedagoji ve Özel Eğitim Bölümleri ders programlarına rehberlik ve danışma dersi fiilen ve resmen konmuş ve okutulmuştur. Bundan bir yıl önce de danışma ve rehberliğin bazı konularının eğitim psikoloji dersi içinde ve danışma dersinin yüksek öğretim programında ilk defa yer almış olması bakımından önemlidir. Üniversitelerimizde ise bu konuda henüz bir ilgi ve hareket yoktur.
Eğitimde psikolojik hizmetlerle ilgili derslerin üniversitelerde değil de, Gazi Eğitim Enstitüsü müfredat programlarında kabul görmesine ortam hazırlayan birkaç önemli sebep vardır. Bir kere, üniversitelerimiz, kendilerinin "ilimle" uğraştıkları gerekçesiyle eğitim konularına pek ilgi göstermemişler; öğretmen yetiştirme işiyle ve eğitim bilimleri ile uğraşmak istememişlerdir. Türk eğitiminin sorunlarına bilimsel ve pratik çareler arama işini Millî Eğitim Bakanlığı na bırakma görünümündedirler. Millî Eğitim Bakanlığı na bağlı olarak orta öğretim okullarına öğretmen yetiştiren bir yüksek öğretim kurumu olarak Gazi Eğitim Enstitüsü, bu çeşit çabaları üstlenme durumunda olmuştur, ikincisi, öğretmen yetiştirme ve eğitim konuları ile yakından ilgili bir yüksek öğretim kurumu olarak, Gazi Eğitim Enstitüsü, eğitim alanındaki gelişmeleri üniversitelerden daha yakından takip edebilmekte, ve millî eğitimdeki sorunları daha yakından yaşıyarak bilmektedir. Dolayısiyle, üçüncü olarak da, eğitim konularındaki gelişmeleri daha yakından bilen ve izliyen, çoğunluğu Amerika da
öğrenim görmüş daha güçlü bir öğretim kadrosuna sahip olmasıdır. Dördüncü ve en önemlisi olarak da, Enstitü Müdürü Vedide Baha Pars, okul kadrosunda eğitimde psikolojik hizmetlerle yakından ilgili öğretim üyelerini etrafına toplayıp, onlara çalışmalarında destek olarak müfredat programına yeni dersler koymak için müsait bir ortam hazırlamıştır. Gazi Eğitim Enstitüsü, psikolojik hizmetlerle ilgili derslere programında yer vermekle kalmamış; Pedagoji Bölümü programına deneme mahiyetinde seçmeli dersler sistemini
getirmiş; okullarımızda ilk defa olmak üzere bu Bölüm öğrencilerine öğretim üyelerinden Danışmanlar atamıştır. Aynı zamanda okul bünyesinde bir Rehberlik Bürosu kurarak bir öğretim üyesinin sorumluluğunda çalışmalara başlanmıştır. Öğrenciler için toplu dosyalar geliştirilmiştir. Tabii bu çalışmalarla okuldaki bütün öğretim üyelerinin aynı şekilde ilgilenmiş olduğunu söylemek mümkün değildir. Gene, 1954 yılında, büyük öğretmen ve eğitimci kitlesinin ilgisini çeken bazı kitap, broşür ve makaleler yayınlanmaya başlanmıştır.
Büronun başına Şevket Türkyılmaz getirilmiştir. Bu kitabın yazan da teknik danışmanlığını yapmıştır.

5) Okullarda Örgütlenme Girişimleri ve Diğer Uygulamalar :
1954 yılında, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde bir Rehberlik Bürosu kurulması için bu kitabın yazarı
tarafından Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığı na bir rapor proje sunulmuştur. Bu projede, doğrudan Müsteşarlığa bağlı bir "Eğitimle İlgili Araştırmalar Müdürlüğü" önerilmiştir. Bu Araştırmalar Müdürlüğü, Müsteşara karşı sorumlu bir koordinatörün başkanlığında, şu bürolardan oluşmakta idi:
-Test Geliştirme;
-Müfredat Programı Geliştirme;
-Özel Eğitim Hizmetleri;
-Rehberlik ve Danışma;
-Diğer Psikolojik Hizmetler;
-Eğitim Araştırmaları;
-Yayın ve Halkla İlişkiler. Bu
-Müdürlük içinde Rehberlik Bürosu:
-Personel Yetiştirme;
-Araştırma ve Bilgi Toplama;
-Okullarda Konsültasyon;
-Yayın ve Halkla İlişkiler bölümlerinden meydana gelmekte idi.
Keza, gene bu dönemde, Ankara da Ankara Kız Lisesi nde ve İstanbul da Atatürk Kız Lisesi nde 1953 yılında ümit verici bazı rehberlik ve psikolojik danışma çalışmalarına başlanmış ve o günkü şartlar içinde dönem boyu başarıyla sürdürülmüştür. 1954 yılında Ankara Deneme Lisesi,  rehberliği esas alan bir eğitim anlayışı içinde, seçmeli ders ve branşlar sistemini uygulamış; öğrenci değerlendirmesinde A, B, C, D ve F şeklinde yeni bir sistem getiren çalışmalara başlamıştır. Gene bu yılda Ankara ve İstanbul dan başlamak üzere
Rehberlik ve Araştırma Merkezleri kurulmaya başlamıştır. Bu merkezler, eleman yetersizlikleri dikkate alınmazsa, öğrenci ve veli problemleriyle uğraşma, öğrenci yetenek ve ilgilerini değerlendirme, psikolojik danışmada bulunma çalışmalarını ülke sathına yaygınlaştırma gayretlerinin bir işaretidir. Bu heyecan verici başlangıçlar ve hazırlıklar; yetişmiş eleman ve lider yönetici eksikliği, Millî Eğitim Bakanlığı kademelerinde bir bütün olarak destekleyici yönetim, örgüt ve yardım yokluğu, ve hele daha önemlisi, Millî Eğitim Bakanlığı nın çeşitli seviyedeki yapısında rehberlik ve danışma konusuna karşı bilgi ve inanç eksikliği sebebiyle, fazla bir yere gidememiştir. Ama bu çabalar, rehberlik ve psikolojik danışma kavramları, ve çabalarının, yüzeyde de olsa geniş öğretmen kitlelerine yayılmasına hizmet etmiştir. 1956 dan sonra rehberlik ve danışma konusuna karşı eski şevk ve heyecan kalmamış olmakla beraber, bazı okullarda müdürlerin ya da bazı öğretmenlerin kişisel inanç, gayret ve liderlikleriyle rehberlik çalışmaları yapılmaya devam edilmiştir.

1960 DAN SONRAKi GELiŞMELER
Okullarda öğrencilere rehberlik yapılması lüzumu, 1960 dan sonraki 5 yıllık ulusal kalkınma planlarında da ifadesini bulmuştur. Fakat plânlarda rehberlik ve psikolojik hizmetlerin lüzumu, öğrencinin bir birey olarak gelişip kişisel mutluluğa erişmesi yönünden olmaktan ziyade, ekonomik bir varlık olarak gelişip iyi bir üretici olması yönünden rehberlik yapılması düşünülmüştür. Yani rehberlik, bir insangücü plânlaması aracı olarak ele alınmıştır. Hemen belirtilmelidir ki kalkınma plânlarında rehberlik konusunun yer alması, okullarımızda psikolojik hizmetlerin gelişmesine ne teorik, ne de pratik bakımdan bir katkıda bulunmamıştır. 1950-56 dönemindeki yaygın ve yoğun çalışmalar, daha sonraki yıllarda rehberlik ve danışma konusunun okul yönetmeliklerine daha açık tür şekilde girmesinde rol oynamıştır. Rehberlik ve danışma konusu, 1960 tan sonraki yıllarda yapılan bütün eğitim şûralarının en önemli konusu olmuştur. 1955 lerde 6 ilde kurulan Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinin sayısı artarak devam etmişse de, 1968 yılına kadar bunların çalışmalarını kapsıyan bir yönetmelik yoktu. 1968 de Rehberlik ve Araştırma Merkezleri Yönetmeliği, merkezlerin çalışmalarına açıklık getirecek bir şekilde hazırlanıp yürürlüğe sokulmuştur. Bu merkezlerin büyük sıkıntısı; rehberlik, psikolojik danışma ve psikolojik testler konularında uzman elemanların olmamasından doğan sorunlar olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Bu merkezlere genellikle ilkokul
öğretmenleri, ilköğretim müfettişleri ve Özel Eğitim Bölümü mezunu elemanlar atanmıştır. Başlarında kendilerine yol gösterebilecek, görev içinde yetişmelerine yardımcı olabilecek uzman kişilerden mahrum olarak çalışmak zorunda kalmışlardır. Herşey, elemanların kişisel gayretlerine ve ferasetlerine bırakılmıştır. Daha sonraki yıllarda Eğitim Fakültesi nden. mezun eğitim uzmanları da görev almaya başlamıştır.

1) Millî Eğitim Şûraları ve Psikolojik Hizmetler
1961 de 7. Millî Eğitim Şûrası için hazırlanmış olan Orta Öğretim Komitesi raporunda Rehberliğe ayrı bir bölüm ayrılmış ve "grup öğretmenliği" yolu tavsiye edilmiştir. Öğrencinin kişi olarak gelişmesine yardım edecek olan grup faaliyetleri için haftalık ders programlarında ayrı bir zaman dilimi ayrılması önerilmiştir. Grup öğretmeninin fonksiyonu ve yapılabilecek işlerin çeşitleri belirtilmiştir  Rehberlik ve Danışmaya karşı 7. Millî Eğitim Şûrası ile başlıyan. ilgi özellikle 8. Şûrada daha da büyük bir hamle kazanmıştır. 8. Millî Eğitim Şûrası, okullarımızda rehberlik ve psikolojik danışma çalışmaları bakımından önemli bir dönüm noktası olmuştur. Orta öğretimin yeniden düzenlenmesini hedef alan 8. Millî Eğitim Şûrasından çok önemli
kararlar alınmıştır .

8. Millî Eğitim Şûrası Dokümanları, 1970):
a) Ortaokul, zorunlu öğrenimin devamıdır. Yani zorunlu öğrenim 8 yıla uzanmaktadır. Orta öğretimin ilk kademesi olarak ortaokul, öğrencileri gözleme ve branşlara yöneltme kurumu niteliğinde tek tip bir ortaokuldur.
b) Orta öğretimin ikinci kısmı olarak liseler, öğrencileri yüksek öğretime hazırlama; hem mesleğe hem yüksek öğretime hazırlama; veya hayata ve mesleğe hazırlama olmak üzere üç temel görevle yüküm-lendirilmiştir.
c) Bu maksatla orta öğretimin ikinci devresi, yani liseler, Fen, Sosyal Bilimler, Tabiî Bilimler, ve Dil ve Edebiyatla ilgili programları bünyesinde toplayan dört koldan oluşacak bir
d) 9. sınıflar, öğrencinin ilk ve ortaokul yıllarında beslenip gelişmiş eğilimlerine daha çok belirginlik kazandıracak bir yöneltme sınıfı olmaktadır. Bu sebeple, okulda iyi işleyen bir rehberlik servisi ve aktif öğrenci danışmanlığı kurulmuş olacaktır.
e) Çocuğun kendi ilgi, ihtiyaç ve yeteneklerine daha uygun bir öğrenim koluna ayrılabilmesini sağlamak için temel dersler yanında, seçmeli derslere de yer verilmektedir.
f) Sınıf geçme yerine ders geçme sistemi getirilmektedir. Çocuk, sadece başarısız olduğu dersten sınıfta kalmakta ve bu dersi tekrarlı-yarak tamamlamaktadır.
g) Yöneltme sınıfı olan 9. sınıf sonunda, öğrencinin bu yıla kadar olan başarı, kabiliyet, ilgi ve ihtiyaçları üzerinde elde edilmiş olan gözlem ve bilgilere dayanılarak, çocuğun danışmanı ve öğretmenler kurulunca öğrenci ve velisine, çocuğun öğrenim yönü hakkında öneride bulunacaktır.
h) Okuldaki çeşitli branş programları arasında yatay ve dikey geçişler mümkün
olacaktır.
Yukarda işaret edilen bütün bu önemli kararlar, öğrencinin birey olarak gelişmesinin yakından incelenmesini ve takip edilmesini, dola-yısiyle çocuğa kişisel yardımda bulunacak psikolojik hizmetleri içeren bir rehberlik ve danışma servisini eğitimin temel unsuru haline getirmektedir. Her öğrencinin danışmanı olacaktır. Gencin öğretimi, onun kişisel yetenek, başarı, ilgi ve ihtiyaçlarına dayanacaktır. Bu amaca ulaşabilmek ise, onu yakından ve objektif olarak inceleyip tanımayı; .alacağı kararlar, yapacağı tercih ve plânlarda ona
psikolojik yardımları gerekli kılmaktadır. 8. Şûra çalışmalarına paralel olarak, 10 Ağustos 1970 tarihinde "Orta Dereceli Okullarda Rehberlik Servislerinin Kuruluşu ve Görevleri" ile ilgili olarak bir genelge yayınlanmıştır (M.E.B., Tebliğler Dergisi, 10 Ağustos 1970). Millî Eğitim Bakanlığı, aynı zamanda, rehberlik çalışmalarının bazı pilot okullarda başlatılmasına karar vermiş ve bu maksatla, rehberlik programının resmen başlatılacağı okullardan aday danışman olarak seçilen öğretmenlere rehberlik ve danışma ile ilgili konularda yoğun yaz kursları düzenlemiştir. Yıldız Sağırlar Okulu nda başlayan bu kurslar, ertesi yıllarda Üsküdar Kız
Lisesi nde ve Kadıköy Anadolu Lisesi nde devam etmiştir. Bu kurslarda, bir yandan bu okullar için rehber öğretmen yetiştirmeye çalışırken, bir yandan da okul yöneticilerinin rehberlik ve danışma konusunda aydınlatılması ve bilinçlendirilmesi hedef almıştır.
Millî Eğitim Bakanlığı, 1970-71 ders yılında ilk olarak 23 okulda rehberlik programını resmen başlatmış ve üç yıl içinde bu okulların sayısını 72 ye çıkarmıştır. Bunların sayısını her yıl arttırarak sürdürmeyi amaçlamıştır.
Millî Eğitim Bakanlığı nın bu gayretlerine paralel olarak, bütün okulların ders programlarında "rehberlik saati" adı altında, müstakil 2 saatlik zaman dilimi ayrılmıştır. Gerçi çoğu okullar bu saatlerde ne yapacaklarını bilememişler, bu bağımsız zaman dilimini, bazı derslerin takviyesi için kullanma yoluna gitmişlerdir. Ama yine de okullarda öğrencilere götürülmesi düşünülen psikolojik hizmetler için önemli bir adım olmuştur. Bu okullardaki rehberlik ve danışma faaliyetlerine yardımcı olabilmek, çalışmaları değerlendirip gelişmelerini sağlamak ve gerekli rehberlik ve danışma araçlarını geliştirmek üzere Millî Eğitim Bakanlığı nın Plânlama, Araştırma ve Koordinasyon Dairesi nde kurulmuş olan Psikolojik Danışma Bürosu olumlu gayretler göstermiştir. Bu Büro uzmanları , rehberlik programını yürüten bu 72 okula ziyaretler yapmış, müşküllerinde onlara danışmanlık etmiş, her yıl onlardan raporlar alarak çalışmalarını değerlendirmiştir. Bütün bunlar, ülkede eğitimde psikolojik hizmetlerin gelişmesinde olumlu ve önemli gelişmeler olmuştur. Bu çalışmalar bir tarafta sürerken, öbür tarafta orta öğretime öğretmen yetiştiren kurumların programlarında rehberlik dersleri temel dersler arasına girmiştir. 1961 den sonraki öğretmen okulları programlarında ruh sağlığı ve rehberlik dersi yer almıştır. 1973 lerde de rehberlik dersi bağımsız bir ders halinde seçmeli dersler arasında yer alm ıştır. Bugün artık rehberlik servislerini çalıştıran okulların bazılarında danışman olarak atanmış birden fazla eleman görülebilmektedir. Danışmanlık, artık bağımsız bir kodro olarak kabullenilmiş bulunmaktadır. Bu okullarda verilen psikolojik hizmetler, öğrencilerle yapılan bireysel danışmalardan ziyade, kol faaliyetleri, grup saatleri (sınıf öğretmenliği), duruma alıştırma (oryantasyon), öğrenci problem ve ihtiyaçlarının taranması gibi faaliyetlere ağırlık verilerek yürütülmektedir. Bununla beraber, bunların çok olumlu gelişmeler olduğunu belirtmek lâzımdır.

2) Üniversitelerdeki Gelişmeler
Psikolojik hizmetlerle ilgili olarak ülke eğitiminde başlıyan hareketler, geç de olsa, üniversitelerde de yansımasını bulmaya başlamıştır.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Yeni bir anlayışla 1956 da kurulmuş olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi, birçok konularda olduğu gibi, modern eğitimin istediği bazı psikolojik hizmetlerin üniversitelere girmesinde de öncülük yapmıştır.
Üniversite, daha kuruluşunda, yıl yerine sömestir ve sınıf geçme yerine ders geçme sistemini kabul etmiştir. Ders yükü ve başarı ölçümünde kredi sistemini getirmiştir, öğrenim programında zorunlu dersler,, seçmeli dersler, öncelikli dersler vardır. Bütünleme yoktur ama sınamaya düşme vardır. Öğrenci değerlendirmesinde başarıyı tasvir eden harf sistemini (A, B, C, D, ve F) kabul etmiştir. Başarı değerlendirilmesini rakamsal kavramdan kurtarmıştır. 1960-61 ders yılından itibaren, öğrenci seçme işini, daha objektif ölçmeye imkân veren testler yoluyla yapmaya başlamıştır. Yeni aldığı öğrencilere üniversiteyi ve sistemi tanıtmak, verimli ders çalışma yollarını öğretmek üzere 1958 güzünde iki haftalık bir oryantasyon (duruma alıştırma) yapmıştır. Üniversitede bir öğrenci danışma hizmetleri kurulması için girişimde bulunmuştur. Bu girişim ilk yılda gerçekleşmiş olmakla beraber, üniversitede öğrenci, kişilik hizmetlerine olan ihtiyacın idrak edilmiş olması bakımından önemlidir. 1960 da Fen ve Edebiyat Fakültesi bünyesinde bu kitabın yazarı tarafından kurulan Psikoloji Bölümü ders programına Danışma Psikolojisi, Kişiyi İnceleme Metotları, Psikolojik Testler, Şahsiyet Psikolojisi, Anormal Psikoloji gibi psikolojik hizmetlerle
yakından ilgili dersler konmuş ve Bölüm öğrencilerinin mecburî dersleri arasında yer almıştır. Bölümde Danışma Psikolojisi dersi gibi dersler için bir de Psikolojik Danışma Lâboratuvarı kurulmuş ve Prof. Tan ın zamanı müsaadesince bazı problemli öğrencilerle terapi ve danışma yapılmaya başlanmıştır. Psikoloji konularını kapsayan bir bölüm olarak da, Bölümün kuruluşundan itibaren bölüm öğrencileri için, Öğrenci Akademik Danışmanlığı ihdas edilip akademik çalışmaların normal bir parçası eğitim sistemi olmaktadır.
haline getirilmiştir. Bölüm öğrencileri öğretim üyelerine paylaştırılmıştır. Bu uygulama, zamanla üniversitede yaygınlaşmıştır. Bölümde öğrenci zekâ durumunu, çeşitli alanlardaki ilgilerini, kişilik yapılarını tesbit için Wechsler Yetişkinler Zekâ Ölçeği, Stanford-Binet, Kuder, Gordon Kişilik Profili gibi psikolojik araçlar 1961 lerde Türkçeye uyarlanmış ve kullanılmıştır. Bugün birçok hastanelerde, benzeri kuruluşlarda ve araştırmalarda kullanılmakta olan Weschsler, Kuder; tarafımızdan yapılan bu uyarlamalardır. Üniversitede ders yılı yerine sömestir usûlü; sınıf geçme yerine ders geçme; sabit standart program yerine zorunlu, seçmeli ve öncelikli derslere göre her dönemin ders programını ayarlıyarak lisans programını zamanında tamamlıyabilme; sınamaya düşme ve bundan kurtulabilme gibi birçok yönleri olan ve öğrencinin kendi tercih, karar ve planlamalarını gerekli kılan bir sistemde, öğrenci danışmanlığı kaçınılmaz olmaktadır. Bu
sebeple, akademik danışmanlık sistemi de üniversitede özellikle 1960 da başlayıp 1964 lerde bütün fakülte ve bölümlerde kurumlaşmış bulunmaktadır. Öğrencilerin psikolojik sorunlarında yardımcı olabilmek için, 1963 de Üniversite Sağlık Merkezi kadrosuna bir de psikiyatrisi ilâve edilmiştir. Daha sonraki yıllarda, Üniversitede Öğrenci Dekanlığı kurulmuş (1974) ve bu kadroya bir de rehberlik ve danışma alanında yetişmiş Danışman alınmıştır. O yıllar için ileri yenilikler olan bütün bu uygulamaların birçokları, şimdi üniversite ve fakültelerimizde mûtat uygulamalar haline girmiş bulunmaktadır. Bütün bu yenilik uygulamalarının ODTÜ de müsait bir ortam bulabilmesinin önemli sebepleri vardır. Ayrı bir kuruluş kanununa tâbi olan ve değişik bir statüyle kurulmuş bulunan bu Üniversitedeki öğretim elemanlarının büyük çoğunluğu, yüksek öğrenimlerini ve doktoralarını Amerika Birleşik Devletleri nde yapmışlardır. Genç ve dinamik tir kadrodur.
Amerikan Üniversitelerinde görüp yaşadıkları birçok iyi şeyleri kendi üniversitelerinde de uygulama iştiyakı içindedirler. Kuruluş Kanunu nun sağladığı bazı imkânlar sebebiyle, mevzuat engellerinden oldukça masundurlar. Üniversite kuruluş halindedir. Kurucu durumunda bulunan bu elemanlar, birçok hususlarda tercihleri kendileri yapmak ve kararları kendileri vererek uygulamaya koymak avantajına amiptirler. Mütevelli sistemi, kararların uygulamaya konmasını kolaylaştırmış ve süratlenmiştir. Bu sebeplerle, birçok yenilikleri uygulamak daha kolay olmuştur.

İstanbul Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi de öğrencilerin sınıf-dışı sorunları ile ilgilenmiş, onların sınıf dışında kalan, fakat akademik ve kişisel gelişmelerini yakından etkileyen sağlık, sosyal, kültürel, ekonomik, vb. sorunlarında yardımcı olabilmek için bazı çareler aramıştır. 1961 yılında İstanbul Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi kurulmuştur. Merkez, ilk zamanlarda tamamen öğrencilerin beden sağlığına yönelmiştir. Uzmanlar, hep doktorlarıdır. 1966 da Merkez in başına bir Psikiyatrisi1 getirilmiş, öğrencilerin ruh sağlığı tarafına da yönelinmeye başlanmıştır. Zamanla psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarına da ihtiyaç duyulmuştur.
Merkez, sadece tedaviye değil, önleyici ve koruyucu tıbba da önem vermiş, sağlık konularında konferanslar vermiş ve sağlık taramaları yapmıştır. Zamanla sosyal ve kültürel faaliyetlere ağırlık verilmiştir. Yeni öğrenciler için duruma alıştırma faaliyetleri; daktilo, yabancı dil, ilk yardım, verimli ders çalışma yolları gibi kurslar; spor, tiyatro, müzik, folklor çalışmaları; tatil kampları; kültürel geziler; öğrenci devamsızlıkları sebeplerinin araştırılması; yurt ve burslar hakkında bilgiler verme; kitaplık kurulması ve ucuz kitap temini ve ucuz beslenme yolları gibi ve bunlarla ilgili yayın faaliyetleri Mediko-Sosyal Merkezin bugünkü çalışmaları arasındadır. Bazı psikoterapi faaliyetleri de yapıldığı ifade edilmektedir. Bugün adı Mediko-Sosyal ve Kültür Merkezi olarak değiştirilmiştir. Öğrencilere psikolojik yardım ihtiyacı üniversitede çok hissedilmiştir. 1965 de Refia Semin, Üniversite Fakültelerinde birer Öğrenci Rehberlik Danışma Bürosu kurulması için Mediko-Sosyal Kurulu na bir proje sunmuştur. Pedagoji Enstitüsü öğrencileri programlarında rehberlik, danışma, psikolojik testler, şahsiyet gelişmesi gibi dersler bilinçli olarak yer almıştır.

Ankara Üniversitesi
İstanbul dakine benzer bir Merkez de Ankara Üniversitesi tarafından kurulmuştur. (1964). Başlangıçta bir sağlık merkezi halinde görünen bu örgüt, kadrosunda psikiyatrisi de bulundurmuştur. Kuruluştaki tıb ağırlığı, imkânlar hâsıl oldukça kadroya psikolog ve sosyal hizmet uzmanları da alınarak, öğrencilere yardım faaliyeti kapsamı genişletilmiştir. Sosyal ve kültürel faaliyetlere, kulüp ve kol faaliyetlerine daha çok yer verilmiştir. Ankara Üniversitesi nin psikolojik hizmetlere diğer bir katkısı da, Türkiye de ilk defa eğitim fakültesini bünyesinde kurmuş olmasıdır (1965). Kurulan bu fakültenin dört bağımsız bölümünden biri de, eğitimde psikolojik hizmetler için uzman yetiştirmek üzere plânlanmıştır. Kuruluş yıllarında yeterli öğretim elemanı yokluğu sebebiyle, bölüm, amaçladığı uzmanları gerçekte yetiştirememiştir. Uzman olarak mezun ettikleri de Millî Eğitim kadrosuna uzun süre sorun olmuştur. Ama gene de bu mezunların birçoğu okullardaki rehberlik servislerini ellerinden geldiğince yürütmekte yararlı olmuşlardır.

Hacettepe Üniversitesi
O tarihlerde yeni kurulmuş olan diğer bir üniversite de, Hacettepe Üniversitesidir. Bu üniversitedeki Eğitim Bölümü, Rehberlik ve Danışma konusunda lisans üstü seviyede eleman yetiştirme işine girişmiştir (1967). Bu gelişme, ülke eğitim ihtiyaçlarına cevap vermede bir üniversitenin gösterdiği bir gayret olarak değerlendirilmelidir. 1967 lerde Bölüm içinde bir opsiyon olarak yürütülen bu çalışmalar, 1974 de bağımsız bir bölüm haline gelmiş ve bugüne kadar psiklojik hizmetler için bir hayli eleman yetiştirmiştir. Üniversite, 1973 yılında, Öğrenci işleri Müdürlüğüne bağlı olarak Danışma ve Rehberlik Merkezini kurmuştur. Ertesi yıl bu merkez, Öğrenci Sağlık merkezi bünyesine alınarak Rektörlüğe bağlanmıştır. Böylece, Üniversite kapsamında bütün öğrencilere psikolojik hizmetler verilmiye çalışılmıştır. Bu yaklaşım, üniversitelerin, psikolojik hizmetlere önem vermiye başladığına önemli bir işarettir. YÖK kanunu ile 1980 den itibaren Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı, Üniversitenin Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü içinde Psikolojik Hizmetler anabilim dalı olarak hizmet vermiye devam etmektedir. 1982-83 ders yılından Aslında buna "ilk" demek doğru olmayabilir. Çünkü üniversite bünyesinde ilk eğitim fakültesi 1959 da ODTÜ de kurulmuştur. Bu Fakültenin kuruluştaki yanlış temel ve hedef sebebiyle iki yıl kadar kısa bir faaliyetten sonra kapatılmış ve öğrencileri, başka bölümlere dağıtılmıştır. itibaren bu anabilim dalı, lisans seviyesinde öğretimle birlikte, yüksek lisans (master) ve doktora programlarını da sürdürmektedir.

A-TIP ALANINDAKİ GELİŞMELER
Ülke eğitim sisteminde rehberlik ve psikolojik danışma fikri ve çalışmaları giderek gelişip yaygınlaşırken, tıb kanadında da danışma ve psikoterapi ile ilgili bazı kayda değer gelişmeler olmuştur. 1950 lere girerken ruh hastalıkları ile uğraşan kuruluşlarda genellikle ilâç ve şok terapi yaygın olarak kullanılmakta idi. Psikiyatri kliniklerinde psiko-analizden bahsedenler olmakla beraber, hastalar ilâçla veya elektroşok veya insülin şok gibi yaklaşımlarla tedaviye çalışılıyordu. Psikiyatri klinikleri daha ziyade Kreaplin geleneğinde idi. Ankara Tıb Fakültesi Psikiyatri kliniği direktörü Rasim Adasal, psikolojik yaklaşımların gerektiği bilinci içinde olan birisi olmuştur. Kliniklerdeki Kreaplin geleneğini yıkmış, yeni görüşler getirmiştir. Medikal psikoloji konusunda ders, konferans ve yayın yolu ile Türk psikiyatri çalışmalarına hayli katkısı olmuştur. Dinamik psikolojiye ağırlık vermiştir. Daha 1953 lerde Klinik de hastalara psikolojik testler uygulatmaya başlamış; yetiştirdiği
asistanlarına ruh hastalıklarının tedavisinde psikolojik yaklaşım bilincini vermiştir. Yetiştirdiği bu uzmanlar, daha sonraları Ege, Hacettepe, Ankara ve istanbul Üniversitelerinin şöhretli bilim adamları olmuşlar; özellikle 1959 dan sonraki çalışmalarında kliniklerde psikoterapi çalışmalarını başlatmışlardır. Özellikle o tarihlerde yeni kurulmakta olan Hacettepe ve Ege Üniversiteleri Psikiyatri Kliniklerinde hastalara, ilâç ve şok tedavisi yanında psikolojik yardım yaklaşımları da beraberce kullanılmaya başlanılmıştır. Bu başlangıçtan sonra, 1960 ların son yıllarında, hastalara grup terapisi de uygulanmaya başlanmıştır. Hacettepe de Çocuk Psikiyatrisi ayrı bir klinik olarak teşekkül ettirilmiş (1963); ve burada oyun terapisi, sino-terapi (pupetlerle aile kurma), resim çizerek üzerinde konuşma gibi birçok psikolojik yaklaşımlar kullanılmaya başlanmıştır. 1974 -de Hacettepe Yetişkinler Psikiyatrisi Bölümü, kadrosuna bir de klinik
psikolog almıştır. Teshillerimize göre, ilk klinik psikolog kullanan kuruluş, istanbul Üniversitesi Çapa Psikiyatri Kliniği olmuştur. Bu çalışmaların ağırlığı, hastalarla psikoterapi olmaktan ziyade, onlara psikolojik testler uygulamak olmuştur. 1962 lerde bir psikolog, Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesi nde Wechsler Yetişkinler Zekâ Testi gibi bazı klinik testler uygulamakta ve psikoterapi yapmaktadır. İstanbul daki diğer bir gelişme de, Çapa Çocuk Psikiyatrisi nin kurulması olmuştur (1974). Bu ikinci Çocuk Psikiyatrisi Kliniği, Hacette-pe ninkinden daha geniş kapsamlı olarak plânlanmıştır. Kadrosunda psikolog danışmanlar ve pedagoglar yer almıştır. Yukarıda işaret edilen bu mutlu gelişmeler yanında, 1976 da Ankara Tıb Fakültesi Psikiyatri Kliniği nde grup terapisi yanında, psikodrama gibi daha ileri seviyede ustalık
isteyen psikoterapi yöntemleri de kullanılmaya başlamıştır. Üniversitelerde henüz bu gelişmeler başlamışken, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, ülkede ruh sağlığı ile yakından ilgilenmiye başlamış ve bir Ruhsağlığı Derneği kurulmuştur (1962). Bu dernek, daha sonraları Ankara civarında Gölbaşı gündüz hastanesini kurmuştur (1974). Bakırköy Akıl Hastanesi nde gerek hasta koğuşlarında ve hastane yapısında, gerek hasta tedavilerinde birçok gelişmeler olmuştur. Meşguliyet terapisi ve rehabilitasyon faaliyetleri geniş ölçüde kullanılmaktadır. Hastaların yaptıkları işler ve sanat eserleri halka sergilenmektedir. Hastaların yaptıkları spor faaliyetleri ve folklor gösterileri de bu arada sayılmalıdır. Bu suretle, iyi bir "halkla ilişkiler" de kurulmuş olmaktadır. Aynı zamanda ruh hastalıklarına halkın ilgisi çekilmekte; ruh sağlığı konularında bilinçlenmelerine çalışılmaktadır.
  
KAYNAK: Prof. Dr. Hasan Tan'ın kitabından alınmıştır.




Rehberlik Psikolojik Danışmanlık yazısı toplam 7883 defa okundu
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim Sayfayı Yazdır    Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim
Rehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | EğitimRehberlik Psikolojik Danışmanlık | Eğitim