Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar

Mevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar



Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
 
Mevlana Celaleddin Rumi
Kategori : şairler Yazarlar

Mevlânâ Celaleddin Rumî

"Seviyoruz ve hayatımızın iyiliği o yüzden.

HAYATI:
Mevlânâ Celaleddin Rumî, 30 Eylül 1207'de, Horasan'ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Babası Sultanül Ulema (Bilginler Sultanı) lakabıyla anılan ve Harezmşahlar ülkesinin büyük sûfîlerinden olan Bahâeddin Veled, annesi ise Harezmşahlar ailesine mensup olduğu söylenen Mümine Hâtun'dur. Bahâeddin Veled'in Harezmşah sultanı ile arası açılınca, aile Belh'ten ayrıldı. O sırada Celaleddin ancak 5 yaşında idi. Önce Hicaz'a, oradan Şam'a gittiler. Kısa bir süre sonra Anadolu'ya geçip Larende'ye (Karaman'a) yerleştiler. Burada 7 yıl kaldılar. Celaleddin Rumî 18 yaşına gelmişti. Burada Semerkantlı Hoca Lala Şerateddin'in kızı Gevher Hatun ile evlendi. Bu evlilikten Mehmed Bahâeddin ile Alâeddin Mehmed adlı iki oğlu dünyaya geldi ki birincisi Sultan Veled lâkabı ile anılır ve Mevlevî tarikatının asıl kurucusu odur.

Selçuk Hükümdarı Sultan Alâeddin'in daveti üzerine Konya'ya gelen Sultanlar Bilgini, buraya yerleşti. Babacı 1231'de vefat eden Mevlânâ da, ölüm tarihi olan 1273'e kadar Konya'da kaldı. Bu bakımdan o "Anadoluludur. Zaten "Rum" veya "Rumeli" o tarihte Anadolu için kullanılan bir isimdir. "Mevlânâ" deyimi ise "Efendimiz" anlamına gelir. Buna göre Mevlânâ Celaleddin Rumî "Efendimiz Anadolulu Celaleddin" demektir.

İki denizin buluşması;
İlk derslerini babasından alan Mevlânâ, daha sonra Seyyid Burhaneddin Tirmizî'nin yanında bilgisini arttırmıştır. Fakat onu en çok etkileyen 1244 yılında Konya'ya gelen Şemsi Tebriz? olmuştur, Mevlânâ, Tebrizli Şems ile karşılaştıktan sonra ona sâfiyane bir sevgiyle bağlanmış, zahiri bilgilerin sınırladığı ilim ve dış ibadet dünyasından çıkarak, duygu ve düşünce dünyasının geniş ufuklarına yönelmiştir. Bundan sonra Mevlânâ, sema' nın zevkini, musikînin tadını, şiirin derinliğini duyarak, tasavvuf edebiyatının eşsiz şairi olmuştur.

Mevlânâ'nın Konya sokaklarında Tebrizli Şems ile karşılaşmasıyla ilgili olarak şu olay anlatılır: "...Şems sokakta giderken İplikçi Medresesi'nden dönen Mevlânâ'yı görür ve atının dizginini tutarak ona sorar: 'Ey Bilginler Bilgini, acaba Hz. Muhammed mi büyüktür yoksa Bayezid Bistamî mi?..' Mevlânâ 'Bu nasıl sorudur, Hazreti Muhammed peygamberlerin sonuncusudur. Burada Bayezid'in sözü mü olur?' der. Bunun üzerine Şems, 'Peki, o halde neden Hazreti Muhammed Kalbim paslanır da bu yüzden Rabbime günde yetmiş kere istiğfar ederim' diyor da, Bayezid, 'Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim, cesedimin içinde Allah'tan başka bir varlık yok' demekte? Mevlânâ bu zor soruya şu cevabı verir: Hazreti Muhammed günde yetmiş makam aşmakta idi. Her makam ve mertebeye vardığında önceki makam ve mertebedeki bilgisinden ötürü istiğfar ediyordu. Bayezid'e gelince, o, ulaştığı makamın yüceliğinden geçti, o sözü söyledi." Bu karşılıklı konuşmadan sonra iki velî birbirleriyle kucaklaştılar. Bu buluşmanın olduğu yere "iki denizin buluştuğu yer" anlamına gelen "Mercel Bahreyn" adı verildi.

* FELSEFESİ VE SANATI:
Mevlânâ'nın yolu, "En Büyük Hakikat" dediği Allah'a, bilgi, tefekkür, sanat ve aşk ile varmak isteyenlerin yoludur. En büyük tasavvuf şairi kabul edilen Mevlânâ, bir 'vahdeti vücut' (Varlık Birliği)çu idi. Ona göre insan "Allah"tan kopan ruh padişahının nefis denilen madde ve ihtiras ordusunu yenmek ve yalnız "varlık" ta "birlik" özlemine, o maşukaya gönül vererek tekrar Allah'a ulaşmak mümkündür, insan, "Büyük Hakikaf'e ulaşmak için, gönlünü, idrakini yormalı, duyduklarını, düşündükten™ söylemelidir. Diliyle söylemeye gücü yetmezse, ruhunun ulaştığı sırları sazlara ve sema'lara söyletecektir. Bunlarla da söylenemeyecek büyük sırlara erdiği zaman susacaktır.

Mevlânâ, İslâm imânının bütün esaslarına, emirlerine, Allah'a ve Peygambere tam bir ihlasia bağlı idi. "Kur'ân'ın bertdesiyim" diyor ve Hz. Muhammed'e sevgi ve saygısını şu sözleriyle belirtiyordu: "Ben Muhammedi Muhtar'ın yolunun toprağıyım. Eğer size benim bundan başka bir sözümü naklederlerse ben kimseden de, o sözden de bizarım". Mevlânâ'ya göre aşk Tanrı vasıflarındandır. En büyük hakikate insanı aşk ulaştırır; gaye budur. Aşkın kaynağı da ruhtur, "insan neyi ve kimi severse sevsin, bu sevgi hakiki varlığadır". "Bu aşk, insanı insan eden hırstan, kibirden, varlıktan ve benlikten kurtaran tek ilâçtır."

* MEVLEVÎLİK:
" Mevlevi tarikatını, Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled kurdu. Fakat bu tarikatın temeli, Mevlânâ'nın hayat felsefesine," din ve dünya görüşüne dayanır. Bu görüş Tanrı ile evrenin birliğidir. Gerçek varlık Tanrı'dır. Her şey Tanrı'dan gelir, sonunda yine Tanrı'ya gidecektir. Yaratılmışlar içinde en yücesi insandır. Allah insanı ilâhî özlerle, yüce nitelik ve yeteneklerle donatmıştır ki insanın yüceliği bundan ileri gelir, "irfan" bu yüceliği kavramaktır ve ancak aşk ve sezgi ile kazanılır. Gönlünde aşk ateşi, ruhunda Allah sevgisi bulunmayan, bu derin anlamı kâvrayamaz. Mevlevîliğin anladığı aşk insanın insana karşı duyduğu geçici sevgi değil, Allah'a duyulan sınırsız, derin ve karşılıksız sevgidir. Sonsuz coşkunluktur.

* Mevlevîliğin  12 temel  ilkesi:
1.İnsanlığa hizmet etmek,
2.Başkalarına her zaman iyi ve güzel davranmak,
3.Mesnevî okumak ve mutasavvıf olmak,
4.Aklı iyi kullanmak, hikmet sahibi olmak,
5.Dindar olr mak,
6.içini her zaman temiz tutmak;
7.Mevlânâ'yı pîr tanımak,
8.Mevlânâ'nın yolundan ayrılmamak,
9Allah'tan, Hz. Muhammed'den sonra Mevlânâ'ya bağlanmak,
10.Bilgili olmak, bilim öğrenmek,
11Alçak gönüllü, güleryüzlü, sabırlı ve nazik olmak
12.Maddî ve manevî bakımdan temiz olmak.

* MEVLEVİ SEMAHI:
Dervişlerin kudüm, ney, nısfiye gibi çalgılar eşliğinde, ayakta, toplu olarak ve dönerek yaptıkları törendir. Bir çeşit ayakta zikretmek şeklinde olur ve ruhun Allah'a kanatlanması anlamına gelir. Çünkü Mevlevî inancına göre bütün gök katları Allah sevgisiyle döner, insanın da bu dönüşü uygulaması gerekir. Kur'ânı Kerîm: de geçen ve "Ne yana dönerseniz Allah'ı görürsünüz" mealindeki âyet buna kaynak gösterilir. "Mevlevî" kelimesi de "tevellu" dan türemiştir ve "dönen" anlamına gelir.

Mevlânâ'nın ölüm yıldönümü gecesinde yapılan törene "Şebi urs" yani "düğün gecesi" denirdi. O gece sema meclisi kurulur, helvalar yenir, sohbet edilir, eğlenilirdi. Sonradan Şebi urs yerine "Şebi arûs" denildi ki bunun anlamı gelin gecesi, gerdek gecesi veya vuslat gecesidir. Çünkü Mevlânâ'nın ölümü ayrılık değil kavuşma, vuslat sayılır. Çünkü o ölümle 'varlıkta birlik' maşukasına kavuşmuştur.

---

* Mevlânâ'nın eserleri:
Mevlânâ eserlerini o devrin edebiyat dili olan Farsça ile yazmış, bundan dolayı da, hâlis bir Türk olduğu halde, en güzel şiirlerini Iran edebiyatına kazandırmıştır. Mevlânâ'nın yarısı Farsça yarısı Türkçe yazılmış "mülemma" denilen mısraları, tamamen Türkçe olan beyitleri de vardır. Mevlânâ ve eserleri hakkında Türkçe ve yabancı dillerde pek çok inceleme ve tercüme yapılmıştır. Mesnevî'nin bu günkü dile en başarılı tercümesini Abdülbaki Gölpınarlı ile Dr. Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu yapmışlardır. Göfpınarlı'nın tercümesi düz yazı ile, Hacıtahiroğlu'nun tercümesi ise kendi vezni ile manzum olarak yapılmıştır. Fakat Hacıtahiroğlu tercümesinin henüz 2113 beyti yayınlanmıştır. Mesnevî'nin tamamı 25.618 beyittir.

Batı'da Mesnevî üzerine en ciddi araştırmayı yapan ve bu eseri tercüme eden İngiliz şarkiyatçısı Reynold A. Nicholson'dur. Nicholson'un bu konudaki eseri 8 cilttir.

* DİVÂNİ KEBİR:
Mevlânâ'nın en güzel şiirleri Divanı Kebir'dedir. Bu divanda 2073 gazel ve 1791 rubai vardır. Buna göre rubailer 3506 beyittir. Gazeller de 21.366 beyittir ki böylece eser 24.872 beyit oluyor. Fakat basma nüshadaki beyitler daha fazladır.

* MESNEVÎ:
Mevlânâ'nın yalnız islâm ülkelerinde değil bütün dünyada en çok tanınan eseri budur. 6 cilttir ve 25.618 beyitten oluşur. Mevlânâ bu eserinde vahdeti vücut inanışını öğretiyor, Allah'a varma yollarını arıyor ve Kur'ânı Kerîm ile 0'nu,getiren Hz. Muhammed ona ilham kaynağı oluyor.

* FİHİ MÂFİH:
Mevlânâ meclislerinde, onun yaptığı konuşmaları bir araya getiren bu eserde 70'ten fazla sohbet vardır. Farsça ve düz yazı ile yazılmıştır. Sohbetlerin ana konusu tasavvuftur.

* MEKTUBAT:
Bu eser, Mevlânâ'nın mektuplarının toplanmasından meydana gelmiştir. Eserde 141 mektup yer alır. Bunların çoğu birisini tavsiye etmek veya birine yardım edilmesini istemek için yazılmış mektuplardır.

* MECALİSİ SEB'A:
Mevlânâ'nın yedi vaazını bir araya toplayan ve "Mevaizi Mecalisi Seb'a" adını taşıyan bu eserde yine tasavvufla, ahlâkla ilgili konular, öğütler yer alır.

---

* Mevlânâ'dan örnekler
(Mevlana'nın eserleri Türkçeye bir çok kişi tarafından tercüme edilmiştir. Bizce Abdülbaki Gölpınarlı 'nın tercümeleri en iyilerindendir. Örnekleri daha çok Gölpınarlı 'nın tercümelerinden aldık.)
- "Ey rüşvet yiyen, sen fil yavrusunu yiyorsun. Bu yüzden fil sana düşmandır. Bir gün gelip seni yok edecektir."
-  "Yaratılış daimidir ve dünya bir savaş âlemidir. Eskiler yıpranıp gider, yeniler gelir. Fakat biz, dünyayı öylece hep durur gördüğümüzden bu sürekli yenilenmeden pek haberdar değiliz."
-  "Her sebep eserinden yücedir. Çakmak kıvılcımdan üstündür. Zaman bakımından dal meyvadan önce gelir, fakat hüner bakımından meyva daldan ileridir. Çünkü ağaçtan maksat meyvadır. Şu halde, gerçekte meyva evveldir, ağaç sonra gelir." 
-  "Rebabın dili Türk olsun, Rum olsun, Arap olsun, âşıkların dilidir... Rebab aşk susuzlarını sular, dostlara munis olur. Bulut nasıl gül bahçesindeki gülleri sularsa, rebab da öyledir, ruh gıdasıdır, aklı başında olanların sâkîsidir..." 
-  "Sohbet vardır, kılıca benzer; bostanı, ekini kış gibi kesip biçer. Sohbet vardır, ilkbahara benzer; her tarafta sayısız meyvalar bitirir."   
-  "Adalet her şeyi lâyık olduğu yere koymaktır: Ayakkabı ayağında, külah başında."

---

HEP YUKARILARA DOĞRU

Seni bildim bileli,
ey balçık dünya,
başıma nice belalar geldi,
nice mihnet ve dert.
Seni sırf beladan ibaret gördüm,
seni sırf mihnetten, dertten ibaret.

İsa'nın yurdu değilsin sen,
yayıldığı yersin eşeklerin.
Nerden tanıdım seni bilmem ki,
nerden parçası oldum bu yerin?

Bana vermedin bir yudum tatlı su
sofranı yaydın yayalı.
Elimi, ayağımı bağladın gitti,
elimin ayağımın farkına varalı.

Bırak da bir ağaç gibi,
yerin altından çıkarıp ellerimi,
sevgilinin havasıyla haşir neşir olayım,
uzayıp gideyim bari.

Ey çiçek, dedim çiçeğe,
dedim, bu küçük yaşta sen,
neden ihtiyar oldun bu kadar,
dedim, nasıl oldu bu böyle?

Çocukluktan kurtuldum, dedi çiçek,
sabah rüzgârını tanıyalı;
zira, hep yukarılara doğru çıkar
yukarlardangeimiş bir ağaç dalı.

Ve ilâve etti çiçek:
Madem aslımı tanıdım,
madem topraktan olma değilim ben,
madem mekânsızlık âlemi aslım,
artık bana tek bir şey düşecek:
Yücelip aslınia gitmek

Sus yeter artık
var git yokluğa haydi,
yoklukta yok ol.
Git, yokluklardan tanı
yokluktan var olanı!

---

MESNEVI'den

(Abdullah Özlemiz Hualahinoğlu'nun Mesnevi tercümesinden ilk beyitler.)
Dinle neyden duy neler söyler sana,
Derdi  vardır  ayrılıklardan  yana,

"Kestiler sazlık içinden, der beni;
Dinler, ağlar: Hem kadın, hem er beni.

Göğsü göz göz ayrılık delsin de bir,
Sen o gün benden işit özlem nedir.

Her kim aslından uzak düşsün: Arar;
"Asl"a dönmekçin bir uygun gün arar.

Dost'a kâh yoldaş olup, kâh düşmana,
İnleyip sesler duyurdum her yana.

Dost olur zannınca her insan bana,
Sırlarım gel gör ki meçhuldür ona.

Sırlarım olmaz iniltimden uzak,
Her göz etmez fark, işitmez her kulak.

Saklı olmaz birbirinden can ve ten,
Canı görmekçin izin yok bil ki sen.

Bir ateştir, yet değildir ney sesi;
Kim ateşsizdir: Yok olsun böylesi.

Sevgiden ağlar eğer ağlarsa ney,
Sevgiden çağlar eğer çağlarsa ney.

Ney o şeydir: Perde yırtıp perdesi,
Dost edinmiş dosta hasret herkesi.

Hem devadır ney denen şey hem zehir,
Bir bulunmaz arkadaştır: Hemfikir.

Anlatır ney: Aşkı Mecnun'un nedir,
Kanlı bir yoldan haber vermektedir.

Müşteri ancak kulak: Söz satsa dil,
Ancak âşık akla mahrem, böyle "bil.

Derdimizden gün zamansız dolmada,
Her yanlış bir günle yoldaş olmada.

"Geçti gün" der, etmeyiz yersiz keder;
Var ol, ey sen tertemiz insan, yeter.

Yurdudur engin: Balık kanmaz suya,
Rızk eğer eksikse: Gün dolsun mu ya!

Anlamaz olgun adamdan, ham adam;
Söz hem az hem öz gerektir vesselam.

---

DEĞİRMEN

Gönül buğday tanesine benziyor,
bizse değirmene.
Değirmen nereden bilecek
Bu dönüşün hikmeti ne?

Değirmen taşına benziyor beden,
düşünce ve kaygı, suyu.
Su kulak kabarttı, dinledi.
taş başından geçeni söyledi durdu.

Su der ki:
Değirmencidir suyu arka döken,
ona sor sen bu işi.
Ey ekmek yiyen, der sana değirmenci,
ekmekçi dediğin de kim oluyor
bu değirmen bir dönmedi mi?

Başından geçenler uzar gider,
gelmez sonu bir türlü.
Tanrı sayesinde marifet değirmeni
bir hayli tane öğüttü.

Söylesin sana, ona sor.

Tebrizli Şems, devlet kuşu.
Padişahın kutluluk göğünde
yücelere doğru
uçuyor da uçuyor.





Mevlana Celaleddin Rumi yazısı toplam 5188 defa okundu
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar Sayfayı Yazdır    Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar
Mevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler YazarlarMevlana Celaleddin Rumi | şairler Yazarlar