Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi

Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi



Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
 
Büyük Selçuklu Imparatorluğu
Kategori : Islam Tarihi

Büyük  Selçuklu İmparatorluğu

11. yüzyılda cihan imparatorluğu kuran Selçuklular Anadolu'yu Türklerin ikinci anayurdu yaptılar.

Selçuk Subaşı
Yabgu Devletinin sübaşılık (başkumandanlık) görevini, Kınık boyunun beyleri üstleniyor, bu makamı ırsî olarak ellerinde tutuyorlardı. 9. yüzyılın sonlarında ve 10. yüzyılın başlarında Oğuz Devletinin sübaşısı Kınık boyunun beyi Dokak Bey idi. Dokak Bey, Hazar bozkırlarında yaşayan bütün Türk boyları arasında TemirYalıg (Demir Yaylı) lakabı ile anılıyordu. Gerçekten de demir gibi kuvvetli, kendisine güvenilen ve danışılan bir insandı. Yay ise eski Türklerde hâkimiyet simgesi idi. Onun, efsanevî Türk hükümdarı Alp Er Tunga'nın soyundan olduğunu söyleyen tarihçiler de vardır (Bunlardan biri Tuğrul Bey'in veziri İbn Hassul'dur).

10. yüzyılın başlarında doğan ve Ookak Bey öldüğü zaman henüz 1718 yaşlarında otan oğlu Selçuk Bey, Yabgu'nun yanında görev aldı ve yetişti. Daha sonra da Yabgu Oğuzlarına subaşı oldu. Bir süre sonra Yabgu ile arası açılan Selçuk Bey, kendisine bağlı kalabalık Oğuz kütleleriyle, Maveraünnehir'e doğru göç etti. Çok sayıda at, deve, koyun ve sığırı da yanlarında götürdüler. Bu göçün asıl sebebi yer darlığı ve otlak yetmezliği idi. Selçuk Bey 960'ı takip eden yıllarda Seyhun (Sırderya) nehri kenarında yine bir Oğuz şehri olan Cend'e geldi. Maveraünnehir'den daha evvel göçetmiş Müslüman Türkler de burada oturuyordu. Selçuk Bey'in Türklerle diğer İslâm ülkeleri arasında bir sınır teşkil eden Cend'e gelişi, tarihte önemli bir çağın başlangıcı sayılır.

* Selçuk Bey Müslüman oluyor ve kendi devletini kuruyor.
Selçuk Bey, bu yeni bölgenin siyasî ve sosyal şartlarını da değerlendirerek, kendisine bağlı Oğuzlarla birlikte Müslüman oldu. Buhara ve Harezm gibi yakın İslâm ülkelerinden de din adamları istedi. Böylece, Türkmen adıyla da anılan bu Türk kütlesi, siyasî ve sosyal yönden yeni bir hüviyet kazanmış oluyordu. Artık o, islâmiyet için 'cihad'a hazır bir 'gazi' idi. Nitekim, Oğuz Yabgusunun memurları Cend şehrine yıllık vergiyi almak için geldikleri zaman "Ben kâfirlere haraç vermem" diye onları uzaklaştırdı. Gerçekten de Oğuz Yabgusu henüz Müslümanlığı kabul etmemişti. Bundan sonra islâmiyeti yaymak için mücadeleye başladı. Oğuz Devletine karşı yaptığı çarpışmalardan iki önemli fayda sağladı. Birinci fayda, Müslüman Oğuzların kendisine katılması ve savaşlarda görev alması oldu.ilkinci fayda ise, Cend şehri ve civarında Yabgünun nüfuzunu kırarak kendi bağımşızlığını ilân etmesi idi. Komşu devletler de onun bağımsızlığını tanıdılar. Artık Selçuklu Devletilaırulmuş oluyordu. Şimdilik küçücük bir devlet idi ve tam bağımsız sayılamazdi.

Bu sırada Türk Karahanlı Devleti ile İranlı Sâmanî Devleti savaş halindeydiler. Sâmanî Devleti Selçuk Bey'den yardım istedi. Selçuk Bey'in hem yeni topraklara ihtiyacı, hem de Büyük Türk Hakanlığı'nda gözü vardı. Oğlu Arslan Bey'in kumandasında gönderdiği kuvvetler sayesinde Sâmani Devleti Karahanlılara galip geldi. Bunun sonucu ve karşılığı olarak da BuharaSemerkant arasında, Nûr kasabası yakınlarında bir bölge 'yurtluk' olarak Selçuklulara verildi.

Şimdi Selçuklu Devleti, bir yanda Karahanlı Türk Devleti, öbür tarafta İran Sâmanî Devleti olmak üzere iki büyük devlet arasında yer almış bulunuyordu ve burâda tutunmak zorundaydı. Selçuklulâr iki devletle ilişkilerini bütün fırsatları değerlendirerek dengelediler.
Karahanlılar 992 de Sârnanîlerin başkenti Buhara'yı zaptettiler. Sâmanîler bölgeye, yani Maveraünnehir'e ancak Oğuz Devletinin yardımı ile tekrar hâkim olabildiler. Fakat artık Sâmanî Devletlinde huzursuzluk ve kargaşa yoğunlaşıyordu. Bundan Gazne Türk Devleti de yararlanmak istedi. Çünkü yeni Gazne Türk Devleti henüz Sâmanîlere bağımlı olmaktan kurtulamamıştı ve kurtulmak için fırsat kolluyordu.

Sâmanî Devleti Büyük hakanlığı elinde tutan kuvvetli Karahanlı Devleti ile gittikçe kuvvetlenen Selçuk ve Gazne Türk devletleri arasında yok olmaya mahkumdu. Türk devletleri de Büyük Hakanlık için birbirleriyle mücadeleye başlamışlardı. Selçuklular, topraklarını kaptırmamak için büyük mücadele verdiler ve yavaş yavaş üstülüklerini kabul ettirdiler.

Selçuk Bey, 1009 yılında 10 yaşlarında öldüğü zaman, devleti iyice teşkilâtlanmış, Selçuklu imparatorluğumun ve diğer Selçuklu devletlerinin temelleri atılmış. Selçuk Bey'in dört oğlu vârdı: Mikail, Arslan, Yusuf ve Musa. En büyük oğlu Mikail babası hayatta iken bir savaşta (998'de) ölmüştü. Onun oğulları Çağrı ve Tuğrul, dedeleri Selçuk Bey tarafından yetiştirildiler, ikinci oğlu Arslan "Yabgu" unvanı ile idareyi aldı. "Yınal" unvanı ile yeni devletteki görevini alan üçüncü. Oğul Yüsüf da erken ölmüştü. Arslan'ın yardımcısı durumunda ölen dördüncü oğlu Musa, daha sonra Arslan ölünce Yabgu oldu ve uzun bir ömür sürerek 1066'ya kadar yaşadı. Fakat, yabgu olarak anılmasına rağmen uzun süre bü makamda kalmadı. Sadece 4  yıl yabguluk yaptıktan sonra yerini (yabguluğu) yeğenine' bırakmıştı. .

* Çağrı ve Tuğrul kardeşler
Selçuk Bey öldüğü zaman torunları Çağrı ye Tuğrul Bey'ler 1721 yaşlarında idiler vö;devlet idaresinde 'bey' olarak görev yapıyorlardı. Selçuklu ailesine mensup beyler, yeni yabgu Arslan Bey'e bağlı idiler, ama emirlerindeki kuvvetlerle ve karşılaştıkları durumlara göre serbest hareket ediyorlardı. Bunların ara sıra destek vermelerine rağmen Sâmanî Devleti Karahanlılara mağlup oldu. Batı Karahanlılar BuharaSemerkant bölgesini ele geçirdiler. Şimdi Selçuk Beyleri güçlü Karahanlılarla karşı karşıya idiler ve üstelik Karahanlılar Gaznelilerle de anlaşmış bulunuyorlardı.

Batı Karahanlılar Selçuklulardan çekiniyordu. Bir yandan kuvvetlerinden yararlanmak için onları kendilerine çekmek istiyorlardı ama, bir yandan da onlara güvenmek istemiyorlardı. Karşılıklı güvensizlik arttı ve karşılaşma kaçınılmaz oldu. Tuğrul ve Çağrı kardeşler, bu karşılaşmadan önce, Doğu Karahanlı hükümdarı Buğra Han'a başvurdular ve kendilerinden yana tavır almasını istediler. Sonra da Buğra Han: in arzusuna uyarak Talaş bölgesine gittiler. Çünkü bulundukları yer onlara dar geliyordu. Buğra Han da Selçuklulardan çekiniyordu. Çünkü Selçukoğulları'nın hakanlık peşinde olduklarını biliyordu. Onun için, aralarındaki bir anlaşmazlığı bahane ederek Tuğrul Bey'i tutuklattı.

Tuğrul Bey'in kardeşi Çağrı Bey (Çakır Bey de denir), şiddetli bir baskınla Buğra Han'ın kuvvetlerini yendi, bazı kumandanlarını esir aldı ve kardeşi Tuğrul Bey'i kurtardı. Tuğrul ve Çağrı Beyler Talas'tan tekrar Maveraünnehir'e, Buhara taraflarına döndükleri zaman burası Batı Karahanlı ailesinden Ali Tegin'in İdaıjesine geçmiş bulunuyordu. Ali Tegin Selçükoğulları'na bir yandan askerî güçle karşı koyarken, öbür yandan Türkistan^ daki meliklere ve sultanlara mektuplar yazarak yardım istedi, işte, bir yandan bu' siyasî baskılar, öte yandan yer darlığı ve otlak yetmezliği yüzünden, Selçuklular kendilerinedaha huzurlu bir yer aramak için, Anadolu'ya doğru bir akın düzenlemek zorunda kaldılar.

* Rüzgâr gibi uçan atlar üzerinde uzun saçlı Türkmenler
Tuğrul ve Çağrı Beyler, tıpkı Göktürk başbuğları Bilge ve Kül Tegin kardeşler gibi hareket ediyorlardı. Tam "blr'dayanışma içinde idiler. Aralarında nifakçıları barındırmadılar. Büyük kardeş Çağrı Bey, Kül Tegin gibi eşsız bir savaşçı, küçük kardeş Tuğrul Bey ise siyasî bir deha sahibi idi. iki kardeş, başlarında bulundukları OğuzTürkmen boyları için, batıda geniş ölçüde bir keşif seferi yapmak üzere anlaştılar. Tuğrul Bey halkı, hücuma maruz kalmayacağı bozkır bölgelerine çekti. Çağrı Bey ise 3 bin kişilik süvari kuvveti ile Anadolu'ya doğru hareket etti. Gazneliler idaresindeki Horasan ve Azerbaycan üzerinden ilerleyerek,,ama buralarda eğlenmeden, Bizans'ın doğu eyaleti olan Van Gölü etrafında göründü. Burada, Ermeni Vaspuagan Krallığı'nın kuvvetlerini bozguna uğrattı ve topraklarını işgal etti. O devir kaynaklarında, Bizans'ın doğu eyaletlerinde görülen Çağrı Bey'in süvarilerinden "Rüzgâr gibi uçan atlar üzerinde, uzun saçlı, yaylı ve mızraklı Türkmenler..." diye söz ediliyor.

Çağrı Bey Van dolaylarını ele geçirdikten sonra kuzeye yöneldi. Burada Gürcü kuvvetleri onunla çarpışmaya cesaret edemeyerek çekildiler. Daha kuzeyde bulunan Ermeni Ani Krallığı, Çağrı Bey'i durdurmaya çalıştı. Fakat Çağrı Bey, sayısı az ama rüzgâr kanatlı süvarileriyle ve bozkır taktiği ile Ani Krallığı kumandanı Vaşak Pahlavuni'nin kalabalık ordusunu bozguna uğrattı. Bu savaşta Pahlavuni öldü. Bundan sonra Doğu Anadolu bölgesinde bulunan Ermeniler, Bizans'ın hakimiyetindeki Orta Anadolu'ya doğru göç ettiler. Çağrı Bey, Ermeni ve Gürcü memleketlerinde bir süre kaldıktan sonra, 1021 yılında, Maveraünnehir'deki kardeşi Tuğrul Bey'in yanına döndü. Böylece sonuçlanan keşif seferinde, yurt edinecekleri bölgeyi tespit etmiş oluyorlardı. Artık Türkmenlerin hedefi Anadolu olacaktı.

* Aralan Yabgu'ya yapılan oyun
Üçüncü kardeş Arslan Bey'in, Selçuk Bey öldükten sonra yabgu olduğunu söylemiştik, Arslan Yabgu da Maveraünnehir'de dar bir alanda bulunuyordu, ama durumu gittikçe kuvvetlenmekte idi. Çünkü Karahanlılar arasında iç mücadele başlamıştı. Ulu Hakan Yusuf Kadir Han'a isyan eden kardeşi Ali Tigin, Ulu Hakanlığa göz dikmişti. Bu durumda Arslan Yabgu, kardeşlerinin reisliğindeki Oğuzların topraklarını işgal etmiş bulunan Ali Tigin'e karşı Ulu Hakan Yusuf Kadir Han'ı destekledi. Ote yandan.Gazneliler de Ali Tigin'e karşı ve Ulu Hakan'dan yana bir tavır aldılar.

Fakat, hem Gazneliler hem de Karahanlılar"Selçukluların gittikçe kuvvetlenmesinden endişe duyuyorlardı, Arslan Yabgu'nun emrinde onbinlerce Türkmen süvarisi vardı. Çağrı Bey ise Gazneli topraklarından geçerek Anadolu'da başarı ile sonuçlanan akınlar yapmış, Selçukluların itibarını arttırmıştı. Üstelik Selçukoğulları birbirlerini tutuyor ve dayanışma içinde bulunuyorlardı.

Bu durumu değerlendiren Yusuf Kadir Han, Gazneli Mahmud ile görüşmek istedi. İki Türk hükümdarı 1025 yılında Semerkant yakınında buluştular. "Maveraünnehir Görüşmesi" diye anılan bu buluşmada, Kadir Han, Selçukluların Gazneli Devleti için de büyük bir tehlike olduğunu söyledi ve Sultan Mahmud'dan, Selçukluların Maveraünnehir' den uzaklaştırılmasını veya zararsız hâle getirilmesini istedi. Gazneli Mahmud aynı düşüncedeydi. Kendisi Hint seferine çıkacaktı ve o sırada Selçukluların ülkesine saldırmalarından korkuyordu. Onun için bir hile düşündü. Önemli meseleleri görüşmek ve güya kendisine danışmak için Arslan Yabgu2 yu Semerkant'a davet etti. Semerkant'a gelen Arslan Yabgu'yuhile ile tutuklattı ve Hin, distan'a sürdü. Burada bir kaleye kapatılan Arslan Yabgu 7 yıl sonra (1032'de) öldü.

Arslan Yabgu'nun tutuklanmasından sonra ona bağlı Türkmenler bir süre başsız kaldı ve bir kısmı dağıldı. Çağrı ve Tuğrul Beyler bunları bir araya toplamak, kendi Türkmenlerine katmak için çalıştılar. Bu sırada 4 bin hanelik bir grup, Gaznelilerin müsaadesi ile Horasan'ın çeşitli bölgelerine geçtiler. Bunlardan büyük bij4grup kendi başbuğlarının idaresinde Irak'a gittiler.ve bundan sonra Irak Türkmenleri olarak anıldılar. Diğer bazıları da Anadolu'ya ve oradan Azerbaycan'a geçtiler.

Gazneli Mahmüd'un Arslan Yabgu'yu hile ile tutuklatmasını ve Hindistan'a sürmesini Tuğrul ve Çağrı kardeşlerle Arslan Yabgu1 nun oğulları unutamadılar ve tam bir dayanışma içinde, intikam almayı akıllarına koydular. Fakat, devrin en güçlü devleti olan Gaznelilerle açık bir savaş yapacak durumda değillerdi. Selçuklular âjfâsirida Tuğrul ve Çağrı Beyler artık ön planda idiler. Türkmenlerin idaresi tamamen onlarda idi. Fakat, töre ve teşkilât gereği, öteki amcaları Musa Bey'i yabgu seçtiler.

* Ali Tigin'in kışkırtmaları
Ulu Hakan'a baş kaldıran ve kendi devletini kuran Ali Tigin, Selçukluların toparlanmasından, güçlenmesinden tedirgin oluyordu. Gazneli Mahmud Ulu Hakan Kadir Harfla görüşmek için Maveraünnehir'e geldiği zaman, Buhara'dan kaçmış, ama sultan ayrıldıktan sonra tekrar dönerek hâkimiyetini devam ettirmişti. Ali Tigin, Tuğrul ve Çağrı kardeşlere elçiler göndererek, Karahanlı Devleti içinde Arslan Yabgu'nun yerini almalarını ve bu ülkeyi ortak yönetmelerini teklif etti. Ama bu bir hile idi ve ÇağrıTuğrul kardeşler teklifi reddettiler. Ali Tigin bu defa Selçuklu ailesinden olanları birbirine düşürme yolunu aradı. Musa Yabgu'nun oğlu Yusuf'a geniş topraklar vererek onu Türkmenlerin yabgusu yapmak istedi. Yusuf tarafından da reddedildi. Bunun üzerine Ali Tigin bir baskınla Yusuf'u öldürttü. Baskını gerçekleştiren Karahanlı kumandan Alp Kara idi. Çağrı ve Tuğrul kardeşler ile Musa Yabgu buna şiddetli bir hücumla karşılık verdiler. Karahanlı ordusunu yenip Alp Kara'yı öldürdüler.

Fakat çok geçmeden Ali Tigin bütün kuvvetlerini tekrar topladı, dört taraftan hücuma geçerek Selçuklulara ağır kayıplar verdirmeye başladı. Bunun üzerine Selçuklular Harezm'e çekilmek zorunda kaldılar ve Gaznelilerin valisi Altıntaş'ın gösterdiği bölgede oturdular. Bu sırada Gazne Sultanı Mahmud ölmüş, yerine oğlu Mesud geçmişti (1030). Bu tarihten itibaren Gaznelilerin siyasetinde önemli değişiklikler oldu. Sultan Mesud, Altıntaş'ı Ali Tigin'e karşı bir sefer hazırlamakla görevlendirdi. Fakat Altıntaş o günlerde öldü. Sultan onun yerine oğlu Harun'u vali tayin etti. Ali Tigin, Gazne tehlikesine karşı Selçuklulara sokulmak zorunda kaldı. Selçuklular ne pahasına olursa olsun bağımsız bir devlet kurmak istiyor, bunun için her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorlardı. Onun için, düşmanlıklarını unutmadıkları Ali Tigin'e müsait davrandılar.

Öte yandan, Harezm Valisi Harun, 1034 ilkbaharından itibaren Gaznelilere karşı bağımsızlık savaşını başlatmıştı. Harun da babası gibi Selçuklularla iyi ilişkiler içindeydi. Babası Harezm bölgesinde kendilerine yerleşmek için yer gösterdiğinden, Selçuklular onu destekliyorlardı. Ama Selçukluların asıl amacı, yukarıda da belirttiğimiz gibi tam bağımsız bir devlet kurmak idi. Şimdi, en güçlü rakip Gazneli Devletine karşı üçlü bir ittifak kurulmuştu: Karahanlılara karşı bağımsızlığını ilân eden Ali fiğin' in kurduğu devlet, Harezm'de bağımsızlık mücadelesi veren Harun ve Selçuklu Türkmenleri.

* Eski düşman: Şahmelik
Tuğrul ve Çağrı kardeşlerle, yabgu ilân ettikleri amcaları Musa'nın Türkmenleri arasında dayanışma, bağlılık tamdı. Zaten Selçukluların büyük bir imparatorluk kurmalarını sağlayacak en önemli sebeplerden biri, bu dayanışmanın sonuna kadar devam etmesi olacaktı.  Fakat bu sırada ard arda meydana gelen iki olay, Selçukluları çok güç durumda bıraktı. Birinci olay, Oğuzların Baranlı (Koyunlu) boyundan olan YeniKent yabgusu Ali'nin oğlu ve Cend hâkimi Şahmelik'in yaptığı bir baskın idi. Şahmelik'le Selçuklu ailesi arasında eski bir düşmanlık ve kan dâvası vardı. Çöl yolundan gizlice geçen Şahmelik, 1034 yılının Kurban Bayramı günü Türkmenleri gafil avlayarak 78 bin kişiyi öldürdü ve bir çok esir aldı. Bir hayli de at ele geçirdi, ikinci olay, aynı yıl ölen Ali Tigin'in oğullarının da.Selçuklulara cephe alması idi.

* Horasan'a göç.
Tuğrul ve Çağrı beyler, bu sıkışık ve güç durumdan ancak Horasan'a geçerek sıyrılabileceklerini düşündüler ve Türkmenlerin! toplayıp Horasan'a geçmeye karar verdiler. 1035 yılının Mayıs ayında, Gazneli Devletinden izin almaksızın Horasan'a gitmek üzere Ceyhun Irmağı'nı aştılar. Bu rahat bir geçiş olmayacak, karşılaştıkları Gazneli birlikleriyle çarpışmak zorunda kalacaklardı. Çünkü o devirde amaçlarına ulaşmak için en uygun yer, il tutulacak yer Horasan'dı. Horasan'a hâkim olan, İran'a ve bütün Yakın Doğu'ya hâkim olabilirdi.

Tuğrul ve Çağrı beyler, amcaları Musa Yabgu, Tuğrul Bey'in ana bir, baba ayrı üvey kardeşi ibrahim Yınal, bir arada idiler ve kuvvetlerini birleştirmişlerdi. Horasan topraklarında Merv ve Nesâ'ya doğru ilerledikçe, oralarda başsız kalmış Türkmenler de onlara katılıyordu. Selçuklu başbuğları Nesâ'ya kadar bir engelle karşılaşmadılar. Bu şehre gelince, şehrin valisine başvurarak, kendilerine yerleşecekleri topraklar vermesi için sultan nezdinde arabuluculuk yapmasını istediler. Bu is
tek Gazne Sultanı Mesud'u telâşa düşürdü. Bağımlı yaşamaya tahammülleri olmayan bu savaşçı Oğuzların çok geçmeden baş kaldıracaklarını, ona karşı geleceklerini biliyordu. Onun için Nişapur'a giderek büyük bir ordu hazırlattı. Fillerle de takviyeli olan bu büyük ordu, görünüşte bütün Türkistan'ı zaptedecek kadar güçlüydü. Ordunun kumandanı BeğToğdı (Beydoğdu) idi.

Selçuklular Horasan'a gelirken bu ihtimali de düşünmüşlerdi ve her an savaşa hazır idiler. Fillerle takviyeli Gazneli ordusunu Nesâ ovasında karşıladılar ve büyük bir bozguna uğrattılar. 1035 yılında ve haziranın son haftasında Gaznelilere karşı kazanılan bu ilk zafer, Selçukluların kendilerine olan güvenlerini kuvvetlendirdi. Artık burada bir devlet kurabileceklerini anlamışlardı. Nesâ ovasındaki bu yenilgiden sonra Sultan Mesud, üç vilayeti Selçuklulara terk etmek ve onlara bir çeşit muhtariyet vermek zorunda kaldı. Bu üç vilayet Nesâ, Ferave ve Oihistan idi. Her vilayete bir Selçuklu başbuğ hâkim olacaktı. Gazne hükümdarı bir süre sonra (Ağustos 1035'te) bu başbuğlara hilaf, menşur ve sancak da gönderdi.

Fakat Selçuklular bununla yetinmediler. Üç vilayet daha istediler ve istediklerini almak için akınları başlattılar. Bunun üzerine Gazneli Sultanı Mesud, büyük bir savaşla Selçuklu tehlikesini tamamen ortadan kaldırmaya karar verdi. Ama Sultan Mesud, babası Sultan Mahmud gibi ilerisini göremiyor, durumları iyi değerlendiremiyprdu. Kendisi Hindistan fütuhatına giderken, büyük bir orduyu da başkumandanı Hâcib Sübaşı'nın emrinde bırakarak onu Selçukluların üzerine gönderdi.

* Tuğrul Bey tahta oturuyor
Hâcib Subaşı kumandasındaki Gazneli ordusu ile Selçuklular arasında, Serahs yakınlarında büyük bir savaş oldu. Çağrı Bey'in askerî dehası ve gayretiyle, Selçuklular yine galip geldi (Mayıs 1038). Bu ikinci zaferle Selçuklular artık Horasan'a hâkim olmuş sayılırlardı. Çağrı Bey Merv'i, Musa Yabgu Serahs'ı, Tuğrul Bey ise Horasan'ın başkenti Nişapur'u aldılar. Tuğrul Bey'in üvey kardeşi İbrahim Yınal, öncü ve temsilci olarak, Gazne ordusunun terketmek zorunda kaldığı Nişapur'a girdi. Burada Tuğrul Bey adına hutbe okutmaya başladı ve TuğrulBey'i törenle karşılamak için hazırlık yaptı.

Tuğrul Bey Nişapur'a, maiyetindeki 3 bin atlı ve parlak bir törenle girdi. Kolunda, Türk hâkimiyet alâmeti olarak bir yay taşıyordu. Sultan Mesud'un Nişapur'daki tahtına oturduğu zaman şehrin en saygılı ve ileri gelen kişisi olan Kadı Said ona "Efendimiz" diye nitap etti. Tuğrul Bey derhal Selçuklu İdaresini kurmaya ve teşkilâtlandırmaya başladı. Yeni memurlar tayin etti. Kendisini yalnız Horasan'a değil, sınırlar ötesine de kabul ettirmişti. Nitekim, daha aşağıda ayrıntılı olarak bildireceğimiz gibi, Abbasî Halifesi, Tuğrul Bey'e elçiler gönderdi. Bu, halifenin Horasan hâkimi ve bütün Türkmenlerin başı olarak Tuğrul Beyi tanıdığı anlamına geliyordu.

* Dandanakan Zaferi
Bu zafer, yalnız Selçukluların değil, bütün Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir
Hindistan fütuhatına çıkan Sultan Mesud, Horasan'da olup bitenleri öğrenince, süratle oraya döndü. 300 savaş fili, 50 bin süvari ve piyadeden oluşan ordusunun başında Serahs'a doğru ilerledi. Etraftan topladığı yeni kuvvetlerle bu ordu daha da büyüdü. Sayı ve teçhizat bakımından Selçuklularla mukayese edilemeyecek kadar üstündü. O devrin tarihçisi Bayhakî bu orduyu "Bütün Türkistan'ın karşı koyamayacağı kadar büyük ve teçhizatlı bir ordu" diye tarif ediyor.

O sırada Çağrı Bey Serahs'ta idi. Tuğrul Bey ve Musa Yabgu da kuvvetlerini toplayarak Çağrı Bey'in yanına gittiler. Bütün ordu 20 bin süvariden ibaretti. Bu büyük dengesizlik karşısında Selçuklu başbuğları yıpratma savaşı yapmaya karar verdiler. Onun için dağınık şekilde ve kararlaştırdıkları plana göre çöllere çekildiler. Gazneli ordusu onları bu çöllerde takip edemezdi. Bu sırada Sultan Mesud, Kasım Î039'da, Selçuklular tarafından boşaltılan Nişapur'a girdi. Selçuklular baskınlarla Gazneli ordusunu rahatsız etmeye başladılar. Bu rüzgâr kanatlı Türkmenlerin üstesinden gelebilmek için, Sultan Mesud, ordusunu çöl savaşı için yetiştirmek, talimleri ona göre yaptırmak için gerekli emirleri vermişti.

Bahar gelince Selçuklular. Çağrı Beyin ısrarı ile ortaya çıkıp, açık savaş yapmaya karar verdiler.Çağrı'nın askerî dehası bir kere daha görülüyordu. Gazneli ordusunun önünde görünüp yavaş yavaş kuzeydeki çöllere çekiliyor, onları yolsuz bölgelere çekiyor ve geçecekleri yerdeki kuyuları bozarak 100 bin kişilik orduyu susuz bırakıyordu. Bu arada baskın şeklindeki hücumlarla Gazneli ordusunun hem maneviyatını bozuyor hem de onlara ağır kayıplar verdiriyordu. Selçuklular Merv yakınındaki Dandanakan hisarının önünde meydan savaşını kabul ettiler. Savaşın kazanılması çok zordu. Onun için ağırlıklarını geri yolladılar. Bozgun olursa kolayca çekilmek için tedbir aldılar.

Savaş, üç gün boyunca ve bütün şiddeti ile devam etti. Selçuklular bütün güç ve cesaretleriyle, savaş hünerinin bütün incelikleriyle ve başbuğlarına olan sarsılmaz güvenle savaşarak Gazneli ordusunu korkunç bir bozguna uğrattılar ve büyük bir kısmını imha ettiler. Sultan Mesud 100 kadar atlr ile kaçarak canını kurtardı. Fakat Hindistan'a giderken yolda kendi adamları tarafından öldürüldü. Sultan Mesud'un hazineleri, pek çok silâh ve malzeme Selçukluların eline geçmişti. Dandanakan Savaşı Selçuklular için bir kurtuluş savaşı idi. Bu zaferle asıl emellerine nihayet ulaşmış, tam bağımsızlık elde etmişlerdi (23 Mayıs 1040).
Dandanakan Zaferini tarihçilerimiz, "Türklerin İstanbul'u fethi ve Malazgirt Zaferinden sonra en önemli olay " kabul ederler. Çünkü bu zaferden sonra Türkler Akdeniz'e ulaşacak, Rumeli'ye geçecek, dünyanın en büyük imparatorluklarını kuracaklardı.

"TANRI BİZE BİR YURT VE BU GÜZEL YURTTA YENİ BİR DEVLET KURMAK GÖREVİ VERDİ"

Dandanakan Zaferinin ertesi günü, cuma namazından sonra kurulan büyük taht çadırında, Selçuk beyleri, ünlü kumandanlar toplanmıştı. Orta yerde ışıl ışıl bir taht duruyordu. Bu tahta, o gün kuruluşu ilân edilecek yeni Türk devletinin hakanı oturacaktı. Çadırın önünde tuğlar dalgalanıyor, etrafında at koşturan savaşçılar nâra atıyorlardı. Çok uzakta olmayan OğuzTürkmen boyları da akın akın gelmiş, ovayı doldurmuştu. Herkes sevinç ve heyecan içindeydi. Büyük taht çadırının içinde ve dışında bir an herkes sustu. Bir bey, ölçülü adımlarla tahta doğru yürüdü. Üzerinde savaş elbisesi vardı. Heybetli, dinç, vakur idi. Tahta oturdu.

Bu, Tuğrul Bey idi. Onun tahta oturduğu çadır dışında bekleyenlere duyurulmuş ve bu haberi duymak için susan kalabalık sevinç bağırışları ile tekrar coşmuştu. Zaferin kazanılmasında en büyük rolü eşsiz kahraman Çağrı Bey oynamıştı ve o, büyük kardeş idi. Ama, hükümdarlığı isteyerek ve ısrarla kardeşine bıraktı. Devlet idaresinde askerî kabiliyetten ziyade siyasî kabiliyetin, teşkilâtlanmanın önemli olduğunu biliyor, söylüyor ve onun için kardeşinin sultan olmasını uygun görüyordu. Kendisi elbette ordunun başında, kardeşinin yanında olacaktı.

Tahta oturan Tuğrul Bey gür sesiyle tane tane şunları söyledi:
"Beylerim, kahraman ordumuzun büyük kumandanları, kardeşlerim, bütün milletim! Şükürler olsun, bin defa şükürler olsun ki, Tanrı bize bir yurt ve bu güzel yurtta yeni bir devlet kurmak görevi verdi. Bugün bu görevi yerine getiriyor, bu yeni Türk devletinin kurulduğunu bütün cihana ilân ediyorum. Başbaşa verir, ayrılığa düşmezsek, temellerini azim ve imanla attığımız bu devlet, muazzam bir kuvvete kavuşacak, doğudan batıya, güneyden kuzeye alabildiğine genişleyecektir. Ulu Tanrı Türk'ü daima muzaffer kılsın!"

Daha sonra o devrin âdetlerine uyularak komşu hükümdarlara fetihnameler gönderildi. Bir kaç gün sonra Merv'de Büyük Kurultay toplandı. Tuğrul Bey'in konuşması ile açılan bu kurultayda önemli kararlar alındı. Bağdat'taki Abbasî halifesine bir mektup gönderilerek Horasan'da adaletin tesis edildiği, hak yolundan yürüneceği ve Emirü'lmümin'e (halifeye) sadakat arzedildi.

* Sınırlar dar geliyor
Türklerde devlet, hanedanın müşterek malı olduğu için, mevcut topraklar ve hemen işgal edecekleri topraklar Selçuk ailesinden üç başbuğ arasında paylaşıldı. Tabiî, hanedanın büyüğü devletin de büyüğü idi, bölgelerinde serbest hareket eden öteki başbuğlar ortak hükümdar olarak ona tâbi idiler. Yeni devletin başkenti Nişapur idi. Sultan Tuğrul Bey burada oturacak, Irak bölgesinin de başında bulunacaktı. Çağrı Bey, 'melik' unvanı ile CeyhunGazne arasındaki bölgeyi idare edecekti. Bu bölgenin merkezi Merv şehri idi. Merkezi Herat olan Büst ile Sistan bölgesi Musa Yabgu tarafından yönetilecekti. Hanedanın öteki üyeleri ibrahim Yinal, Kuhistan'a, Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış, Curcan ve Damgan'a, Çağrı Bey2 in oğlu Kara Arslan Kuvart ise Kirman bölgesine tayin edildiler. Bunlar Tuğrul Bey'in emrinde olacaklardı. Böylece tespit edilen idarî bölgelerde bütün şehirler işgal edilmiş, buralarda hâkimiyet kurulmuş değildi, ama, buraların hâkimiyet altına alınmasını engelleyecek bir kuvvet kalmamıştı artık. Bu kararların uygulanması için fetih ve işgaller başlatıldı.

Doğuda, Musa Yabgu yeğeni Ertaş'ın da desteği ile Sistan ve Büst bölgesini hâkimiyeti altına aldı. Gaznelilerin bölgeyi almak için giriştikleri hücumları da başarı ile püskürttü. Selçukluların düşmanı olan ve Harezm'den kaçan Şahmelik'i yakalayarak Tuğrul Bey'e gönderdi. Çağrı Bey'in oğlu Yakutî ise Hint Denizi kıyısındaki Mekrân bölgesini zaptetti. Çağrı Bey'in öteki oğlu Kavurt, Büveyhîlerin elindeki Kirman'ı aldrktan son, ra Hürmüz emirliği ile Arabistan Yarımadası'ndaki Umman'ı da Selçuklu idaresine bağladı. Doğu bölgeleri Çağrı Bey'e ayrılmıştı. Yeni devletin kurulmasında, zaferlerin kazanılmasında birinci derecede rolü olan Çağrı Bey, doğuda hâkimiyeti sağlamış, Gaznelilerden, önemli bir şehir olan Belh'i aldıktan sonra Curcan, Bagdis, Huttalân ve diğer Toharistan şehirlerine de hâkim olmuştu. 1043'te, Çağrı Bey, Tuğrul Bey'le birlikte Harezm seferine çıktı ve burası Selçuklulara geçti.

Çağrı Bey bir ara hastalanınca ülkenin savunmasını oğlu Alparslan'a bıraktı. Çok genç yaşta böyle bir sorumluluk alması Alparslan'ın tecrübesini arttıracaktı. Bu sırada yeni bir saldırıya geçen Gazne kuvvetlerini yenmiş, Karahanlıları püskürtmüş, 1050 yılında Fars bölgesini de alarak buradan Büveyhîleri uzaklaştırmıştı. Artık bölgede Selçuklu hâkimiyetini tanımayan bir kuvvet kalmamıştı. 1059'da tahta çıkan yeni Gazne sultanı ibrahim, Çağrı Bey ile bir anlaşma yapmak zorunda kaldı. Buna göre Hindikuş Dağları iki devlet arasında sınır kabul edildi.

* Çağrı Bey'in vefatı
Çağrı Bey, Selçuklularıt zaferderv zafere koşturan bu ünlü kumandan, artık yorgun düşmüş bulunuyordu. Son olaylardan sonra tekrar hastalandı ve 1060 yılının Mart ayında, Serahs şehrinde, 70 yaşında iken vefat etti. Naaşı daha sonra oğlu Alparslan tarafından Merv'de yaptırılan bir türbeye nakledildi. Çağrı Bey, Anadolu Selçuklu ailesinin dışında bütün Selçuklu hanedanının atası olacaktı. Dört oğlu ve dört kızı vardı. Öldüğü zaman büyük oğlu Alparslan babasının yerine Horasan'da, Kuvart Bey Kirman'da, Yakutî Bey Azerbaycan'da genel vali idiler. Son eşinden olan oğlu Süleyman henüz pek gençti. Tuğrul Bey, Çağrı Bey'in ölümünden sonra onun oğullarını bulundukları yerlerde aynı görevlerde bırakmıştı. Çağrı Bey'in dört kızından biri olan Hatice Arslan Hatun, halife elKaaim biemrillah ile evli idi.

*  Halife elçi gönderiyor
Batıda Tuğrul Bey bazı fetihleri gerçekleştirdi ve hâkimiyetini pekiştirdi. Taberistan ve Curcan'a bizzat giderek buralarını devletine bağladı. Daha sonra "Taberek, Kazvin, İsfahan, Dihistan ve civarını da idaresi altına aldı. Ötede İbrahim Yınal, İran'ın en önemli merkezlerinden olan Rey şehrini zaptetti ve Tuğrul Bey buraya törenle girdi. Daha sonra Berucird ve Hemedan'ı ele geçirdi. Fetihler devam ediyordu, ibrahim Yınal ve Kutalmış'ın emrindeki birlikler, Dînever, Karmîsîn ve Hilvân'ı zaptetti. İbrahim Şehrizûr şehrini aldıktan sonra, Tuğrul Bey'in emri ile Azerbaycan'a gitti. Halife elKaaim biemrillah'ın elçisi işte bu sırada gelmiş ve Tuğrul Bey onu 4 fersah mesafeden hürmetle karşılamıştı. Halifenin elçisi, Tuğrul Bey'den önce gelen ve Irak Türkmenleri dediğimiz Oğuzlarla, şimdi Tuğrul Bey'le gelen Oğuzların yayılma harekâtını önlemesini rica etmişti. Tuğrul Bey de ona "Askerlerim çok kalabalık, mevcut topraklar kâfi gelmiyor" cevabını vermişti.

* Bizans'a karşı ilk zafer
Daha önce Irak'a gelen OğuzTürkmenlerin bir kısmı, Kızıl, Buka, Göktaş gibi başbuğların idaresinde Van bölgesine girdiler ve. Erzurum'a kadar olan bölgelerde at koşturdular. Diğer bazı Oğuz kütleleri ise Diyarbekir'e yönelerek Mervanî'lere ait araziye girdiler, Mardin bölgesine ve Cizre'ye kadar ilerlediler. Bir kısmı da Nusaybin ve Hilvan'a geçtiler. Burada Mervanîler ve Musul hâkimi Ukaylîler tarafından durduruldular. Ağır kayıplar verdikleri için bu defa Azerbaycan'a yöneldiler. Diğer bir kısım Türkmenler ise

Kafkaslar'a doğru ilerleyerek Ermeni ve Gürcü topraklarına girdiler ve Gürcülerle savaştılar. Kafkasların bu bölgesini Bizans da toprakarına katmak istiyordu. Onun için Bizans İmparatoru Konstantinos Monomakhos nem Ermeni ve Gürcüleri baskı altında tutmak, hem de Türkleri durdurmak için harekete geçti. Bu durum karşısında Tuğrul Bey, İbrahim Yınal ile birlikte Irakı Acem fütuhatında bulunan Kutalmış'ı büyük bir ordunun başında Azerbaycan'a gönderdi. Bu harekâta Musa Yabgu'nun oğlu Hasan da katıldı. Türkler Gence önünde Bizans ordusunu bozguna uğrattılar (1046), sonra da Pasinler'i aldılar. Musa Yabgu'nun oğlu Haşan, Gürcü Kralı Liparit kumandasındaki Bizans-Gürcü-Ermeni ordusu tarafından pusuya düşürülerek şehit edildi. Bunun üzerine Tuğrul Bey ibrahim Yınal'ı 'Azerbaycan Valisi' sıfatını da vererek Bizans'a karşı gönderdi. Kutalmış da ona katıldı.

İbrahim Yınal ve Kutalmış'ın kuvvetleri Erzurum Ovası'na kadar ilerleyerek Karaz'ı (o zamanki adı Kara Erzen) zaptettiler. Bundan sonra Gürcü ve Abhaza birlikleriyle desteklenen 50 bin kişilik Bizans ordusu ile, Hasankale önlerinde bir kere daha karşılaştılar. Korkunç bir savaş oldu ve Bizans ordusu tam bir yenilgiye uğradı. Selçuklular Bizans'a karşı kazandıkları bu ilk zaferde onbinlerce esir aldılar. Esirler arasında bir çok kumandan ve Gürcü Kralı Liparit de vardı (18 Eylül 1048). Bizans karşısında kazanılan bu ilk büyük zaferde, Erzurum işgal edilmiş, yüzlerce arabayı dolduran ganimet alınmıştı. Ganimetler ve başta kral Liparit olmak üzere esirler Rey'de bulunan Tuğrul Bey'e gönderildi.

Bu savaştan sonra Bizans imparatoru Monömakhos, Tuğrul Bey'le anlaşmak istedi. Anlaşma için gelen Bizans elçisi çok değerli hediyeler getirmişti. Fidye vererek Gürcü kralını da kurtarmak istiyordu. Fakat Tuğrul Bey, Bizans'ın Gürcü ve Ermeni ülkeleri için ne emeller beslediğini bildiği için, Kral Liparit'i fidye almadan serbest bıraktı. Ancak, Liparit ile birlikte kendi elçisini Bizans başkentine, yâni istanbul'a göndererek şartlarını bildirdi. Bu müzakerede Bizans yıllık vergi ödemeyi kabul etmedi ama, istanbul'daki ha
rap camiyi tamir ettirdi ve orada beş vakit namaz kılınmasına, Sultan Tuğrul Bey adına hutbe okunmasına razı oldu. İleri görüşlü Tuğrul Bey, böylece Bizans başkentinde adını duyuruyor, buradaki Müslümanları kendisine bağlamış, onlara güven kazandırmış oluyordu. Bu Müslüman kütle ileride Türkler için bir içkale niteliğinde olacaktı...

*  İbrahim Yınal bağımsızlık istiyor
ibrahim Yınal'ın Selçuklu Devletinin kuruluşunda ve Bizans'a karşı kazanılan ilk zaferde büyük hizmetleri olmuştu. Bu başarılarından dolayı ünü ve kuvveti artmıştı. Amcasının oğlu Yınal'ın bu başarılarını Tuğrul Bey takdirle karşılıyordu. Fakat ibrahim Yınal'ın gönlüne kıskançlık odu düştü ve bağım, sız olmak istedi. Bu maksatla Tuğrul Bey1 den Cibal bölgesinin kendisine bırakılması dileğinde bulundu. Bu bir isyan sayılırdı. Tuğrul Bey kabul etmedi, ibrahim Yınal kendine bağlı kuvvetlerle Sermac kalesine çekildi ve burada teslim olmak zorunda kaldı. Tuğrul Bey onu affederek tekrar Cibal ve Azerbaycan bölgelerinin başbuğluğuna getirdi.

Tuğrul Bey bundan sonra Şiî Büveyhî hâkimiyeti altında bulunan bölgeleri ele geçirmeye başladı Büveyhîler, bir Şiî İranlı hanedan idi. Bağdad dışında her tarafta gerilemeye, çökmeye başlamıştı. Irakı Acem, Fars, Ahvaz, Huzistan ve Elcezire, Büveyhî.lerden Selçuklulara geçti. Daha sonra Sultan Azerbaycan'a giderek mahallî hükümdarları hâkimiyeti altına aldı. Muradiye ve Erciş'i zaptettikten sonra Malazgirt'i kuşattı. Fakat kışın yaklaşması üzerine kuşatmayı kaldırdı ve Rey'e döndü. Sultan, Çağrı Bey'in oğlu Yakutî'yi Anadolu'ya akınlar yapmakla görevlendirdi. Bu akınlarla Doğu Anadolu iyice keşfediliyor, mahallî idarelerin güçlenmesi önleniyordu.

* İhtiyar Arslan
II. Kılıç Arslan, uzun ve mücadeleli bir hayattan sonra yaşlanmış, yorgun düşmüştü. 11 oğlunu ülkenin çeşitli yerlerine melik olarak, tayin etmiş bulunuyordu. Devleti kendi'adına veziri idare etmekteydi. Kılıç Arslan daha ölmeden çocukları arasında taht için gerginlik başladı. Bir Türk sultanının ölmesi, genellikle taht kavgalarına sebep olduğu için, düşman ülkeler böyle zamanları fırsat sayarlardı. Bu defa kargaşa sultan ölmeden başlamışa benziyordu. Tam bu günlerde Selahaddin Eyyûbl, Kudüs'ü Haçlılardan geri almıştı ve Avrupa'da III. Haçlı Seferi düzenlenmiş bulunuyordu. Haçlılar yine Türk ülkesinden geçeceklerdi ve Kılıç Arslan'ı ihtiyarlığında yakalamış durumda idiler.

III. Haçlı ordusunun başında Alman imparatoru ile Fransa ve İngiltere kralları vardı. Akşehir dolaylarında yapılan şiddetli bir savaştan sonra Haçlılar galip geldiler. Konya1 ya girip pek çok tahribat yaptılar. Bir yandan bu yenilgi, öte yandan evlatlarının taht kavgasına düşmüş olmaları, ihtiyar sultana son günlerini zehir etti. 1192 yılında, Uluborlu meliki veliaht oğlu Gıyaseddin Keyhusrev'in yanında, 80 yaşındayken öldü.

*  Gıyaseddin Keyhusrev,  Süleyman Şah, III. Kılıç Arslan
Gıyaseddin Keyhusrev, Konya'yı geri aldı ve babasının yerine sultan oldu. Kardeşleriyle mücadele halinde olduğu için saldırıya geçen Bizans ordusunu da yendi. Fakat bir süre sonra kardeşi Süleymanşah daha güçlü, daha baskın çıktı ve Konya'yı ona terketmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Bizans'la anlaşmak ve yardımlaşmak istedi. Fakat bu sırada Hıristiyanlar IV. Haçlı Seferini düzenlemişlerdi. Bu defa Haçlılar Bizans'ı zaptederek burada bir Latin Devleti kurdular.

Keyhusrev'in kardeşi Süleymanşah 1204'te öldü, yerine oğlu III. Kılıç Arslan geçti. Yaşı pek küçüktü. Türkmen beyleri tahta Keyhusrev'i davet ettiler. Keyhusrev sultan oldu ve kuvvetlerinin başına geçti. Bundan sonra, istanbul'dan kaçarak Trabzon'da Pontus Rum Devleti'ni kuran III. Aleksios' a savaştı ve onu yendi. 1207'de Antalya'yı, 1209'da Ermeni Prensi II. Leon'un yönettiği Sis bölgesini zaptetti. Eyyûbîlerin Suriye ve Anadolu'yu istilâ etmelerini önledi. 1211'de, İznik'te bir Rum krallığı kuran Laskaris'e karşı yaptığı seferde şehit düştü.

* İzzeddin Keykavus
Keyhusrev'in yerine oğlu izzeddin Keykavus devlet büyüklerinin kararı ile sultan ilân edildi.Kardeşi Alâeddin Keykubad bu kararı tanımak istemedi ama tahtı zorla almaya da gücü yetmedi.
İzzeddin Keykavus İznik Rum Kralı Laskaıfs ile anlaştı. Ermeni kralının hediyelerini de kabul etti ve Kıbrıs'la olan ticarî anlaşmayı yeniledi. Bundan sonra Trabzon Rum impa'unu yenerek esir aldı ve Sinop'a da hâkim oldu. 1216 yılında Antalya'yı zaptetti. Ermeni krallığını hâkimiyeti altına aldı. Artuklu ve Erbil beylerini kendisine bağladıktan sonra Eyyûbîlere karşı bir sefer düzenledi. Ama bunu gerçekleştiremeden Malatya'da "aralanarak öldü (1220).

*  Alâeddin Keykubad
Keykavus'un yerine Alâeddin Keykubad geçti. Onun zamanında ülke her bakımdan parlak bir devir yaşadı. İmar hareketleri arttı ve zamanımıza ulaşan büyük eserler yapıldı. Alâeddin, o zamanki adı Kolonoros olan laleyi işgal etti ve bu kaleye onun adından dolayı "Alâiye" denirdi. Bu isim zamanla ^nya" şeklinde söylenir oldu. Alâeddin Keykubad Alanya'dan sonra Kırım'da çok önemli bir liman olan Suğdak şeririni de zaptetti. Suğdak'ın alınmasından «ortra Kıpçak Beyleri ve Rus knezleri de Selçuklulara itaat ettiler. Keykubad, bundan sonra kumandanlarına Güney Anadolu kıyılarını, Anamur ve Silifke'ye kadar olan bütün kaleleri zaptettirdi.

Bu sırada doğudan batıya Moğol akını başlamıştı. Moğolların önünden çekilen Celâleddin Harezmşah da ülkenin doğusunu tehdit ediyordu. Diyarbekir'deki Artuklu Beyi, Eyyubî hükümdarına tâbi olmuş, ayrıca Harezmşah ile ittifak kurmuştu. Bu gelişmeleri takip eden Keykubad daha fazla vakit geçirmeden doğu seferine çıktı (1226). EyyubîArtuklu kuvvetlerini yendi ve Artuklu Beyliği'ni kendisine bağladı. Eyyubîlerle bir anlaşma yaptı.

Celâleddin Harezmşah Ahlat'ı ele geçirince, Harezmşah'la da savaşmak zorunda kalan Alâeddin Keykubad 1230'da onun birliklerini yendi ve Erzurum'u işgal etti. Moğollar Anadolu'ya doğru ilerlemekteydi. Keykubad onlarla iyi geçinmek için Kara, kurum'da oturan Moğol Kaanı Ogoday'a elçi gönderdi, anlaşma teklif etti. Fakat Moğollar, kendi hâkimiyetlerini kabul etmesi ve vergi vermesi şartıyla anlaşma yapabileceklerini bildirdiler. Bunun üzerine Alâeddin Keykubad bir yandan şartları kabul eder görünerek onları oyalama yolunu tuttu, bir yandan da tedbirler almaya başladı.

Keykubad önce doğu ve güney sınırlarını emniyete almak istiyordu. Bunun için Van Gölü'nden Tiflis'e kadar olan yerlerde bütün kaleleri zaptetti. Buralara Türk nüfusu yerleştirdi. Anadolu'yu istila etmeyi tasarlayan ve geçitleri tutan Mısır Eyyûbî ordusunu bozguna uğrattı. Harput'u da alarak Artukoğulları'nın buradaki koluna son verildi. Bundan sonra Urfa ve Harran dolayları hâkimiyet altına alındı.

* Alâeddin Keykubad'ın ölümü
Eyyûbî hükümdarı el Kâmil, ordusunu yeniden toplamış, Mardin'e yürüyerek büyük tahribat yapmıştı. Onunla da savaş yapılacaktı. Bu arada oğlu Rükneddin Kılıç Arslan, törenle veliaht ilân edildi. Sultan Alâeddin artık sefere çıkabilirdi. Fakat tam bu sırada Halifeden, Eyyûbîlerden ve Hıristiyan devletlerden elçiler geldi. Hepsi Moğol tehlikesine dikkat çekiyor, onlara karşı beraberlik teklif ediyorlardı.

Keykubad, komşu ülke elçilerinin tekliflerini olumlu karşıladı, Kendisi de aynı düşüncedeydi ve bunu ülkesinde birliği sağlamak için bir fırsat sayıyordu. Elçilere bir ziyafet verdi. Yazık ki bu ziyafette zehirlenerek, henüz 45 yaşında iken öldü (1237).





Büyük Selçuklu Imparatorluğu yazısı toplam 6551 defa okundu
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi Sayfayı Yazdır    Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi
Büyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam TarihiBüyük Selçuklu Imparatorluğu | Islam Tarihi