Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi

Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi



Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
 
Selçuklularda Kültür Sanat
Kategori : Türklerin Tarihi

Selçuklular'da kültür ve sanat

Dünyada ilk üniversiteyi Selçuklu Türkleri kurdu ve bu üniversitede bir çok ilim adamı yetişti.
Selçuklular Anadolu'ya sadece bir askerî güç olarak yerleşmediler. Bir toprağın "vatan" olabilmesi yalnız askerî güçle mümkün olamazdı. Türkler Anadolu'ya Türklüğü, Müslümanlığı bütün müesseseleriyle, gelenekleriyle, teşkilatlarıyla getirmişlerdir. Bu değerlerin, bu geleneklerin kaynağı Büyük Selçuklu İmparatorluğu idi. Yerleştikleri her yere kendi kültürlerini taşıyan Türkler, müesseselerini, zamanın ve coğrafyanın icaplarına göre geliştirmişlerdir. Selçuklular, karşılaştıkları yeni kültürlerle etkilenmişlerdir ama onların bu yabancı kültürlere etkileri daha fazla olmuştur. İslâm medeniyetinde yeni bir çağ açanlar, islâmiyeti kabul etmiş olan Türklerdir.

Selçuklular devlet idaresinde teşkilâtlanmaya, dinî hayat, adalet, eğitim, ekonomi, bilim, sanat ve edebiyata da önem vermiş, büyük eserler meydana getirmişlerdir. Dünyada ilk üniversiteyi Selçuklular kurdular. Ahîlik teşkilâtını kuranlar da Selçuklulardır. İslâm dünyasının fıkıh, kelam, tefsir ve hâdisçilerinin çoğu ve ünlü sûfîler Selçuklular devrinde ve onların himayesinde yetişmiştir. Selçuklu başkentleri ve onlar zamanında Anadolu birer ilim merkeziydi. Dünyanın her tarafından ilim adamları buralarda toplanıyor, himaye görüyorlardı.

Türk süfîlerı, özellikle Selçuklular devrinde, ahlâkı, sadeliği, ruh temizliğini gaye saymış, onu, eski Türk "alp"lık ve "fütuhat" düşüncesiyle birleştirmişlerdir. İran sûfîliği daha ziyade bir sanattı ve sanatkârane bir dünya görüşüne vasıta idi. Türk tasavvuf mensupları, Türk sûfîler!, Anadolu'da, ahlâk ve ruh temizliği ile beraber, yurt tutulması, yurt savunması için cengâverliği, kahramanlığı da telkin etmişler ve Orta Asya'da "Alperenler" olarak, Anadolu'da ise "Baba'lar", "Abdallar" ve "Gaziler" olarak vatanî görev yapmış, rehber olmuşlardır. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra Ertuğrul Gazi'nin küçük aşireti kısa zamanda büyük, güçlü bir imparatorluk haline gelmişse, bunda, o alperenlerin, babaların, abdalların, Selçuklu Devleti'nden miras alınan değerlerin, birinci derecede rol oynadıklarını unutmamak gerekir.

İkinci Dünya Savaşı'nda yıkılan Japonya ve Almanya'nın kısa zamanda kalkınarak yeniden güçlü birer büyük devlet olmalarında nasıl savaştan önceki dönemlerden miras aldıkları kültür, bilim ve "bilen insanlar" birinci derecede rol oynamışsa, Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra, Osmanlı Beyliği'nin muazzam Osmanlı İmparatorluğu haline gelmesinde de, Selçuklulardan, Orta Asya Türklüğünden devralınan teşkilât ve kültür mirasları, 'baba'lar, 'abdal'lar, 'gazi'ler, 'bilen insanlar' öyle rol oynamışlardır. Zaten, Selçuklu Devleti nasıl daha önceki Türk devletlerinin devamı ise, Osmanlı Devleti de öyle Selçukluların devamıdır. Değişen sadece hanedandır, isimdir.

* 'Dünyada kurulan ilk üniversite: 
                              NİZAMİYE
Dünyada "üniversite" denebilecek ilk medrese, Sultan Alparslan'ın emri ve himayesiyle. 1066 yılında Bağdad'da kurulmuştur. O güne kadar ilim öğrenmek isteyenler kendi kendilerini yetiştiriyor veya ünlü hocaların yanında çalışarak onlardan ders alıyorlardı. Sultan Alparslan'ın Bağdad'da, Dicle kenarında kurduğu üniversite o devrin parasıyla 60.000dinar (altın)a mal olmuştu. Devrin en tanınmış bilginleri bu üniversiteye müderris yani profesör olarak alınmış, kendilerine yüksek maaş bağlanmıştı. Öğrenciler burada parasız yatılı okuyorlardı. Profesör, öğrenci ve diğer hizmetlilere bedava yiyecek verilirdi. Üniversitenin çok zengin bir kütüphanesi vardı. Masrafların karşılanması için bu üniversiteye çarşılar, han, hamam ve çiftlikler vakfedilmişti.

Binasının cephesinde "Nizamülmülk" yazıldığı için adına "Nizamiye" denmiş olan bu medresede, yalnız dinî bilgiler ve hukuk değil, filoloji, matematik, astronomi gibi müsbet ilimler de okutulurdu. Dünyanın ilk üniversitesi denmesinin sebebi de budur. Buna benzer müesseseler Avrupa'da çok daha sonra kurulmuştur. Türk illerinde Nizamiye medresesi örnek alınarak daha başka öğrenim müesseseleri de açılmıştır.
Nizamiye'den yüksek vasıfta bilginler yetişmiş, bunlar imparatorluğun her tarafında önemli görevler almışlardır.

* Matematik ve astronomi
Selçuklular, matematik, astronomi, tıb, kimya gibi ilimlerde yüksek bir seviyeye ulaşmışlardı. Melikşah zamanında yapılan "Takvimi Melikşahî" astronomide ne derece ileri olduklarını göstermeye yeter.
Melikşah zamanında Ömer Hayyam, Muhammed Bayhakî, Ebül Muzaffer İstifzârî, Necib Vasıtî gibi bilim adamları büyük eserler vermişlerdir. Bugün daha çok rubaileri ile tanınan Ömer Hayyam büyük bir matematikçi ve astronom idri Ortûn başkanlığında bir heyet, Melikşah'ın teşvik ve himayesiyle bir rasathane kurmuş ve burada yeni bir takvim düzenlemişlerdi. Sultan'ın lâkabına izafeten "Celâli Takvimi "takvimi Melikşahî",  "Tarihi Celâlî", "Tarihî Melikî" gibi adlar verilen bu takvim, Dünya'nın Güneş etrafında dönmesi esasına göre hazırlanmıştı ve halen kullanılmakta olan milâdî takvime göre daha sahih hesaplara dayanıyordu. Oysa, o tarihten 540 yıl sonra Galile "dünya dönüyor" dediği için aforoz edilecekti.

Ömer Hayyam bu takvim hakkında "Zîci Melikşahî" adında bir de açıklama kitabı yazdı. Ayrıca "Levâzirifül Emkine" adli eseri ile mevsimleri, iklimleri ve sebeplerini açıkladı. Celâlî Takvimi, Melikşah hayatta olduğu sürece kullanıldı, fakat onun ölümünden sonra tefkedildi. Çünkü Milâdî takvim Hz. İsa'nın doğum yılından, İslâmî takvim Hz. Muhammed'in Medine'ye hicret ettiği yıldan başlarken, Celâlî takvim 1079'dan başlıyor, yani başlangıç olarak Melikşah'ın saltanat, devrini alıyordu.

Selçuklular devrinde boya sanayii gelişmiş, kâğıt imalâtı ilerlemiş, büyük tabipler ve dilciler de yetişmiştir. Anadolu'nun bir çok yerinde (Kayseri, Sivas, Konya, Alâiye, Divriği, Çankırı, Kastamonu vb.) hastaneler inşa edilmişti.

Selçuklular devrinden zamanımıza kalan değerli tarih kitapları da yazılmıştır. İbnül Hassûl'un "Risalei Melikşahîye"si, şair Ebû Tahiri Hatûnî'nin "Tarihi Afi Selçuk" u, şair Muizzî'nin "Siyeri Fütûhi Sultan Sencer"i, Hemedanî'nin "Unvan'us Siyer"i bunlar arasında sayabileceğimiz eserlerdir. Ayrıca Bayhakî, Ali Kainî, İmadeddin İsfahanı, ibn'ül Cevzî, Ravendi, Sibt gibi tarihçiler Selçuk çağını anlatan eserler yazmışlardır.

* Mimarlık-sanat:
Selçuklular binlerce mimarlık eseri meydana getirmiş, bunları şaheser çinilerle, renkli yazılarla, sayısız güzel motiflerle süslemişlerdir, Saray, kervansaray, cami, mescid, medrese, türbe, kümbet, çeşme.., ve daha bir çok mimarlık eseri meydana getiren Selçuklular, taşı, tahtayı ve demiri en güzel şekilde yontmuş, şekillendirmişlerdir. UygurTürk sanatının bir devamı olarak kitap kapaklarına yapılan resimler ve minyatürler de Selçuklularda ayrı bir sanat dalı olarakigelişmiştir.

Selçuklular, üzerinde insan figürleri bulunan paralar basmış, kuş, boğa, çift başlı kartal kabartmaları yapmışlardır. Kubbe yapımında ve sütun başlıklarının oymalarında da yenilik getirmiş, kendilerine özgü bir üslûp ortaya koymuşlardır.

* Edebiyat
Mevlâna, Yunus Emre, Nasreddin Hoca gibi meşhurlar Selçuklular devrinde yaşadı.
Selçuklularda 1277'ye kadar resmî dil ve kültür dili olarak Arapça ve Farsça kullanılmış, bu durumdan da daha çok Fars edebiyatı yararlanmıştır. Çünkü ünlülerin çoğu, meselâ Mevlânâ Celaleddini Rumî, eserlerini Farsça, bazıları da Arapça yazmışlardır. Fakat halk Türkçe konuşmaya devam etmiş, Türkçe yazan büyük şair ve sûfîler de az olmamıştır. Böylece, TürkFarsArap kültürleri arasında bir mücadele başlamış, bu mücadele Türkçenin ve Türk kültürünün zaferiyle sonuçlanmıştır.

Millî geleneklerine bağlı Türkmenler, Anadolu'ya yerleşen Türk boyları, dillerine, örf ve âdetlerine sımsıkı bağlı kaldıkları gibi, devletin Farsça ve Arapçaya öncelik vermesinden de hiç memnun olmamışlardır. Bunun içindir ki Selçuklu tahtında hak iddia eden ve bütün Türk kütlelerinin desteğini kazanmak isteyen Karamanoğlu Mehmed Bey, 1277 yılında, meşhur fermanında "Bu günden sonra divânda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşulmayacaktır" demiştir.

Böylece, Arapça Kur'ân dili olduğu için medrese duvarları arasında kullanılmaya devam etmiş, fakat başka alanlarda kullanılmaz olmuştur. Farsça ise günlük konuşma dili olmaktan tamamen uzaklaştırılmıştır.
Fakat, Türkçenin devlet dili olarak güçlenmesi ve bu dille yazılmış büyük bir edebiyatın doğması 13. yüzyılın sonundan ve 14. yüzyıl başlarından itibaren görülecektir.

Anadolu Selçukluları döneminde yaşayan en ünlü ve en büyük tasavvuf şairleri şüphesiz Mevlânâ Celaleddini Rumî ile Yunus Emre'dir. Bektaşîlerin ve yeniçeri ocağının "pîr"i Hacı Bektaş Veli de bu devirde yaşamıştır. Türk tarihinin en ünlü mizah üstadı, zekâsı ve fıkralarıyla dünyaca tanınmış halk filozofu Nasreddin Hoca'da Anadolu Selçukluları döneminde, 1208-1284 yılları arasında yaşamıştır. Alâeddin Keykubad, Keyhusrev, IV. Kılıçarslan ve III. Keyhusrev devirlerini görmüştür.

Devrin öteki ünlü şairleri arasında Dehhanî'yi. Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled'i, Çarhname adlı eseri yazan Ahmed Fakih'i, Şeyyad Hamza'yı sayabiliriz. Fakat yaşadıkları devirden bu güne kadar, kendi sahalarında aşılamayan üç Türk büyüğü, Mevlâna, Celaleddin Rumî, Yunus Emre ve Nasreddin Hoca'dır.





Selçuklularda Kültür Sanat yazısı toplam 11354 defa okundu
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi Sayfayı Yazdır    Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi
Selçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin TarihiSelçuklularda Kültür Sanat | Türklerin Tarihi