19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi

19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi 19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi



19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi 19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
 
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat
Kategori : Osmanlı Tarihi

19.Yüzyılda Bilim, Kültür ve Sanat

Millî eğitimin ihmali,
kendi kültürümüzü çağın şartlarına göre geliştirmek yerine soğumaya bırakmak,
halk ve aydın bütünleşmesini sağlayamamak,
geri kalmışlığın en önemli sebepleriydi

MİLLÎ EĞİTİM
Ondokuzuncu yüzyılda millî eğitim alanında büyük gelişmeler oldu. 1861-1876 yılları arasında hüküm süren Sultan Abdülaziz zamanında ilk kız rüştiyesi (kız ortaokulu) açıldı. Darüşşafaka Lisesi (1865), Galatasaray Lisesi (1868), Heybeliada Denizcilik Okulu, Sultanahmet Erkek Sanat Okulu ile Darülfünun-i Osmani (Üniversite) de onun devrinde açılan modern öğrenim kurumlarıdır. Fransa ve İngiltere'yi resmen ziyaret eden ilk padişah olan Sultan Abdülaziz, bu ülkelerin eğitim kurumlarını yakından görüp tanımış ve benzerlerinin Osmanlı Devleti'nde de açılmasına karar vermiş, bu kararını uygulamıştı.

Fakat 19. yüzyılda en çok okul Sultan Abdülhamid zamanında açılmıştır. İşte bunlardan bazıları: Hukuk, Fen, Edebiyat, Tıp, Mülkiye (Siyasal Bilgiler) fakülteleri; Teknik Üniersitesi (Mekteb-i Şahane-i Handese-i  Mülkiye). Halkalı Yüksek Ziraat ve Veteriner Okulu, Yüksek Ticaret Okulu (Ticarî ilimler Akademisi), Lisan Okulu; Şam, Bağdat, Beyrut, Konya ve Selanik'te çeşitli fakülte ve üniversiteler; Güzel Sanatlar Akademisi, Deniz Ticaret Okulu, Kız ve Erkek Sanat Okulları; Sağır, Dilsiz ve Körler İçin okullar, her sancak merkezinde lise ve ilçelerde ortaokul ile binlerce ilkokul... Abdülhamid devrinde birçok müze ve kütüphane de açılmıştır. Bunların en önemlileri İstanbul'daki 'Eski Eserler Müzesi ile Beyazıt Genel Kütüphanesi'dir.

DEMİRYOLU, TELGRAF, KÂĞIT, PARA...
Ondokuzuncu yüzyıl Batfdaki bazı yeniliklerin, sistemlerin ve buluşların Türkiye'ye ilk defa girdiği asırdır.

* Kağıt Para: Kâğıt para ilk defa Sultan Abdülmecid zamanında 1840 yılında basıldı. "Kaimei Mutebere" adı verilen ilk kâğıt paraların en büyüğü 500, en küçüğü 10 kuruşluktu. Tedavüle çıkarılan bu kâğıt paraların toplam değeri 160 bin Osmanlı altını idi. Daha sonra 400 bin lira karşılığında 50, 100 ve 500 kuruşluk kupürler basılarak miktar artırıldı. Bu paraların üzerinde tuğra, tuğranın altında maliye nazırının mührü, arkalarında ise "Nezareti Celilei Maliye" damgası vardı.  Fakat kâğıt paralar 1863 yılında toplanarak imha edildi. Çünkü Avrupa ve Amerika'da basılan çok miktarda kalp para yurda sokulmuş bulunuyordu.

* Demiryolları: Türkiye'de ilk demiryolu 1855 yılında İzmirTurgutlu arasında yapıldı. Bundan sonra demiryolu yapımına devam edildi ve 1875'de İmparatorluk sınırları içinde demiryolu uzunluğu 4632 kilometreye ulaştı.
Kısaca "Tünel" olarak adlandırılan ve başka bir deyimle İstanbul'un ilk metrosu olan ilk yeraltı demiryolunun inşasına 18691 da başlandı. Bir İngiliz şirketinin yürüttüğü çalışmalar 1874 yılında tamamlandı ve tünel 17 Ocak 1875'te işletmeye açıldı. Karaköy'le Beyoğlu'nu birleştiren tünelin uzunluğu 575, genişliği 7 metredir.

* Telgraf: Telgraf hattı da aynı yılda, yani 1855 yılında yapıldı. İstanbulEdirneVarnaKırım arasında kurulan telgraf hatları zamanla imparatorluğun her tarafına yayıldı. 1875'te telgraf hatlarının uzunluğu 37.643 kilometreyi buluyordu ve Türkiye hat uzunluğu bakımından Amerika, İngiltere, Rusya ve Fransa'dan sonra 5. sırayı alıyordu.

İLK TÜRK GAZETESİ:
Türkiye'de ilk gazete matbaanın girişinden 104 yıl sonra 1831'de çıkmıştır. Sultan II. Mahmud'un emriyle 1 Kasım 1831'de yayın hayatına başlayan gazete Takvimi Vekayî (Olaylar Takvimi) adını taşıyor ve haftada bir defa çıkıyordu. Devletin resmî yayın organı olan bu gazete bugün 'Resmî Gazete' olarak yayınını sürdürmektedir. İlk özel Türk gazetesi Tercümanı Ahval'dir. Agâh Efendi tarafından 1860'ta çıkarılan Tercümanı Ahval'in ilk yılında başyazarı Şlnasi idi. Zaman zaman kapatılmasına rağmen yayın hayatı 1866'ya kadar sürmüştür.

MİMARLIK
Ondokuzuncu yüzyılda, özellikle ikinci yarısından itibaren, çöküşün hızlandığı bir devir olsa da, çok sayıda mimarlıkbayındırlık eserleri yapılmıştır. Okul, hastane ve müze binaları büyük sanat eserleri değildir ama, bugünkü İstanbul'un en güzel ve en muhteşem sarayları 19. yüzyıldan kalmadır. Dolmabahçe Sarayı (18421853), Beylerbeyi Sarayı (1864), Küçüksu Kasrı (1856) bunların başlıcalarıdır. Hepsinden daha güzel ve muhteşem olan Çırağan Sarayı da 1866'da yapılmış, ama 1.910'da yanmıştır. Mermer sütunlarının ve yarı yıkık duvarlarının görünümü hâlâ muhteşem olan bu sarayın yerine bugün dış görünümü kısmen de olsa muhafaza edilmek şartiyle bir lüks otel yapılmaktadır.

Ondukuzuncu yüzyılda yapılan ve bugün sapasağlam ayakta duran başlıca camiler ise şunlardır: Nusretiye Camii (18221826), Dolmabahçe Camii (1850), Valide Camii (1850). Ayrıca birçok türbe, çeşme, kule ve kışla yapılmıştır. Bugün Kuleli Askerî Lisesi olan bina İ843'te kışla olarak yapılmıştı. İstanbul Üniversitesi'nin bahçesinde kalan Bayezıt Kulesi de 1828'de yangın kulesi olarak yapılmıştır.

Ondokuzuncu yüzyılda yapılmış ve zamanımıza kalmış birçok bayındırlık eserinden biride İstanbul'daki Galata Köprüsü'dür. Dubaların üzerine kurulan açılırkapanır bu köprü, Halic'in Karaköy ve Eminönü yakalarını birleştirir. Uzunluğu yaklaşık 500 metredir. 1845'te açılan bu köprüden yayalar 5 para, yüklü hamallar 10 para vererek geçiyorlardı. Ayrıca boş beygirin geçişi için 20 para, yüklü beygirden 40 para, boş arabadan 100 para, koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanların herbiri için 8 para alınıyordu. (40 para=1 kuruş ve 100 kuruş=1 lira olduğuna göre, yayalar köprüden 1 liranın 800'de 1'ini ödeyerek geçiyorlardı). Bugün Galata Köprüsü'nün hemen yanına kazıklar üstüne oturacak, ama ortasından açılırkapanır özelliğini koruyacak yeni bir köprü yapılmaktadır. Bu yeni köprü açıldığı zaman eski Galata Köprüsü kaldırılacaktır.

HATTATLAR, RESSAMLAR
Ondokuzuncu yüzyılda matbaanın yaygınlaşmasına rağmen hat sanatı devam etmiş ve ünlü hattatlar yetişmiştir. Bunlar arasında Kazasker Mustafa İzzet Efendi (18011876) ile Yesarizade Mustafa İzzet Efendi'yi  (? - 1848)'yi gösterebiliriz..
Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Türk minyatür sanatının yerini Batılı anlamda resim sanatı almaya başlamıştır. Bu tür resim yapan sanatkârların en ünlüsü Şeker Ahmed Paşa ile Osman Hamdi Bey'dir. Osman Hamdi Bey şöhretini resim sanatıyla değil daha çok bilim adamı olarak ve müzeciliği, idareciliği ile yapmıştır. Osman Hamdi Bey (1842-1910) Paris'te 12 yıl kaldı ve burada hukuk tahsili yaptı. Ayrıca Ecole des Beaux-Arts (Güzel Sanatlar Okulu)'a girdi. Resim ve arkeoloji derslerine devam etti. Yurda dönünce çeşitli görevlerde bulundu. Batılı anlamdaki Türk resminde figürü kullanan ilk ressam oldu. Türkiye'de ilk resim eğitim kurumunu ve ilk arkeoloji müzesini o kurdu. Başarılarından dolayı Avrupa'nın birçok üniversitesi (son olarak Oxford Üniversitesi) ona 'fahrî doktorluk' unvanını verdi. 1867'de Paris'te açılan uluslararası resim sergisine bir eseri ile katılmış ve madalya almıştı. Osman Hamdi Bey daha çok portre yapmıştır ve Türkiye'nin çeşitli müzelerinde 20 kadar eseri bulunmaktadır. Ayrıca İngiltere1 de Liverpool Müzesi'nde de bir tablosu vardır. Osman Hamdi Bey'in "1873'te Osmanlı Elbiseleri", "Nemrut Dağı Tümülüsü", "Arslantaş Harabeleri", "Sidon'da Bir Kral Mezarlığı" adlı Türkçe ve Fransızca yazılmış kitapları da vardır.

BESTEKÂRLAR
Klâsik Türk musikisinin Itri'den sonra en büyük bestekârı sayılan Hamamizade İsmail Dede Efendi (1778-1846) ve onun öğrenciieri olan Dellâlzâde İsmail Efendi (17971869), Haşim Bey ((1815-1868), Zekai Dede (1824-1897), Hacı Arif Bey (1831-1884), Nikogos Ağa (1836-1885), Eyyûbî Mehmed Bey ile Tanburî Osman Bey ve aynı zamanda hattat olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi, ondokuzuncu yüzyılın en önemli bestecileridir. Eserleri bugün de çok sık icra edilir, zevkle dinlenir.

Asrın en büyük bestekârı Hamamizâde İsmail Dede Efendi'nin dinî ve din dışı pekçok eseri vardır. Türk musîki sanatının geleneklerine bağlı kalmış, ama onu geliştirmiştir. Her formda bestesi vardır. Sultanîyegâh, neveser, sababûselik, hicazbûselik, arabankürdî makamlarını o düzenlemiştir. Eski zevki yeni zevke bağlayan bir köprü vazifesi de görmüştür. Klâsik repertuarda en çok eseri bulunan bestecimiz odur. Zamanımıza ulaşan bestelerinin sayısı 270'ten fazladır.

BİLİM ADAMLARI
Ondokuzuncu yüzyılda yazılı eser vermiş tarihçi, hukukçu, terbiyeci, politikacı gibi bilim adamlarını eserlerinden örnekler "19. Yüzyılda Türk Edebiyatı" bölümündedir. Bu asırda astronomi, matematik, tıb gibi fen bilimlerinde büyük bilginler pek yetişmemiştir. Oysa geçmiş yüzyıllarda bu bilim dallarında büyük bilginlerin yetiştiğini ve birikim bıraktıklarını görmüştük. Buna karşılık, artık öne geçmiş bulunan Batılı bilginlerin eserleri Türkçe'ye çevrilmiştir. Bu asırda geri kalmışlığın sebeplerinden biri de, Osmanlı Devleti'nin özellikle fen bilimlerinde öncülüğü Batılılar'a kaptırmış olmasıdır.

Gerçekte ondokuzuncu yüzyıl, Osmanlı Devleti'nin Batı teknolojisine ihtiyaç duyduğu ve bu yeniliklere yöneldiği bir asırdır. Fakat savaşlar ve isyanlar, bunlardan gerektiği şekilde yararlanılmasına fırsat bırakmamıştır. Artık Osmanlı Devleti varlığını sürdürebilmek için Avrupa medeniyeti çevresine girmek zorunda kalmış ve kendi geleneklerini bırakarak Lâle Devri'nden itibaren Batı ile devlet ölçüsünde ilişkilerini geliştirmiş ve asrın ortalarına doğru ard arda reformlar yapmıştır. Avrupa medeniyeti çevresine girme daha çok edebiyat yolu ile olmuştur ki bunu, bundan sonraki bölümde göreceğiz.

ONDOKUZUNCU YÜZYILDA HALI, KİLİM VE İŞLEMELER
Türkler, çok eski zamanlardan beri renkli iplik, ibrişim ve ipeği işlemiş, sanat harikası sayılan kompozisyonlar meydana getirmişlerdir. Müzelerimiz, Türk toplumunun ruh zenginliğini, ince zevkini, yeteneklerini yansıtan bu örneklerle doludur. Halılar, yorgan yüzleri, yastıklar, havlular, keseler, çeşitli giyim eşyası, üzerlerindeki renk ve motiflerle büyük bir hayranlık uyandırırlar. Türk işlemeleri diğer ülkelerin işlemelerinden sadelikleri ve renklerinin ahengi ile ayrılırlar. En başarılı devir onaltıncı yüzyıl say ılıyorsa da, kazanılan tecrübe, sağlanan birikim, sonraki yüzyıllarda şaheserlerin meydana getirilmesine sebep olmuştur. Nitekim 19. yüzyılda, askerî, idarî, ekonomik alanlarda gerileme sürerken, edebiyatta, çinicilikte, halıcılıkta, işleme sanatında şaheserler meydana getirilmiştir.





19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat yazısı toplam 33418 defa okundu
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi Sayfayı Yazdır    19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi
19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi19 Yüzyılda Osmanlılarda Bilim Kültür Sanat | Osmanlı Tarihi