Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler

Tarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler



Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
 
Tarih Deyimleri Terimleri KLM
Kategori : Sözlükler

-Tarih deyimleri ve terimleri-
                            
                            - K -
 
KABE  : Mekke'deki kutsal yapı, Allah Evi. (Müslümanlar'in hacı olabilmeleri için bu yapıyı tavaf etmeleri yani etrafını dolaşmaları şarttır)
KADI : İslâm hukukuna göre karar veren yargıç. (Kadıların ilçelerde belediye başkanlığı ve kaymakamlık görevleri de vardı).
KADIN EFENDİ : Onsekizinci yüzyıldan itibaren padişah eşlerine verilen unvan.
KAFTAN : Değerli kumaştan ve genellikle ipekten yapılan uzun, süslü elbise. Osmanlı devrinde önemli hizmetler görenleri ödüllendirmek için hediye edilen özel bir elbise idi. Kumandanlara bir imtiyaz verildiğinde, buna işaret olarak kılıç ve kaftan da verilirdi.
KÂİME  : Eskiden büyüklerden küçüklere yazılan resmî kâğıtlardan birinin adı (Küçüklerden büyüklere yazılanlara 'arîza' denirdi).
KALGAY : (Kınm'da) 1. Veliaht. (İkinci veliahta 'Nureddin' denirdi)
KAM  : Eski Türkler'de din adamı.
KANUNİ  ESASİ : Esas Teşkilât Kanunu. Meşrutiyet Anayasası.
KAPI  : Hükümet dairesi anlamında kullanılırdı. Halk 'Kapu' diyordu.
KARGU, KARGUY : Nöbeçi kulesi. Dağ tepelerinde düşmanı ihbar için yapılan kule, düşmanı haber vermek için yapılan ateş kulesi. Nöbetçi, muhafız.
KAVAS : 1. Eskiden vezirlerin maiyetinde bulunan silâhlı muhafızlar.
            2. Elçilik ya da konsolosluklarda çalışan hademe, yasakçı.
KAVUK : Başa giyilen, giyenlerin görevlerini, derecelerini, sosyal durumlarını da az çok belli eden bir serpuş. Sonraları herkesin kavuğu birbirine karıştığı ve pahalı bir serpuş olduğu için, kavuk yerine fes giyildi. (Vezir kavuğu, molla kavuğu/yeniçeri kavuğu....)
KAZA : İlçe. 'Yargı' anlamına da gelir.
KAZAN  KALDIRMAK: Yeniçerilerin isyan başlatması.
KAZASKER :İlim, din ve yargı bakımından en büyük rütbe. (Kadı asker)
KERVANSARAY : Yolcuları barındırmak, kervanları dinlendirmek, malları sahiplerine ve tüccara teslim edinceye kadar muhafaza etmek için kârgir olarak yapılan bina. Han.
KETEBE  : Bir hattatın yazdığı yazıya koyduğu imza.
KETHÜDA : Büyük devlet adamları ile zenginlerin işlerini gören kimse. Kâhya.
KIBLE  : 1. Namazda yönelinen yön.
             2. Güneyden esen yel.
KILA-YI ERBAA : Dört kale. Eskiden İstanbul'daki Anadolukavağı ve Rumeli-kavağı ile Yûşa ve Telli Tabya hakkında kullanılırdı. İmparatorluğun çeşitli yerlerinde birbirine yakın dört kale için de aynı deyim kullanılmıştır.
KILIÇ KUŞANMA: Tahta çıkan padişahın Eyüp Sultan'a giderek dinî törenle kılıç kuşanması.
KIRAT :  Ağırlık ölçülerinden biri. Mücevher, özellikle elmas tartısında kullanılır. Karat da denir.
KIZIL ELMA : Eski Türkler'de varılması gereken yüce hedef. Bütün Türk-ler'in biraraya toplanması ülküsü. Yeryüzünde bütün Türklerin birleşip kuracakları yeri belirsiz ülke. Osmanlı Türkleri tarafından Roma'ya da (hedef seçildiği için) bu ad verilmiştir.
KIZLAR AĞASI : Harem Dairesi'nin en büyük âmiri. Dar-üs-saade Ağası. Daha çok hadım zencilerden seçilirdi.
KONSİL : Hıristiyarilar'ın, önemli konuları görüşmek için en yüksek düzeyde ama seyrek olarak toplanan din meclisi.
KORSAN : Osmanlılar'da deniz komando askeri. (Bugün deniz haydudu anlamında kullanılıyor).
KÖK : (Eski Türkler'de) Gök rengi, gökyüzü, mavi, lacivert, yeşil, hava, sema.
KÖLEMEN : Çerkez kölelerden ve bunların soyundan gelenlerde, Kıpçak Türkleri'nden Mısır'da ve Trablusgarp'ta meydana getirilen asker. Memlûk.
KUBBE ALTI : Topkapı Sarayı'nda hükümet toplantısının yapıldığı yer.
KULLUK : Eskiden karakol yerine kullanılan bir deyimdi. 'Kul yeri' anlamına da gelir. Kul, köle veya bende anlamınadır.
KURGAN : Mezar üzerine toprak yığılarak yapılan tepe. Höyük. Tepe biçiminde mezar.
KURIKAN : Çadır. Kurıkan Türk boyu.
KUT  : (Gdktürkler'de) Devlet, saadet, baht, mutluluk, kut.
KÛFΠ : En eski İslâm yazı stillerinden biridir. Küfe şehrinde icad edildiği için bu ismi almıştır.
KÜLLİYE KÜLT : Osmanlılar'da cami merkez olmak üzere bunun etrafında toplanan ve birbirini tamamlayan binalar bütünü. Kompleks. Dinî tören, ibadet, tapma, tapınma.
 
                                     - L -

LÂĞIM : 1.  Yer altında, düşman hatlarının altına veya gerisine geçmek için açılan dar yol.
            2. Kanal. Pis su yolu.
LALA  : Osmanlı devlet teşkilâtında şehzadelerin eğitimi ve valilikleri sırasında yardımcılık görevini yapan kişi.
LEVEND : Eskiden deniz erlerine verilen ad.
LİVA   : İki alaydan oluşan askerî birlik ve bu birliğin komutanı.
LONCA : Ahîlik. Esnafın toplanıp işlerini gördükleri yer
 
                                -  M -

MABEYN : 1. Padişah sarayının selâmlık dairesi için kullanılan deyim.
               2. Haremlikle selâmlığı ayıran bölüm.
               3. Sarayda mabeyincilerin bulunduğu daire.
MABEYİNCİ : Padişahın dışarısiyle ilişkilerini sağlayan, habercilik yapan memur (resmî unvan olarak ilk defa III. Selim zamanında kullanıldı).
MAGRİB : 1. Batı.
               2. Afrika'nın Mısır dışındaki kuzey kısmı.
MALKOÇ : Yiğit. Osmanlı ordusunda akıncılar ocağının kumandanı.
MANASTIR  : Keşişlerin oturduğu binaya verilen ad.
MANCINIK  : Topun icadından önce ağır taşları fırlatmak için kullanılan araç.
MANDA : Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bazı az gelişmiş ülkeleri kendi kendilerini yönetecek seviyeye gelinceye kadar 'Milletler Cemiyeti'adına yönetmek için bir büyük devlete verilen vekillik.
MANGIR : Eskiden bakır paraya denirdi (Mangır: Bakır)
MARÛNİ : Aziz Marûni'nin çömezleri. (Bunlar Suriyeli'dir ama Lübnan da otururlar.)
MECELLE :  Tanzimat döneminde hazırlanan 'Medenî Kanun'un şdı.
MEDRESE : Yüksek okul. İslâm ülkelerinde ve Osmanlılar'da üniversite.
MEHTER : 'Mehterhane'nin kısaltılmışı. Askerî bando.
MELİK : Hükümdar yerine kullanılan deyim.
MEŞRUTİYET : Bir hükümdarın başkanlığı altında yürütme organına (hükümete) karşılık, seçilmiş bir meclisin yasama yetkisini kullandığı ve teorik olarak kuvvetler ayrılığı sistemine dayanan yönetim şekli.
MEVLEVΠ: Mevlâna Celâleddin Rumî'ye bağlanan tarikat ve ona girmiş olanlar.
MEZHEP : Bir dinin içinde anlayış ayrılığı yüzünden meydana gelen kollar. Ayn yol.
MİNYATÜR : Eski el yazısı kitapları süslemek için sulu boya ile yapılan ince, renkli resimler. (Minyatürün kendine özgü bir üslûbu vardı. Geçmişin kıyafetini en iyi yansıtan belgeler minyatürlerdir)
MİRALAY : Albay
MİRLİVA : Tuğ ve tümgeneral
MİRΠ : Devletin, hazinenin matı olan.
MİRZA  : Timuroğuiları Türk hanedanında prenslere (şehzadelere) verilen unvan.
MOLLA  : En yüksek rütbeli kadı. Bilgin (Medrese öğrencileri ve okur-yazar olanlar için de unvan olarak kullanılmıştır.)
MONARŞİ : 1. Siyasî otoritenin bir kişinin üzerinde toplandığı devlet yönetimi.
               2. Kıral veya imparatorun miras yoluyla başa geçtiği rejim.
MUHTARİYET : Yeniçeri Ocağı'nı oluşturan 196 ortadan 27. ortaya verilen unvan.
MUKADDES EMANETLER : Hz. Peygamberden ve yakınlarından (Sahabe'den) kalan şahsî eşya ve hatıralar.
MUTASARRIF  :  Sancaklarda (illerde) en büyük idare âmiri. (Bu deyim Tanzimat'tan sonra kullanıldı).
MUTASAVVIF : Tasavvufa bağlanan ve o yolda yürüyen kimse. (Tasavvuf: Tanrı'nın birliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği Vahdet-i vücud' anlayışı ile açıklayan dinî ve felsefî akım)
MÜDERRİS  : Medreselerde (üniversitelerde) en yüksek rütbeli öğretim üyesi. (Bugünkü ordinaryüs profesör gibi)
MÜFTÜ  : İl ve ilçelerde Müslümanların din işlerine bakan görevli.
MÜHENDİSHANE : Eskiden topçu subayı, istihkâm subayı ve mühendis yetiştiren okul.
MÜHR-Ü HÜMAYUN : Padişahın mührü. (Sadrazam    tarafından kullanılırdı)
MÜLAZİM  1. Stajyer anlamında kullanılan bir deyim.
               2. Eskiden teğmen.
MÜLKİYE : Devletçe r'ütbe sırasına göre aynlan üç sınıftan biri. (Diğer iki sınıf: ilmiye ve askeriye)
MÜNECCİM : Yıldızlar (Astronomi) ilmiyle uğraşan ve ondan geleceğe dair hükümler çıkaran kimse.
MÜRİD  :  1. Bir üstada bağlı oian çömez. Tilmiz.
              2. Tasavvuf yoluna yeni girmiş, ama deneme ve sınav devresini geçirmiş, bütün varlığı ile şeyhine bağlanmış kişi.




Tarih Deyimleri Terimleri KLM yazısı toplam 4896 defa okundu
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler Sayfayı Yazdır    Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler
Tarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | SözlüklerTarih Deyimleri Terimleri KLM | Sözlükler