Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler

Osmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler



Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
 
Osmanlıca Sözlük LMN
Kategori : Sözlükler

OSMANLICA SÖZLÜK

                             - L -

lal :
yakut gibi değerli ve kırmızı taş
La-mekan :mekansız, mekansızlık; yersiz yurtsuz
La-illa : yok-var
leb :  dudak
leşker :  asker
leyl-ü nehar : gece-gundüz
libas  : giysi, elbise
lika :  yüz
lutf u ala : bagış ve armağan  

                              - M -

madrabaz : vurguncu malı saklayıp pahalılaşmasını sağladıktan sonra  satan mağrıp (magrib) :batı
mah : ay
mahbub : sevgili (Hakk'a mabub olan sultan: Tanrı'nın sevgilisi Muhammed Peygamber.)
mahbubluk çağı : sevilme çağı
mahfil : oturulacak, görüşülecek yer, toplantı yeri; büyük camilerde hükümdarlara ya da müezzinlere ayrılmış, parmaklıkla çevrili yerden biraz  yüksekçe yer.
mah-ı taban : parlak ay; dolunay
maksut : maksat, amaç, istek, dilek
malamat (melamet) : azarlama, sitem etme, kınama (Dünya ve dünya heveslerini, değerlerini hor gören dervişlik.)
manalar getirür : düşünülebilir
mana gevherin : anlam cevheri
ma'ni :. engel
mar : yılan
marifet : bilmek; tasavvufta, tasavvufla ilgili sözler
ma'siyet : başkaldırma; suç işlemek, suç
maşrık : doğu
maşuk : sevgili
matlub : istenilen, aranılan şey, alacak
mazarrat : zararlar
meal : amaç, anlam
mecal : güç, kuvvet
meddah : metheden, öven
mekan : yer, durak
mekkare : hileci, düzenci kadın
meles : pamuktan yapılmış bez; keten gömlek
menend : benzer, eş, gibi
merek : dam, ahır, kulübe; samanlık
Mervan : Emevı halifelerinden biri
mestane : sarhoş, kendinden geçmiş gibi olan
mestanevaş : sarhoş gibi, sarhoşçasına
meşreb : su içilecek yer; huy, gidiş; neşe
mevc :. dalga
Mevla : sahip, Tanrı
mevta : ölü
mey-i aşe : aşk şarabı (Tanrı aşkı)
meyyit : ölü
mezahir : Tanrı'nın sıfatlarının belirdiği varlıklar
micik : atılmış, bozuk yiyecek
miftah : anahtar
mihman : konuk, misafir
mihnet : zahmet, eziyet, gam, keder, sıkıntı, bela
mihr  : güneş; taht, saltanat
mihrican : sonbahar
minber : camide imamın namaz kıldırmak için önünde durduğu oyuk yer
Mi'raç : Merdiven; göğe çıkma
mirimiran : beylerbeyi, eyalet valisi
misak : and, yemin
miskin : çok yoksul
mişvar : tavır, hareket, gidiş
miyan : bel; orta; aralık
mizan : terazi; kıyamet günü sevaplarla günahların tartılacağı terazi
muhabbet : Alevilik ve Bektaşilikte, tarikat adamlarının bir araya gelerek içki içerek, saz çalarak "deme" ya da "nefes" söyleyerek, "sema" ederek  söyleşmeleri.
muhal : olmaz, olamaz
muhannes : alçak, namert, kötü insan
muhannet : korkak, alçak, kadın gibi, kalleş
muhbir-i sadık : sadık haberci
muhib : seven, sevgi besleyen, dost
muhtar : seçilmiş, hareketlerinde serbest olan
mukim idim : çalışıyordum, duruyordum
murg-ı can : can kuşu
musahhar : ele geçirilmiş
muti : itaat eden, boyun eğen, bağlı
müflüslük : iflas etmiş olma hali
müjgan : kirpik
mülazim : bir şeyi gerekli bulan, birisine, bir şeye bir yere sürekli giden
mülk-i lal : al ülke
mü'min : iman etmiş, İslam dinine inanmış, Müslüman
münafık : dıştan dindar içten kafir kimse; bozguncu
münezzeh : kusurlardan, noksanlardan temizlenmiş, arınmış
münkir : inkarcı, yadsıyan
mürafaa (murafaa) : duruşma, yüzleşerek yargılama
mürai : iki yüzlü
mürg (murg) : kuş
mürşid-i kamil : önder, kılavuz
mürüvvet : insanlık, mertlik
müstajrak : gark olmuş, dalmış, kaldırılmış, batmış, kendini bilmeyecek derecede dalgın, düşünceli
mütevelli : bir vakıf malının yönetimiyle görevlendirilen kişi

                          - N -

naçar : çaresiz
nadan : cahil, gerçek bilgisi olmayan, arif olmayan
namlı namlı : öbek öbek, parça parça, bölük bölük
nam-u şan : ad, ün, san
nar : ateş, cehennem
nas :insanlar, adamlar, halk
Nasuh Paşa : Şam valisi; Hac yolundaki eşkıyaları temizlemiş, 1714'te asılmış, sanı "Osmanoğlu"
naşi : ortaya çıkan, ötürü, dolayı, nedeniyle
nay :ney
nazar eylemek : bakmak
nazil : inen
necaset : pislik, insan tersi
necat : kurtuluş
nefes : Bektaşilerin, halk tasavvuf ozanlarının tarikatlarıyla ilgili konuları işleyen şiir
nekbet : uğursuz, ahlaksız
Nemçe (Nemse) : Avusturya
Nemrud : İbrahim Peygamberi ateşe attıran Babil Hükümdarı
nesne : şey
neva : ses, seda, makam, ahenk" name
nevcivan : taze, genç delikanlı
niam : nimetler
nice : neden, nasıl
nic'edeyim : nice edeyim, nasıl yapayım
nigar : resim, resim gibi güzel sevgili
nihan : gizli
nisar : saçan, saçıcı
niyabet : naiplik, vekillik
niyaz : yalvarış, baş eğerek ağırlamak
nun : Arap abcesinde bir harf (Harfin duruşu insan vücudunun eğilmesini andırır. Bu benzetmeyle çok sıkıntı, acı dile getirilmiş olur.)
nuş etmek : içmek
nüzul (nüzl) : nimet, kısmet, yiyim içim




Osmanlıca Sözlük LMN yazısı toplam 3719 defa okundu
Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler Sayfayı Yazdır    Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Osmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | SözlüklerOsmanlıca Sözlük LMN | Sözlükler