Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler

Osmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler



Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
 
Osmanlıca Sözlük FGH
Kategori : Sözlükler

OSMANLICA SÖZLÜK

                           -F-

fağfuri fincan
:Çin fincanı
fak :tuzak
fani :ölümlü
farımak :soğumak, uzaklaşmak, uşanmak
fartu fartu :"cart curt" gibi bir söz
faş etmek :açıklamak, ortaya çıkarmak
feragat :vazgeçmek
ferda :yarın, gelecek zaman
fehmeder arını :utanmayı öğrenir
felek :talih,
fem :ağız
fena :yokluk
fend :hile, desise, düzen; güreşte uygulanan oyunlar
ferda :yarın, gelecek günler, erte
ferraş :döşeyen, döşemeci, hizmetçi, Kabeyi süpüren
feth-i bab :kapının açılması
fırka :parti, grup; tür
Fir'avn :Musa Peygamber zamamında Mısır Kıralı (Musa'nın ardına düşmüş ordusuyla Kızıldeniz'de boğulmuş)
firak :hasret, özlem, özlem çekmek
fikr:düşünce
firdevs :sekiz cennetten biri
Fireng (Frank) :Fransız
firkat :ayrılık
fisk (fısk) :hak yolundan çıkma Tanrı'ya isyan, hainlik, dinsizlik, ahlaksızlık
fitne :bela, sıkıntı, ara bozma, karışıklık çıkarma
füruş :satan, satıcı.  

                       - G-

Gaffar-üz-zünub :günahları bağışlayıcı; Tanrı sıfatlarından
gam-ı hicr :ayrılık derdi
gammaz :kovucu birine iftira ederek zarar veren, fitneci
gamze :yanak çukuru; yan bakış
Gani :Tanrı'nın adlarından; zengin, varlıklı
Gani Settar :kullarını bağışlayan Tanrı
gark :boğulma
gavvas :dalgıç
gazal :ceylan, ahu
gazel : kurumuş yaprak
geda :dilenci
geh :gah, bazı, kimi
gele gör :gel de gör
genc :hazin
ger :eğer
geşt etmek :gezmek, seyretmek, dolaşmak
gevher :elmas, değerli taş
gıybet :birisinin arkasından kötülüğünü söylemek, yermek, dedikodu
gidi:deyyus,pezevenk
giriftar :esir, tutsak, yakalanmış
giryan :ağlayan
girye vü zar :ağlayıp, inleme
gönlek :gömlek
gönül düşürmek :aşık olmak
görülsün kanıtlar :işler, hazırlıklar görülsün, bitirilsin
gövel ördek :yeşil başli ördek, yabanördeği
göyne göyne :yana yana
göz göz olmak :delik deşik olmak, çok acı çekmek
gulam :sakalı bıyığı çıkmamış delikanlı, genç, tutsak, kölemen
gune gune :rengarenk, türlü türlü, her çeşitten
guş :işitme, dinleme
gülbenk :bir toplulukça bir ağızdan makamla söylenen dua, tekbir, ilahi; savaş haykırması
gülşen :gül bahçesi
gülzar-ı aşk :aşk gül bahçesi
güman :şüphe, kuşku
günlük :tütsü için kullanılan bir çeşit ağaç sakızı
gürk (gurk) :kuluçka


                             -H-

Habil :
Adem Peygamberin oğullarından biri
hacet :gereklik, zorunluk
hadde :erimiş madeni tel yapmak için kullanılan delikli levha
hafa :gizli yer
Hafid-i Peygamber :Muhammed Peygamber'in torunu
hak :toprak
hak ile hak olmak :toprakla toprak olmak, toprağa karışmak
hak-i pay :ayak toprağı, tozu
hak kalemi :alınyazısı, talih
Hak kapısı :Tanrı yolu
hal :tasavvufta, Tanrısal gerçeklere ulaşan kişinin benliğinden geçme durumu
halayık :yaratıklar, insanlar
halife :birinin yerine geçen
halı :boş, ilişiksiz, evlenmemiş
halim :yumuşak, huy
halk-ı alem :dünya halkı, insanlar
Hallaak :halkeden, yaratan, Tanrı
haman :Firavun'un veziri
hamaylı :boyuna asılan muska, kılıç bağı
hamil :yüklenen, gebe
hamr :sarap (aşk şarabı)
hane :ev, gönül
hanedan :konuksever, vergili; belli ve büyük soydan gelen kimse
har :diken
harabat :harabeler, viraneler, yıkıntılar
harami :yol kesen, can alıcı, eşkıya
haramzade :anası babası belli olmayan, piç
hare :meneviş, menevişli kumaş
hatif :yitikler evreninden haber veren melek
hayf :haksızlık, zulüm; yazık ki, heyhat, vah
hayranlık :esrarın verdiği keyif
hazan:güz,sonbahar
hecr-i gam :ayrılık acısı
hem-dem :asla, hiçbir zaman
heves-güves :hevesederek, özenerek
hezar :bülbül
hışmeylemek :kızmak
hıram :nazlı, edalı, salına salına gidiş
hicap :perde, örtü, utanma
hicr :hicran, ayrılık
hidayet :doğru yolu bulmak, doğru yola götürmek; Tanrı yolu
hil'at :süslü giysi
hindi :bir tür kumaş
hod :kendi, bizzat; de (ne hod:ne de); o, şu
hon (han) :sofra
hor :değersiz, aşağı
höyük :tepe
hub :güzel
huccac :hacılar
huccac-ı müslimin :İslam hacıları
hüccet :isbat belgesi, mahkeme ilamı
hüccet olundu :hüküm giydirildi
Hüda :Tanrı
hülle (hulle) :cennetlik insanların cennette giyecekleri giysi (söylentiye göre bu giysileri İdris Peygamber dikermiş.)
humar :içki sersemliği
hunı :kan dökücü
hünkar :Padişah, hükümdar, sultan
hüsn :güzellik




Osmanlıca Sözlük FGH yazısı toplam 5378 defa okundu
Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler Sayfayı Yazdır    Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Osmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler
Osmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | SözlüklerOsmanlıca Sözlük FGH | Sözlükler