Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi

Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi



Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
 
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay
Kategori : Osmanlı Tarihi

Hayırlı olay (Vâk'a-i Hayriye)

Yeniçeri  ocağının kaldırılmasiyle sonuçlanan büyük çalkantı.
Sultan II. Mahmud tahta çıktığı günden beri yeniçeri ocağını ortadan kaldırmak, yerine modern bir ordu teşkilatı kurmak için uy-gun.ortam bekliyor ve engel çıkarması muhtemel kurum veya kişileri denetim altında tutarak hazırlanıyordu. Amcası III. Selim'in kurduğu Nizam-ı Cedid, hep aynı engele, yeniçeri ocağı engeline çarpmış ve tam bir reform sağlanamamıştı.

Kapıkulu ocağının, yani maaşlı askerlerin asıl kitlesini oluşturan yeniçerilerin üç saltanat dönemi sırasında gösterdikleri disiplinsizlik, alçaklık ve küstahlık yüzünden Kırım, Ba-sarabya, Boğdan ve Eflak Ruslar'a kaptırılmıştı. Ayaklanan Rumlar'ı da onlar değil ancak Mısır'dan gelen İbrahim Paşa'nın modern askerî birliği sindirmişti. Ama Rumlar bütün Avrupa'dan destek görerek mücadeleyi sürdürüyordu. Yeniçerilerle isyanı bastırmak mümkün olamayacaktı.

Sultan II. Mahmud ordudaki yeniliği bu defa bir "Eşkinci Ocağı" kurarak başlattı. Eşkinci ocağı genşl anlamı ile savaşa katılan vurucu sipahi gücünü oluşturuyordu. Yeni ocakta bunlar modern eğitim görecek ve zaman içinde bütün ordu yeni sisteme bağlanacaktı! 25 Mayıs 1825'te ve yeniçeri ocağı dışında kurulan bu muallem (talimli) eşkinci sınıfına ilk safhada 7.650 asker alındı. Yeniçeri ocağını kuşkulandırmamak ve tepkilerini yatıştırmak için, bunların yeniçeri ortalarındaki gönüllülerden oluşturulacağı söylendi. Padişah, yeniçeri ocağının başına, güvendiği ve samimi olarak yenilik taraftan kumandanlarını getirmişti. Zaten, başta şeyhülislam olmak üzere ulema da yenilik taraftarıydı ve onlarla birlikte yeniçerilerden yaka silkiyordu.

Eşkinci ocağı modern şekliyle yeniden kurulduktan sonra 11 Haziran 1826'da Sadrazam Mehmed Paşa ile diğer erkânın ve ocağın ileri gelenlerinin katıldığı bir kurulda, 46 maddelik bir lâyiha okunup kabul edildi.
Bununla, yeni ocağın kuruluş sebepleri ve statüsü açıklanmış oluyordu.

Yeniçerilerin ayaklanması gecikmedi. 14 Haziran 1826 gecesi Etmeydanı'nda toplanmaya başladılar. Sabaha kadar binlercesi bir araya gelmişti. Önce, yenilik taraftarı ve padişahın güvendiği bir kumandan olan ağaları Celaleddin Ağa'yı öldürmek için onun sarayını bastılar. Celaleddin Ağa o gün onu epeyce yoran işlerden sonra uyumak için rahatsız edilmeyeceği gizli bir odaya çekilmişti. Asiler onu bulamadılar. Camları, kapıları ve eşyaları kırıp dökerek oradan ayrıldılar.

Celaleddin Ağa kurtulmuştu. Kimseye görünmeden sultanın huzuruna çıktı ve isyanın başladığını bildirdi.
Kısa zamanda devlet büyükleri de duydu ayaklanmayı. Padişah Beşiktaş'taki sarayından saltanat kayığına binerek Topkapı'ya hareket etti. Sadrazama ve şeyhülislama haber göndererek onları saraya çağırmıştı. Sadrazam da, kuvvetleriyle şehrin dışında bekleyen Anadolu ve Rumeli muhafızlarına şehre girmelerini emretti.

Devlet erkânı sarayın geniş bir salonunda padişahı bekliyordu. Çok beklemediler. Padişah kılıcını kuşanmış bir halde kapıda görününce heyecanla ayağa fırlayıp el bağladılar.
Sultan Mahmud hemen konuya geçerek onlara şöyle hitap etti:

— Tahta çıktığım günden beri kanun, şeriat ve ananeden ayrılmadım. Böyle hareket etmek /'benim vazifemdi. Bana Cenab-ı Hakk'ın emaneti olan milletimi ve tebamı sıyanet zımnında ne kadar gayret eylediğim herkesin malûmudur. Yine bilirsiniz ki onsekiz yıllık saltanatımda yeniçeriler defalarca isyan ve tuğyan ettiler. En uysal sabırları biie aşan hareketlerine, eşkıyalıklarına tahammül gösterdimse, bu, kan dökülmesinden çekindiğim içindi. Onlara bu kadar ihsan ettim, müsamaha gösterdim. İhsan lanma garkolan ocak, yeni askerin yazılmasına rıza gösterdiği halde yine ayaklandı. Devletin bekası için şart olan bu yeni orduya karşı harekete geçti. Sözlerini yine tutmadılar, yeminlerini bozdular. Bu yaptıkları hurûc alessul-tan (sultana karşı ayaklanma) değil midir? Meşru hükümdarlarına karşı İhtilâl eden bu taifeye ne yapmak gerektir? Bu hainlerin cezalandırılması için göze alamayacağım tedbir yoktur. Kıtalden de katliamdan da çekinmem. Siz ne dersiniz?..

Ulema cevap verdi:
“Şeriat âsilere karşı savaşılmasın! ister. Kur'an-ı Kerim şöyle den Eğer adaletsiz ve merhametsiz insanlar kardeşlerine saldırırlarsa, bunlara karşı mücadele edin ve onları İlâhî Kadı'ya gönderini".
Bir iki kişi de ihtiyatlı hareket edilmesini tavsiye etmişti. O zaman müderrislerden Ab-durrahman Efendi hiddet ve heyecanla şöyle dedi:

— Bu devletin devam ve bekası takdir-l ilâhî ise, isyan eden habisleri vurur, mahvederiz, değilse, biz de bu devletle beraber gideriz. Başka bir ihtimal kaldı mı?".
Abdurrahman Efendi sözünü bitirirken elindeki tespihi masanın üzerine şiddetle vurmuş, tespih kopmuş ve kehribar taneleri mermer zemin üzerine dağılmıştı. Herkes heyecan, rikkat ve kararlılık içindeydi. Ağlayanlar da vardı. Padişahın gözleri de yaşarmıştı.
Salondakiler padişahtan Sancak-ı Şerifi çıkarmasını rica ettikten sonra, âsilerin üzerine yürümeye başlayacakları sırada, padişah: "Ben de gerçek müminlerle birlikte savaşmaya ve bana isyan eden hainleri
cezalandırmaya gideceğim" oedi. Fakat yanındakiler yalvardılar: "Padişahımızın bir avuç serseri âsinin önüne çıkarak yüce varlığını tehlikeye sokması doğru değildir. Sancak-ı Şerif çıkarılsın, devletin selameti için dualarını esirgemesin, bu bize yeter" dediler.

Padişah ısrarlar karşısında kararından caydı. Yanındakilerle birlikte Hırka-i Şerif dairesine giderek Sancak-ı Şerifi kendi eliyle çıkarıp şeyhülislam ve sadrazama vererek:
"işte Sancak-ı Şerif, Sultanahmet mey-darıma dikilsin!" dedi. ' Tellallar ve mübaşirler, kendilerini âsilere belli etmeden kararı halka duyurdular. Kısa zamanda sarayın önünde büyük bir kalabalık toplanmıştı Müderris Ahıskalı Ahmed Efendi sancak altında toplananları coşturan bir konuşma yaptı Silahı olmayanlara sarayın cephaneliğinden çıkarılan kılıçlar, oarut ve kurşunlar dağıtıldı. 3500 kadar Enderun öğrencisi de oradaydı ve bunlar "yenmek veya ölmek!" diye bağırıyorlardı. Hemen hemen bütün İstanbullular Sancak-ı Şerif altında yeniçerilere karşı toplanmıştı. Aralarında kadınlar da vardı ve DU Osmanlı tarihinde ilk defa görülüyordu.

Yeniçeri ocağı dışında bütün ocaklar padişaha bağlılıklarını bildirdiler. Bu askerlere (Yeniçeri ocağından olmayan askerlere) padişahın sadık paşaları kumanda ediyordu. Tophaneden çıkarılan bataryaların başında topçu yüzbaşısı Karacehennem İbrahim Ağa vardı İzzet Paşa iie Ağa Hüseyin Paşa da, muazzam sivil kalabalığı peşlerine takarak Etmeydam'na girdiler.

Yeniçeriler Etmeydanı'ndaki kışlalarının kapısını kapamış, büyük ve güçlü bir kale haline dönüştürdükleri binanın iç kısmına çekilmişlerdi. Buradan dışarıya kurşun yağdırıyor ve ağıza alınmayacak küfürler savuruyorlar-dı. Şimdiye kadar o ocağa, o kışlaya yeniçerilerin izni olmadan kimse girememiş, girenler sağ çıkmamış /e yeniçeriler her zaman isteklerini kabul ettirmişlerdi,

Hüseyin Paşa kapıya iyice yaklaşarak yeniçerilere teslim olmalarını, padişahın nedamet getirecek olanları bağışlayacağını bildirdi. Böyle bir anlaşma teklifini belki halk da isterdi. Fakat içeriden cevap olarak küfürden başka bir şey duyulmadı. Bunun üzerine top atışlarıyla kapılar parçalandı. Bundan sonra Hüseyin Paşa, ıçerdekiler duyacak kadar sesini yükselterek topçulara: "Ateş etmeyin, beklediğimiz barut gelmedi" dedi. Bunu duyan yeniçeriler kapının arkasında korkusuzca toplanarak küfürlerine devam ettiler. Fakat bu bir savaş hiiesiydi. Hüseyin Paşa hemen topçulara döndü ve 'ateş!' emrini verdi  Az sonra da Karacehennem ibrahim

Ağa, Topuğundan Kurşunla yaralanmış olmasına rağmen askerlerinin başında kışladan içeri daldı. Akşama doğru yeniçeri direnişi tamamen kırılmış, 6000'i öldürülmüştü. Ertesi gün İstanbul'un çeşitli semtlerine dağılan 20 bin kadar yeniçeri ve onlarla birlik olan kabadayı yakalandı, hapis ve sürgün cezalarına çarptırıldı. Artık yeniçeriler ve yeniçeri ocağı yoktu (15 Haziran 1826).

Yeniçeri ocağının kaldırılması Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biridir. Yenileşme hareketinin en önemli adımı sayılır. Bu olay tarihimizde "Vak'a-i Hayriye=Hayırlı olay" diye anılır.

Navarin Faciası
Osmanlı Devleti'nin modern ve güçlü bir ordu meydana getirmesini engellemek isteyen dış düşmanları vardı ve bunların başında Rusya geliyordu. Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra yeni ordu henüz tam anlamıyla kurulamadan yeni isteklerde bulunmaya başladılar. Çünkü artık Moskova'ya kadar giden Napolyon şiddetli kışa yenilerek çekilmiş ve bu ülkeyi tehdit eden kuvvet kalmamıştı. 1812'de imzalanan Bükreş Antlaşmasına ancak yeni hükümlerin kabulü ile uyacağını bildiriyordu, Bu yeni hükümler, Sırbistan'daki kalelerin dışında Türk bulunmaması ve Boğdan ve Eflâk prenslerinin Rumen asilleri arasından seçilmesiydi. Akkirman'da imzalanan bir antlaşma ile bu istekler de kabul edildi.

Fakat, bu anlaşmadan iki hafta sonra Ruslar, İngiltere ve Fransa ile bir ittifak kurdular. Bu ittifakın gayesi bağımsız bir Yunan krallığının kurulmasıydı.

Bu üç devletin donanmaları birleşerek Navarin limanına geldiler. Osmanlı ve Mısır savaş gemileri de limanda idiler. Osmanlı Devleti ile Avrupa devletleri arasında savaş durumu yoktu. Rus amirali Heyden, İngiliz amirali Condrington ve Fransız amirali Rigny, Mora kıyılarında arabulucular olarak dolaşıyor, İbrahim Paşa ile görüşüyor ve sadece insanî açıdan Rumlar'a saldırmamasına telkin ediyorlardı. İbrahim Paşa da zaten İstanbul'daki görüşmelerin sonucunu beklediği için hareketsiz durmaktan başka bir şey yapmıyordu.
Türk donanması, tarafsız bir denizde oldukları için, müttefik donanmasına geçiş yolu bırakmak maksadıyla limanın sadece bir tarafına ve sıkışık şekilde dizilmişti. İbrahim Paşa da Peleponez'deki ordularını teftiş için bir-iki günlüğüne Navarin'den ayrılmış bulunuyordu.

Müttefik donanması limana yaklaşırken şüpheli bir durumları yoktu. Savaş işareti de bulunmuyordu. Fakat ağır ağır menzile girdikten sonra birden ateşe başladılar. En ufak bir hazırlığı olmayan ve saldırıyı hiç beklemeyen Osmanlı donanmasının 57 gemisi dört, saat içinde batırıldı. 8 bin asker şehit oldu (20' Ekim 1827).

Müttefik donanmasının üç amirali, devletlerinden saldırı talimatı almadıkları, sırf Yunanistan lehindeki propagandanın etkisinde ve Türk düşmanı oldukları için yapmışlardı bu  baskını.

Bu baskın Avrupa'da, hattâ saldıran devletlerin halkı arasında bile hoş karşılanmadı. Osmanlı Devleti sert bir nota vererek her üç devletten özür dilemelerini ve tazminat ödemelerini istedi. Müttefik devletler özür dilediler, böyle bir baskın emri vermediklerini söylediler ama tazminat vermediler.





Vaka I Hayriye Hayırlı Olay yazısı toplam 7434 defa okundu
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi Sayfayı Yazdır    Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi
Vaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı TarihiVaka I Hayriye Hayırlı Olay | Osmanlı Tarihi