Nedim | şairler Yazarlar

Nedim | şairler YazarlarNedim | şairler YazarlarNedim | şairler Yazarlar
Nedim | şairler Yazarlar Nedim | şairler Yazarlar
Nedim | şairler YazarlarNedim | şairler YazarlarNedim | şairler Yazarlar
Nedim | şairler YazarlarNedim | şairler YazarlarNedim | şairler Yazarlar
Nedim | şairler Yazarlar



Nedim | şairler Yazarlar
Nedim | şairler YazarlarNedim | şairler YazarlarNedim | şairler Yazarlar
Nedim | şairler YazarlarNedim | şairler YazarlarNedim | şairler Yazarlar
Nedim | şairler Yazarlar Nedim | şairler Yazarlar
Nedim | şairler YazarlarNedim | şairler YazarlarNedim | şairler Yazarlar
 
Nedim
Kategori : şairler Yazarlar

NEDİM (1681-1730)

(18. yy. da Divan Şiiri)
Asıl adı Nedim Ahmed olan fakat edebiyatımızda sadece Nedim olarak anılan Lâle Devri'nin coşkulu aşk şairi 1681 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Kadı Mehmed Efendi, annesi Karaçelebîzâde ailesinden Safiha Ha-tun'dur.
Nedim, iyi bir öğrenim görmüş, kültürlü bir çevrede yetişmiş, çok başarılı bir imtihan vererek müderris (profesör) olmuştur. Nevşehirli Damad İbrahim Paşa onu özel kütüphanesinin müdürü yapmış, resmî ve ilmî toplantılara katılmasını sağlamıştır. O, Sadâbad ve Çırağan safalarını sadrazamla, padişahla beraber yaşamış, zarif nükteleriyle sevilen ve aranan bir şair olarak itibar ve şöhretin doruğuna ulaşmıştır.
Patrona Halil isyanı Lâle Devri'nin ve az sonra da Nedim'in sonu olmuştur. Nedim, güzel olan her şeyi yıkıp yakan ihtilâlden sonra hastalanmış ve 1730'da 49 yaşında iken ölmüştür.
Nedim, divan edebiyatında en güzel beşerî aşk şiirlerini yazmış bir şairdir. Zevk, neşe ve coşku kaynağı olan şiirlerinde pervasız bir açık-saçıklık da vardır ama, bu hal onun şiirlerini asla basitleştirmez, güzellikleri bozmaz, aksine yüceltir. Bu şiirler hem ona hem sanata ancak saygı ve hayranlık uyandırır. Çünkü onun şiiri 'hâlis şlir'dir.
Yaşadığı devrin İstanbul'unu, İstanbul'un güzelliklerini en güzel anlatan Nedim'dir. İstanbul onun için bir taşına bütün Acem mülkünü feda edebileceği kadar güzeldir ve bu güzelliği mısralarında duyurmasını bilir.
Nedim, zevk ve neşenin yaşanılan zamanda tadıimaeını İster ve öyle duyar, öyle yaşar, öyle yazar. Karamsarlıklar dağıtarak neşeli bir hayatı telkin eder:

Ayağın sakınarak basma aman sultanım
Dökülen mey kırılan şlşe-i rindan olsun!

Daima coşkulu, daima güzelliğe hayran ve âşık olan Nedim'in "evsafını mümkün mübeyan hiç?" Onu, varalım şiirlerinden anlayalım:

---

NEDİM'DEN ŞİİRLER

KASİDE'den beyitler

Bak Sitanbûl'un  şu  Sadâbad-  nev bünyanına
Âdemin canlar katar âb u hevâsı canına

Ey sabâ gördün mü mislin bunca demdir âlemin
Püşt-i pâ urmaktasın İran'ına, Turan'ına.

Ey felek insaf, ey mihr-i cihân-ârâ âmân
Bir nazîri var ise söylen konulsun yanına.

Ben de bilmem böyle rûh-efzâlığın aslın meğer
Hızr tohm-ı ömr-i câvîd ekti nahiistanına.

Sizde böyle müşk olur mu deyü hâkinden biraz
Ah göndersem, sabâ ile Huten hakanına.

Cedvel-i sîm içre âdem binse bir zevrakçeye
İstese  mümkin varılmak cennetin  tâ yanına.

Olsa Kisralar zamanında ya Firdevsf anı
Eylemez miydi şeref Şehnfime'nin unvanına.

Cûş kıl ey rûh-ı Kâvus, ey revan-ı Cem, işit:
Ben kapılmam ehl-i târihin sühan-sencamına.

İkiniz de olmamış mâlik ana, aldım haber
Çerh-i pîrin and verdim dfnine îmanına.

Dersiniz kim! "Çerh-i pîre yok yere verdin kasem,
Kim o bî-îmandır anın kim bakar îmanına?".

Vaktinizde cerh âmenna ki bî îman idi,
Ehl-i dil makrûn idi endûh-ı bî pâyânına.

Şimdi amma ehl-perverdir, müselmândır tamâm
Olalı mahkûm Sultan Ahmed'in fermanına.

Şüphesiz  Nûşîrevfln'ın tacı başından düşer
Baksa tâk-ı ser-bülend-i kasr-ı izz ü sânına.

Müddef-i Osmâniyân içre zamân-ı devleti
Benzemiştir nevbahârın mevslm-i nîsfinına


Bugünkü Türkçe ile:

Bak İstanbul'un şu yeni yapılan Sadâbad (köşküne)
Suyu ve havası insanın canına can katar.

Ey sabah yeli, bunca zamandır dünyanın İran'ına,
Turan'ına taban vurmaktasın, bunun bir benzerini gördün mü?

Ey gökyüzü, ey cihanı süsleyen güneş, insaf edin,
Bir eşi daha varsa söyleyin, yanına konulsun da görelim.

Ben de bilmiyorum ruhları bu kadar ferahlatması nedendir
Yoksa Hızır koruluğuna ebedî ömrün tohumunu mu ekti?

Sizde böyle koku bulunur mu diye, (Sadabâd-ın) toprağından birazını
Hotan Hakanına ah bir göndersem!

Cedvel-i Sîm'de (Gümüş yol kanalında) küçük bir kayığa binse, cennetin tâ yanına varabilir.
(Sadâbad), büyük Iran şahının zamanında yapılsaydı,

Firdevsî onu Şehnâme'ye ad olarak verip şereflendirmez miydi?
Kulak ver ey Kâvus'un ruhu, ey Cemşîd'in ruhu işit:

Ben ünlü tarihçilerin ölçülü sözlerine kapılmam.
Yaşlı feleğin dinine imanına yemin ettirerek öğrendim ki

İkiniz de ona malik değilsiniz.
Dersiniz ki: İhtiyar feleğe yok yere yemin ettirdin

O imansızdır, onun yeminine kim bakar!
Evet, sizin zamanınızda felek imansızdı,

Gönül ehli onun sonu gelmez kaygılarını çekiyordu,
Ama şimdi, Sultan Ahmed'in fermanına mahkûm olalı beri gönül sever, tam bir Müslüman'dır.

Nûşîrevan, şanlı şerefli kasrın yüksek kubbesine bakacak olsa, şüphesiz tacı başından düşer.
Osmanlılar'ın saltanatı süresinde onun hükümdarlık devri, ilkbaharın Nisan ayına ben-zemiştir.

---

KASİDE

Bu şehri Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.

Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır.

Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ
Elhâk bu ne halet bu ne höş ab u hevâdır.

Her bağçesi bir çemenistan-ı letafet
Her gûşesi bir meclis-i pür-feyz ü âlâdır.

İnsaf değildir anı dünyaya değişmek
Gülzarların cennete teşbih hatâdır.

Herkes irüşür anda muradına anınçün
Dergâhları melce-i erbab-ı recâdır.

Kâlây-ı maarif satıiur sûklarında
Bazar-ı hüner mâden-i Hm ü ulemadır.

Camilerinin her biri bir kûh-i tecelli
Ebrû-yı melek anlara mihrâb-ı duadır.

Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebriz-i ziyadır.

Hep halkının etvârı pesendtde vü makbul
Derler ki biraz dilber-i bî-mihr ü vefadır.

Şimdi yapılan âlem-i nev-resm-i safanın
Evsafı hele başka kitap olsa sezadır.

Nâmı gibi olmuşdur o hem sâ'd,hem flbâd
İstanbul'a sermâye-i fahr olsa revadır.

Kühsârları, bağları kasrları hep
Güya ki bütün şevk u tarab zevk u safadır.

istanbul'un evsafını mümkün mü beyan hiç
Maksûd hemen Sadr-ı kerem-kâre senadır.

Ey Sadrı cihan-bân ede Hak devletin efzûn
Kim devletin erbab-ı dile lûtf-ı H udadır.

Ezcümle Nedîmâ kulun ey âsaf-ı devrân
Müstagrek-ı lûtf u kerem ü cûd u atadır.


Bugünkü Türkçe ile:

Bu İstanbul şehri eşsiz değerdedir, baha biçilmez,
Bir taşına bütün bir Acem mülkü feda olsun.

İki deniz arasında tek bir elmas parçasıdır,
Cihanı aydınlatan güneşle tartılsa (aynı kefeye konsa) lâyıktır

Cennet Alâ altında mı, üstünde mi (bilmiyorum)
Elhak bu ne güzel durum, ne güzel su, ne hoş havadır.

Her bahçesi bir güzellik çimenliğidir, her köşesi bir coşku ve eğlence toplantısıdır.
Onu dünyaya değişmek insaflı bir şey olmaz.

Gül bahçelerini cennete benzetmek de yanlış olur.
Orada herkes muradına erer.

Onun için bütün kapıları dilek sahiplerinin sığınağıdır.
Çarşılarında bilgi ve kültür kumaşları satılır

O bir hüner pazarı, ilim ve alimler ocağıdır.
Camilerinin her biri bir kûh-ı tecelli (Allah'ın

kendini gösterdiği Tûr dağı gibi bir dağ) dir.
Onlardaki dua mihrapları meleklerin kaşı gibidir.

Mescitlerinin her biri bir nur deryasıdır.
Kandilleri dolunay gibi ağzına kadar ışıkla doludur.

Halkının tavırları hoş ve zariftir, ama derler ki dilberleri (güzelleri) biraz vefasızdır.
Şimdilerde yapılan eğlence âlemlerini anlatmak için başlıbaşına bir kitap yazılsa yeridir.

O, adı gibi (Sadâbad) hem kutlu, hem mamur olmuştur.
İstanbul için bir övünç sermayesi olsa yeridir.

Dağları, bağları, kasırları hep, yalnız coşku, neşe, zevk ve eğlence doludur.
İstanbul'un niteliklerini anlatmak hiç mümkün mü?

Maksad, asil, cömert sadrazamı övmektir.
Ey ciharon koruyucusu, Allah mutluluğunu arttırsın.

Senin devletin (yönetimin) gönül ehline Tanrı'nın bir lûtfudur.
Ey bu devrin en değerli sadrazamı, gönül sahipleri arasında özellikle Nedim kulun              cömertliğine, armağanlarına boğuldu.

---

GAZEL

Haddeden geçmiş nezaket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı âl olmuş sana.

Bûy-ı gül taktîr olunmuş, nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy, birisi dest-mfll olmuş sana.

Şöyle gerd olmuş Frengistan birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebruda hal olmuş sana.

0l büt-i tersa sana, "mey nûş eder misin?" demiş
Elaman ey dil, ne müşkilter suâl olmuş sana.

Sen ne camın mestisin, âyâ kimin hayranısın!
Kendin aldırdın gönül, n'oldun, ne hal olmuş sana.

Leblerin  mecruh olur dendan-ı  sîn-l buseden
Lfilin öptürmek bu hâlete muhal olmuş sana.

Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber, Nedim
Bir peıl- suret görünmüş bir hayâl olmuş sana.

---

Bugünkü Türkçe ile:

Haddeden geçmiş nezaket sana boy bos olmuş,
Şişeden mey süzülmüş sana al yanak olmuş.

Gülün kokusu damıtılmış, nazın ucu işlenmiş
Biri sana ter, birisi de mendil olmuş.

Bütün Frengistan şöylece toplanıp bir yere birikmiş
Sonra da gelmiş, kaşının köşesinde sana bir ben olmuş.

O Hıristiyan güzel sana "mey içer misin?" demiş
Elaman ey gönül, ne güç bir soru sorulmuş sana.

Sen nasıl bir kadehin sarhoşusun, kimin hayranısın
Kendini kaybettin gönül, ne haller olmuş sana.

Buse kelimesindeki esin-S harfinin dişlerinden dudakların yaralanır.
Bu durumda dudağını öptürmek muhal (imkânsız) olmuş sana.

Senin güzelliklerini anlattığın dilber bu şehirde yok, ey Nedim.
Sen bir peri yüzlünün hayalini görmüşsün.

---

GAZEL

Mest-i nazım kim büyüttü böyle bîperva seni
Kim yetiştirdi bu gûnâ servden bâlâ seni.

Bûydan hoş, rengden pakizedir nâzik tenin
Beslemiş koynunda gûyâ kim, güM rânâ seni.

Güllü diba giydin amma korkarım âzâr eder
Nazeninim sâye-i hâr-ı gül-i diba seni.

Bir elinde gül, bir elde câm geldin sâkıyâ
Kangısın alsam, gülü, yahut ki camı, yâ seni?

Sandım olmuş ceste bir fevvftre-i ftb-ı hayât
Böyle gösterdi bana ol kadd-i müstesna seni.

Ben dedikçe böyle kim kıldı Nedim'i natuvan
Gösterir engüşt İle meclisteki mînâ seni.


----

Bugünkü Türkçe ile:

Ey naz sarhoşu sevgilim seni böyle pervasız kim büyüttü
Seni serviden daha yüksek kim yetiştirdi?

Kokulardan daha kokulu, renklerden daha temiz senin nazik tenin.
Sanki gül seni koynunda beslemiş ve sana rengini ve kokusunu vermiş.

Gül gibi ipekli kumaştan bir elbise giymişsin,
ama korkarım ki kumaşın üstündeki gül dikeninin gölgesi seni incitir!

Ey içki sunan güzel, bir elinde gül, bir elinde kadeh ile geldin.
Hangisini alsam, gülü mü, kadehi mi yoksa seni mi?

Bir hayat suyu fıskiyesinin fışkırdığını sandım,
O müstesna boynun bana seni böyle gösterdi.

Ben, 'Nedim'i bu perişan hale kim getirdi" dedikçe
Meclisteki şarap sürahisi parmağı ile bana hep seni gösteriyor.

--- 

ŞARKI

Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâşâde
Gidelim serv-i revanim yürü Sadâbâd'e.

İşte üç çifte kayık emrimize amfide
Gidelim serv-i revanim yürü Sadâbâd'e.

Gülelim, oynayalım, kâm alalım dünyadan
Mâ-i tesnim içelim çeşme-i nev-peydâdan

Görelim âbı hayat aktığın ejderhadan
Gidelim serv-i revanim yürü Sadflbâd'a.

Gâh varıp havz kenarında hırâmân olalım
Gâh gelip kasrı cihan seyrine hayran olalım.

Gâh şarkı okuyup gâh gazelhan olalım
Gidelim servi revanim yürü Sadâbâd'e.

İzn alıp Cuma namazı deyü mâderden
Bir gün uğnlayalım çarh-ı sitem-perverden

Dolaşıp iskeleye doğru nihfin yollardan
Gidelim servi revanim yürü Sadâbâd'e.

Bir sen u bir ben ü bir mutnb-i pâkîze-edâ
İznin olursa eğer bir de Nedim-i şeyda

Gayri yaranı bugün edip ey şuh feda
Gidelim servi revanim yürü Sadâbfld'a.

----

Bugünkü Türkçe ile:

Gel şu mutsuz gönüle bir eğlence bahşedelim
Servi boylum, gidelim, yürü Sadâbâd'a.

İşte üç çifte kayık emrimizde bekliyor.
Servi boylum gidelim, yürü,

Sadâbâd'a Gülelim, oynayalım, dünyadan muradımızı alalım.
Yeni yapılan çeşrheden Cennet suyu içelim.

Ejderhanın ağzından hayat suyunun aktığını görelim.
Gidelim servi boylum, yürü, Sadâbâd'a.

Kâh havuz başında dolaşalım, kâh Cihan Kasrı'nı seyredelim.
Bazen şarkı, bazen gazel okuyalım.

Servi boylum gidelim, yürü, Sadâbâd'a "Cuma namazına" diye annenden izin alıp
Zalim felekten bir gün çalalım.

İskeleye doğru gizli yollardan dolaşıp
Servi boylum, gidelim, yürü Sadâbâd'a.

Bir sen, bir ben, bir de temiz tavırlı çalgıcı
İznin olursa eğer şu âşık Nedim,

Başka dostları bugünlük feda edip,
Servi boylum gidelim, yürü Sadâbâd'a.

---




Nedim yazısı toplam 32276 defa okundu
Nedim | şairler Yazarlar Sayfayı Yazdır    Nedim | şairler Yazarlar Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Nedim | şairler Yazarlar
Nedim | şairler YazarlarNedim | şairler YazarlarNedim | şairler Yazarlar