Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim

Okulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
Okulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
Okulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim



Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
Okulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
Okulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
Okulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
 
Okulöncesi Eğitim Sorunları
Kategori : Eğitim

Milli Eğitim Politikaları
Okulöncesi Eğitim ve Kırsalda Yaşayan Çocuklar

                             Dr. Yüksel DEMİREL

İnsanın dünyaya gelişiyle birlikte başladığı eğitim süreci yaşamı boyunca devam eder. Ancak, yaşamın zorunlu eğitimden önceki dönemi sağlıklı kişilik gelişimi için çok önemli olduğundan bu sürecin uygun biçimde ve uygun araçlarla geçirilmesi gerekir.
Bu bağlamda,  okulöncesi eğitim; çocukların zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal gelişimlerini yapılandırılmış bir ortam içinde sürdürmelerini sağlayan ve yeteneklerinin gelişmesine yardım eden, onları formel eğitime hazırlayan ilk eğitim basamağı olarak görülmelidir.
 
Okulöncesi dönemde çocuğa verilen eğitim, çocuğun yeteneklerinin ortaya çıkartılması ve geliştirilmesinde önemli olduğu kadar dil gelişimini sağlaması açısından da önemlidir. Çocuk, bu eğitimle bir yandan sosyalleşirken bir yandan da bağımsızlık kazanır ve çevresiyle olan etkileşiminde zihin kapasitesini genişletir. Ayrıca, okulöncesi eğitim, çocuğa sonraki dönemler için bilişsel ve psiko-sosyal gelişim açısından uygun zemin hazırlar.
 
Bu dönemde çocuklara verilen eğitim onların ilköğretime hazırlanmalarını sağladığı gibi dil gelişimlerine de katkı sağlar. Çocuğun ilköğretimde başarılı olabilmesinin önkoşulu, dilinin soyut kavramları açıklayacak biçimde gelişmesi ve karmaşık durumları anlayabilme becerisi kazanması ile mümkündür. Bu nedenle okulöncesi eğitim alan çocuklar zorunlu eğitime başlarken hem ciddi bir sorun yaşamazlar hem de diğerlerine göre daha başarılı olurlar. Çocukların ilköğretimde ortaya koydukları başarı farklılıkları büyük ölçüde okulöncesi eğitim alıp almadıklarıyla ilgilidir.
 
Ülkemizde okulöncesi çocukların eğitimini sağlayacak aile ortamı hazırlamak annelerin büyük çoğunluğunun çalışıyor olması yanında çocuk eğitimi konusunda yeterli bilgi ve deneyim sahibi olmamaları nedeniyle de zor görünmektedir. Ayrıca çocuğun yaşıtlarıyla birlikte olma ihtiyacı aile içinde karşılanamadığı gibi çocukla birebir ilişki kurmak da kadınların iş yükü fazlalığı nedeniyle mümkün görünmemektedir.
 
Günümüz koşullarında, kent yaşamında çalışan annelerin bir kısmı çocuklarını zorunlu olarak okulöncesi eğitim kurumlarına gönderirken bir kısmı da çocuk bakımı yanında ev işlerini de yapacak olan bakıcıları tercih etmektedir. Bu tercih, çalışan kadının iş yükünü hafifleteceği gerekçesiyle kabul görürken aynı zamanda daha ekonomik de bulunmaktadır. Oysa okulöncesi eğitim, evde birebir verilen eğitimin ve iyi bir bakımın ötesinde sosyalleşmeyi sağlayan bir eğitimdir. Zira çocuk yaşamında oyunların çok büyük önemi ve anlamı vardır. Okulöncesi eğitimle çocuklar, kendilerini yönlendirecek eğitimcilerin gözetiminde çok çeşitli araç ve gereçler kullanarak deneme ve sınama yoluyla öğrenirler.
 
Kırsalda yaşayan okulöncesi çocukların hali ise acınası durumdadır. Yoğun ev ve bahçe işleri yanında çoğu zaman tarlada ya da gündelik geçici işlerde çalışan annelerin çocukları kendi başlarına büyümektedir. Ülkemizde köyden kente göç, aileler üzerinde çok çeşitli zorluklar ve sorunlara yol açarken bu kez tarlada çalışmak yerine kent yaşamında çalışmak durumunda olan anneler için sorun daha da çeşitlenerek artmaktadır. Bu kez çocuklar varsa büyük kardeşe veya aile büyüğüne emanet edilmekte, yoksa çocuk tek başına ya da diğer kardeşlerle birlikte eve kilitlenerek bırakılmaktadır. Ailenin bu kez kentte yaşadığı sorunlar çocuklarda da bunalımlara yol açmakta ve çocukların gelişim süreçleri olumsuz etkilenmektedir. Fizyolojik ihtiyaçların asgari düzeyde karşılanabildiği bu çocuklar duygusal ve sosyal olarak gelişemedikleri gibi yetersiz beslenme nedeniyle bedensel gelişimlerini de sağlıklı biçimde sürdürememektedir.
Aile büyüğü tarafından bakılan ya da tanıdık bilindik köy ortamında sokağa terk edilerek yaşıtlarıyla birlikte yaşayan çocuklar kent ortamında evde kilitlenerek bırakılan çocuklara göre daha şanslı sayılsalar da her iki durumda da kırsal çocukları,  sosyal, duygusal, zihinsel ve psikolojik açıdan doyurulmamış çocuklar olarak yaşama yenik başlamaktadır.
 
Sosyal risk taşıyan ve toplumun dezavantajlı kesimini oluşturan bu çocuklar, yeterli dil gelişimine sahip olmadıklarından ve soyut kavramları yeterince algılayamadıklarından ilköğretim sürecinde de öğrenme zorlukları yaşamakta ve okulöncesi eğitim gören akranlarına göre daha geri düzeyde kalmaktadır.
 
Kırsalda yaşayan çocuklar, yalnızca karınları doyurularak bakılan varlıklar olarak görüldüklerinden, aileye gelir sağlayan diğer hayvanların bakımından daha az bir emekle büyütülmekte ve aileler bu nedenle çok çocuk sahibi olmakta bir sakınca görmemektedir. Yine kırsalda yaşayan çocuklar, çok küçük yaşlardan başlayarak büyük sorumluluklar yüklenmekte ve ailenin her türlü işine yardım ederek ve hayvanların bakımını üstlenerek bir lokma, bir hırka ile aileye işgücü olarak katılmakta ve sağlıklı bir gelişim gösterememektedir.
 
Diğer yandan, .kırsalda aile birliğinin çok sayıda üyeden oluşması, her bireyin aile içinde çeşitli sorumluluklar yüklenmesi, çocuğun beslenmesini olduğu kadar ilgi görmesini de sınırlamaktadır. Bu çocukların soruları yanıtsız bırakılmakta, duygu ve istekleri yeterince dikkate alınmamaktadır. Kırsalda çoğu ebeveynin çocuklara büyüklerin yanında ilgi gösterememesi ya da çocuğun sevgiye ve ilgiye ihtiyacı olduğunun bilinmemesi gibi nedenler, okulöncesi çağı çocukları için yeterli bir tensel ve duygusal beslenmeyi de mümkün kılmamaktadır. Sonrasında zorunlu eğitime gönderilebilen şanslı çocuklar ise bu kez yetersiz ve olumsuz çevre koşullarında büyümeleri nedeniyle kişisel ve zihinsel gelişimleri geciktiğinden ilköğretim ve sonrasında yaşıtlarına yetişememektedir. Bu durum bir taraftan önemli sosyal eşitsizliklere neden olurken diğer taraftan eğitim ve insan gücü bakımından da büyük kayıplara yol açmaktadır
 
Adeta kendi başına büyüyen kırsalın çocukları, zorunlu eğitim sırasında yeterli düzeyde başarı gösteremedikleri için çok çeşitli sorunlarla da karşılaşmaktadır. Kırsalda yaşayan bir çocuk ile kentte yaşayan bir çocuk arasında her şeyden önce kültürel açıdan büyük farklılıklar görülmektedir. Dolayısıyla ileriki dönemlerde başarı bu durumdan etkilenmekte, kırsalda yaşayan çocuklar kentte yaşayan çocuklara göre daha az başarılı olmaktadır.
 
Farklı iller,  kasabalar ve köylerde yetişen çocukların kültür düzeylerinin farklılıklar gösterdiği bilinen bir gerçektir. Ancak, kırsaldaki çocuklar zekâ düzeyleri açısından diğerlerinden farklı olmadıkları halde kültür düzeylerinin düşük olması nedeniyle zekâ testlerinde yeterince başarı gösteremediklerinden zekâ düzeyleri de düşük çıkabilmektedir. Bu çocuklar aynı şekilde bir üst eğitim basamağına geçerken de diğerlerine göre daha başarısız olmaktadır.
 
Kent çocukları, okulöncesi eğitim almadıkları durumlarda dahi kırsal çocuklarına göre daha başarılı olurken, okulöncesi eğitim alan kent çocuklarının kırsalda yaşayan çocuklara göre hayata daha avantajlı başladıkları söylenebilir. Bu durum, yalnızca öğrenmede değil hayatı biçimlendirmede de eşitsizliklere yol açmaktadır.
 
Hem kırsal hem de kentsel alanlarda oturan ana babaların çocuk gelişimi ve eğitimi konusundaki bilgi ve deneyimlerinin sınırlı olduğu düşünüldüğünde okulöncesi eğitimin kırsal çocukları için önemi çok daha fazla ortaya çıkmaktadır.
Bu bağlamda; okulöncesi eğitim hizmetlerine en fazla ihtiyaç duyulan kırsalda ve gecekondu bölgelerinde yaşayan çocuklara öncelik tanınmalıdır. Bu öncelik, çocukların ana-babalarını eğitimini de da kapsayacak biçimde genişletilmelidir.

Kaynak: ANKARA ENSTİTÜSÜ 





Okulöncesi Eğitim Sorunları yazısı toplam 8814 defa okundu
Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim Sayfayı Yazdır    Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Okulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim
Okulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | EğitimOkulöncesi Eğitim Sorunları | Eğitim