Osmanlar Köyünde Fıkralar
Kategori : Folklor Ve Halk Edebiyatı
Mensur Ürünler > Fıkralar
Bu türde ,tıpkı hayvan masallarında olduğu gibi kısa, hatta onlardan daha yoğun bir anlatım tekniği uygulanmıştır. Sırası düşünce, herhangi bir düşünceyi örnek vererek güçlendirmek, karşısındakini ona inandırmak yada direnişinde yanıldığına tanık göstermek, herhangi bir durumu açıklamak gibi vesilelerle anlatılrlar. Bu anlatı türü kısalığından başka, uzun masallardaki tekerleme tipi anlatım kalıplarına başvurmamasıyla da hayvan masallarına benzer. Asıl özelliği, bitişte, nüktenin bütün gücünü duyurmak için "veciz" (az kelimede çok anlamlı ve oldukça örtülü anlatımlı) olmasıdır. Dinleyicilerden mizahın inceliğine varacak, nüktenin değerini tartacak bir zeka, anlayış olgunluğu bekler fıkracı. Tatlı fıkra anlatan kimseler, tıpkı iyi masalcılar gibi, bu yetenekleriyle çevrelerinde ün almışlardır. Aynı fıkraları bilen birçok kişi içinde onların tadını çıkararak anlatan aranır. Fıkraların bir çeşidine ayıp saydıkları için basma kitaplar kapılarını kapamışlardır. Onların alın yazıları da yazmalarda gizlenip kalmak ve ağızdan ağıza dolaşmak olmuştur. Anlatılmaları gerektikçe, ayıp kelimelerin yerlerine başkaları konarak yüz kızartıcı yanları hafifletilmeye çalışılır. Ama anlatanla dinleyicilerin birbirlerinden çekinmeyecek kadar teklifsiz oldukları meclisler, hele köy çevreleri bu türlü yapmacık utançları hiçe sayıp o fıkralara da kendi kelimelerinin ve deyimlerinin hakkını vermeyi yeğler. Bu çeşitten fıkraların çoğu herhangi bir vesile ile değil de sadece dinleyicileri hemcinslerinin olmayacak tuhaf hallerini, münasebetsiz durumlarına güldürerek eğlendirmek amacı ile anlatır. Bu anlatım türünden ürünler asağıdaki bölümlere ayrılır:
I.Kişileri belli halk tipleri olan fıkralar. Bu tipler ya a) ünlü adlar taşıyan ve gerçekten tarihe mal olmuş sayılan kişilerdir: Bekri Mustafa, İncili Çavuş, Nasrettin Hoca gibi...ya da b)Özel adlarla anılmayıp bir toplum zümresini temsil eden kişiler dir: Bektaşi, Tahtacı, Yörük gibi.
II.Belli bir toplumluk tip, ünlü bir kişi söz konusu olmaksızın, ortadan insanların güldürücü maceralarını konu edinen fıkralar: Karı-koca, çocUklarla ana-baba, uşak-Efendi, asker-subay vb. hikayeleri gibi. Şaşırtıcılığı ve eğlendiriciliği sadece açık saçık olmaktan gelen fıkralar da bu bölüme girer.
---
Karadeniz Fıkraları
I İki ılaz denizde vapurla gidiyolamış. Birinin bavulu denize gaçmıs. Öbürü "bavulun denize gaçtı, gidiyo" demiş. O da "gaçarsa gaçsın, anahtarı bende" demiş. K1
II İki ılaz bunara ayaklanı sokmuşla, serinliyolamış. Ayaklanı bilememişle. Öteden biri atını goşturmuş, gelmiş. "Ne oturuyonuz burda" demiş. Onlar da "ayaklamızı bilemiyoz biz" demişle. Atlı. adam da gırbacını bi vuruyo suya. İkisi de ayaklanı çekmişle. O da. "bildiniz mi ayaklanızı ?" demiş. K1
III Garadenizlinin biri tarlasına mısır ekmiş. Sonra Allah'a duva ediyomuş. "Allah'ım mısırları çok ve, yarısını senin yolunda harcıcam", demiş. Mısırları çok olmuş. Sonra Allah'a "bunları ben çapaladım, ben suladım. Senin bunda hakkın yok. Ben sana mısır vermicem." demiş. Allah yamur, gar, tolu yağdırmış. Mısırları galmamış. Garadenizli bi ağacın altına gelmiş. "Allah'ım yamur yağdırdın, tolu yağdırdın. Mısırları yok ettin" demiş. Allah bi şimşek çaktırmış. "Allah'ım bi de çakmak çakıp da beni mi arıyon? "demiş K2
---
Nasrettin Hoca Fıkraları I Eski zaman içinde İncili çavuş'la Nasreddin Hoca oturmuşla sofraya, yimekleni yimişle. Ardından da garpuz kesmişle, yimişle. Garpızını yidikten sonra gaplarını İncili çavuş'a atmış Nasreddin Hoca. "Bana bunladan kepenek dikive." demiş. O cebesinden çay daşını çıkarmış, doparlak. "Sen bundan bana iplik büküve de, ben de bundan sana kepenek dikiveren." demiş. "Bundan iplik bükülür mü yav? Bu taş ya." demiş öbürü. Taştan iplik bükülmez hemme garpız gabuğundan da kepenek dikilmez." demiş. K3
II Nasreddin Hoce'ye arkadaşları "biz buna oyun edem". demişle "Nesi vasa evinde Hoca uyurka çalalım." demişle. Hoca uyuyup durukana gelmişle bunun evinde ne vasa evden, ocaktan hepicini götümüşle. Bi eve hepicini götümüşle gari. Hoca'nın bitecik yorganı galmış. Bürünmüş, galmış onu. Hoca "bunlar benim evde bi şeycik gomadıla. Heralda burayi başka eve taşıyola." diye o da yorganı almış vamış. "Yav, sen ne geldin bure?" demişle. O da "yav biz bure daşınmıyomuz? Zaten herşeylem bure geldi. Ben de gelen dedim". demiş. K3
---
Diğer Fıkralar I Bi hakim vamış. Hanımına "Ben ölürsem, beni cennette ara." demiş. O da çok durmamış ölmüş. Bi kaç sene sonra da hanımı ölüyo. Cennette gocasını arıyo. Bulamayince cehenneme bakmış. Bi bakmış cehennemde gaynar gazanın içinde bi dibe çöküyo, bi yukarı çıkıyo? Garsı "sen bana cenneti ara dedindi ya bu cehennemde sen ne arıyon?" demiş. O da "Sorma garı sorma, altımda köy muhtarı va da ben üstteyin. O da olmasa ben iyice dibe dalcen. Demiş. K4
II Bi sürü şeytan vamış. Topal Şeytan, kör Şeytan bi söğüdün al tına toplanmışla. Söğüdün tepesinde de bi adam vamış. Şeytanla "Bi kör va. Gözlene söğüt yaprağını sürdün mü açılcek" demişle. Padişahın gızı da hasta. Onu da elinin tersini okudun mu iyi olcek. " demişle. "Falan yerde bi gazan altın va. Onu alan zengin olcek." demişle. Söğüdün tepesindeki adam da onları dinliyomuş. Altınları almış, adam zengin olmuş. Körün gözleni açmış. Gızı da iyi etmiş. Bi adam gelmiş. Sen bu zenginliği nerden buldun?" demiş. O da söğüdün gıyında buldum." demiş. Adam da söğüdün gıyına vamış. Ayakkabılanı söğüdün altına bırakmış, yukarı çıkmış. Seytanla da toplanmışla. Ayakkabıyı görünce "İçinizde arzı gara va." demişle. "Herşeyi deyiveriyo." demişle. Emme ayakkabıyı görünce adamı söğüdün tepesinden indirmişle, dövmüşle. K5
III Çok eskileden hiç bu kövde namaz gılan, oruç tutan öyle bi insan yokmus. Bitecik çocukluğunda beranara namaz sürelerini örgenmiş. Bi Bekir Usta diye çocuk vamış. "Gel, sen bizim köye imam ol." demişle. "Yav ben imamlık yapamam, edemem, ölencik yıkamem, namaz gıldıramam." dedise de bile "İlle sen hoca olcen, sen biliyon, bu kövde en bilgili sen vasın." demişle. "Eee.. olen bakam." demiş. Dutmuş bunla bi kere de namaz gıldırıka bi adam ölmüş. Ölünce bunu yıkamışla, muselle daşına vamışla. Musalle daşında mezere götümeden evvela kefenini açmış, onun gulana fısırdamış. Fısıldeyince adamı götümüşle, gömmüşle. Gelirke arkadaşları "Yav Bekir usta sen bu adamın gulana niye f'ısıldadın. Hinciye gadar hiç bir kimse bişey fısıldamıyodu." Hoca "Ben bunun gulana bakem bu dünyada ni va ni yok derlese sana soralasa Bekir Usta köve imam oldu, öte yanını onla anlar dedim." demiş. K3
IV Evvel bi molla vamış. Giderken bi suya ıraslamış. Orda abdast alırkana alma bulmuş. Almayı ısırmış. Isırdığını dükürmüş. "Ben bunun sahıbını bulem, helallaşem." Demiş. Gide gide bi değirmene denk geliyo. Değirmende almanın sahıbını buluyo. "Ben böyle böyle yaptım, bu alma senin mi? Bana halal yap." diyo. Almanın sahıbı da "Bana bi sene çalışırsan halal yaparın." diyo. Bi sene şalışıyo. "Halallaşam." diyo. Adam "Hayır." diyo. "Benim bi gızım va. Onu alırsan halallaşam." diyo. "Gızımın eli, ayağı, gözü, golu yok." diyo. "Bu gızı alırsan almayı sana halal yapcen." diyo. Adam "Tamam." diyo. Düğün oluyo. Gerdek gecesi gıza bakıyo ki gızın eli, ayağı düzgün. Gız dünya güzeliymiş. Oğlan gızın bubasına diyo ki; "Sen bana yalan söyledin." Adam da "Ben sana yalan demedim. Gözü va mı haramı görmez, ayağı va mı harama gitmez, golu va mı haramı almaz, gulağı va mı haramı duymaz. Ben sana onu demek istedim." diyo. Gızla oğlan mutlu yaşıyola. K6
V Bi padişah vamış. İki oğlunla bi gızı varmış. Hacıya gitcekmiş. "Hedi erkekler nerde olsa duruyo da, gızımı nire goyen."demiş. Bi hocanın yanına goymuş. Hoca da gıza laf aten demiş. Gız da "yapma etme ben senin bildiğinden değilin." demiş. Kızın bubası hacıdan gelcekmiş. Hoca hemen garşılamaya gitmiş. "Gızın kötü." demiş. Bubası da oğullana "Ben gelmeden gızı öldürün. "demiş. oğlanla almışla gızı dağa götümüşle. Gardaşlana gıyamamışla, kesmemişle. Gaplumbağa kesmişle. Ganını götümüşle. Gızı da dağda bırakmışla, gelmişle. Gız dağda bi çobana ırastlıyo. Çobanla elbiseleni değişola. Gız başka bi köye gidiyo. Orda gız olduğu anlaşılıyo. Kövde biriyle evlendiriyola gızı. Gız "Kendi çocuklanın adını ben goycen." diyo. "Tamam kendin goy." diyola. Uç çocuğu oluyo. Nidik, Nolduk, Kolcek geyuyo adlanı. Bi gün hocayla bubası gezmeye çıkıyola. Tam gızın evinin önüne varıyola. Oraya misafir oluyola. Hoca gızı tanıyo. Bubası tanıyamıyo. Hoca "Ben su dökmeye gideyim. "diyo. Gız da "Ben bi masal anlatcen. Benim masalım bitmeden kimse dışa çıkmacek diyo. Başından itibaren her şeyleri anlatıyo. Gadın çocuklanı sofraya çağırıyo. "Nedik, Nolduk, Nolcek " diyo. Çocukla geliyo. Bubasına herşeyi anlatıyo. Hocayı gırk gatırın ardına bağlıyola. Sürükleye sürükleye alıp pötürüyola. Gızla bubası da mutlu yaşıyo. K6
Hazırlayan: Derya Gürtuna (Yıldırım) - Edebiyat Öğretmeni - 1996
Osmanlar Köyünde Fıkralar yazısı toplam 805 defa okundu
Bağlantılı Yazılar
|