Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk

Atatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | Atatürk
Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk
Atatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | Atatürk
Atatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | Atatürk
Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk



Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk
Atatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | Atatürk
Atatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | Atatürk
Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk
Atatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | Atatürk
 
Atatürk ün Anıları 7
Kategori : Atatürk

Atatürk'ün Anıları

BABALIK DUYGUSU
Düğün, Onun varlığı ile son sınırına ulaşan bir neşe içinde geçmişti. Ata ayrılmak üzere ayağa kalkınca kendisini uğurlamak için halk iki sıra diziliverdi. Sevecen bakışlarını sağa sola yönelterek yavaş yavaş ilerlerken bir yerde durakladı, sonra durdu, elini yedi sekiz yaşlarında bir kız çocuğunun başına uzattı.
Çocuğun arkasında yer alan ve anası ile babası olan çifte yavaşça seslendi: "Öpeyim mi?"
Herkesi derinden duygulandıran bu isteği ana babanın nasıl yerinde bir minnetle karşıladıkları kestirilebilir.
Atatürk çocuğu iki eliyle kaldırdı, öptü ve yere bıraktı. Fakat sahne bununla kapanmış olmadı.
Uyanık ve duygulu çocuk : "Ben de öpeyim, ne olursunuz Atatürk" diye direndi.
Ata, belki de hiç ummadığı halde kendisine babalık mutluluğu tattıran bu içten davranışı, çocuğu bir daha yerden alarak yüzüne yaklaştırmakla karşıladı.
Bilmiyorum, halk bu dokunaklı sahneyi, gözleri yaşlı alkışlayarak kutlu kılarken, o çelik iradeli insanın da iki damla gözyaşını tutamadığını görebilmiş mi idi?

ATATÜRK VE ANNESİ
Bu ana, oğluna daha beşik çocuğu iken, vatan ve millet sevgisini telkin eden ninnilerden başlamış, Onu her çağında aynı akidelerle büyütmüş, köyde, şehirde tahsile sevk etmiş, ilim ve irfan aşılamıştı. Yetişen, mevkiini bulan halaskar oğlunu, o, Mustafa Kemal yapmıştı.
Anasını ziyaretlerinin her birinde Atatürk onun mübarek elini büyük bir saygıyla öperdi. Sonra anasının karşısında o büyük adam küçülür Mustafa olurdu.
Çankaya'da bu ana-oğul görüşmelerinin birinde şahit olduğum bir vaziyeti, kıymeti hudutsuz olan Bayan Zübeyde'nin faal zekasının bir numunesi olarak arz edeceğim.
Atatürk, anasının elini öptü. Bayan Zübeyde oğluna elini uzatırken coşkun sevgisinin gözlerinde toplanan bütün ifadesiyle Atatürk'ü bağrına basmak istiyordu. Onu kucakladıktan sonra aziz Türk Milleti'ne eşsiz bir halaskar kahraman veren ana olmak itibariyle gururlanmalıydı. Fakat öyle olmadı, bahtiyarlığını gülen ve şirin yüzünden okurken o büyük Türk anası kolları arasında uzaklaşan ciğerparesinin eline sarıldı. Atatürk: "Ne yapıyorsun anne" dedi. Elini çekmek istedi.
Bayan Zübeyde, sükunetle ve kat'i bir ciddiyetle:
"Ben senin ananım, sen benim elimi öpmekle bana karşı olan vazifeni yapıyorsun, fakat sen vatanı ve milleti kurtaran bir devlet reisisin. Ben de bu aziz milletin bir ferdiyim ve onun tebasıyım. Elini öpebilirim." cevabını verdi.
Oğlunun elini öpmekten ziyade Bayan Zübeyde, bu hareketiyle oğlunun mevkiinin en büyük ihtirama layık olduğunu etrafındakilere işaret ediyordu. Büyük Türk anası Sayın Bayan Zübeyde'yi ne zaman hatırlasam gözlerim yaşarır, onun buna benzer hatıraları önünde derin hürmet duyarım. Bu mülakat sayesinde gerek onu ve gerekse oğlunu her ikisinin büyük terbiye ve nezaket kabiliyetlerini daha yakından tanımıştım.

YALNIŞLARIMI HALK DÜZELTSİN
Atatürk bir gün Türkiye'ye ziyarete gelen yabancı bir zatla Ankara Palas'ta halkın önünde ve arasında konuşurken şöyle demişti:
"Ben düşüncelerimi daima halkın huzurunda söylemeliyim. Yanlışım varsa, halk beni tekzip etsin."

ORDU VE POLİTİKA
Meşrutiyet'in ilanı üzerine hürriyeti sağlamakta az veya çok gayret göstermiş olan subaylar, kendilerini birdenbire politika içine yuvarlanmış buldular. Üst ve ast arasında orduyu ayakta tutan geleneksel saygı ve disiplin de çok azalmıştı. Bir gün, çok genç bir ittihattçı teğmenin, ömrünü savaş meydanlarında geçirmiş bir tümen kumandanından bahsederken:
"Adam yüzüme dik dik baktı. Fakat ben selam vermek bile istemedim."dediğini yakın bir arkadaşım anlattı. Ne İttihat ve Terakki Cemiyeti subaylara ve ne de subaylar Cemiyet'e söz geçirmez oldular. Genel Merkez insiyatifi kaybetti. Çünkü daha önce de anlattığım gibi, ne bir programı ne de o programı uygulayacak lideri vardı. Talat (Paşa) bir gün bize:
"Vallahi, ben de şaşırdım, kaldım. Suyun durulmasını bekliyoruz." demişti. Olaylardan en ziyade, müteessir olan Mustafa Kemal'di. İhtilalden önce yaptığı uyarmaların hiçbir etkisi olmadığını görmüş, teesürü büsbütün artmıştı.
Diyordu ki:
"Ordu muhakkak ve derhal siyasetten çekilmelidir. Aksi takdirde, bir kudret olmak vasfını kaybedecektir. Bu ise, memleket için bir felaket olacaktır."

"MİLLETİ KENDİ KANI KURTARDI"
Tarih dersinde Atatürk, dersini anlatıp bitiren öğrenciye sordu:
"Bir şeyi söylemeyi unuttun. Türk Milleti'ni kim kurtardı?"
Öğrenci şu cevabı verdi:
"Atamız kurtardı."
Atatürk bu cevabı kabul etmedi.
"Hayır çocuğum, Türk Milleti'ni kendi kanı kurtardı." dedi.




Atatürk ün Anıları 7 yazısı toplam 33907 defa okundu
Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk Sayfayı Yazdır    Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Atatürk ün Anıları 7 | Atatürk
Atatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | AtatürkAtatürk ün Anıları 7 | Atatürk