Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi

Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi



Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
 
Büyük Hun Imparatorluğu
Kategori : Türklerin Tarihi

Büyük Hun İmparatorluğu

İlk büyük Türk imparatorluğu'nu, Türk Cihan Devleti'ni, Hun Türkleri kurmuştur. Elbette daha önce de güçlü Türk devletleri vardı. M.Ö. 220 yılında büyük bir imparatorluk haline gelen Hun Devleti' nin, daha önce M.Ö.318 yılında Çinlilerle bir anlaşma yaptıklarını öğrenmiş bulunuyoruz. Hun Devleti hakkında ilk tarihî belge işte bu anlaşmadır. Hun Devleti'nin bu tarihten çok önce kurulmuş olduğunu bu belge kesin olarak belli etmektedir. Fakat, o eski devir Türk, devletlerinin tarihini anlatan başka belgelere bugüne kadar rastlamadık. Yalnız Alp Er Tunga Destanı, Altın Elbiseli Adam belgesi, Şu destanı, Oğuz Han destanı gibi yarı tarih sayılan destanlardan, Hunlar'a kadar birçok Türk devletinin var olduğunu anlıyoruz. Büyük Hun imparatorluğu'nun bilinen ilk hükümdarı Tuman (Teoman)dır. Tuman, M.Ö. 220209 yılları arasında hüküm sürmüş, ayrı yaşayan Türk kavimlerini kendi bayrağı altında toplamış, Çin'in bazı bölgelerini ve diğer komşu ülkeleri de hâkimiyeti altına almıştır. Çinliler, ardı arkası kesilmeyen Hun akınlarını durdurmakiçin, bugün Çin Şeddi olarak anılan binlerce kilometre uzunluktaki büyük kaleduvarı yapmaya işte o zaman başladılar.

Fakat Tuman Tanhu (Yabgu), hükümdarlığının sonlarına doğru çok sevdiği eşlerinden birinin etkisinde kalmaya başladı. Bu eşi, Tuman'ın büyük oğlu Mete'nin (Moturt'un) üvey anası idi ve veliahdlığa kendi oğlunu getirmek, Tuman Tanhu'dan sonra tahta onu çıkarmak istiyordu. Bu, törelere aykırı idi. "Tanhu da olsa, bu tanhu babam da olsa, Türk'ün töresini değiştiremez" diyen Mete ile babasının arası açıldı. Tanhu, Hun dilinde "yücelik, ululuk" anlamına geliyor ve bugünkü 'imparator' deyimini karşılıyordu. Tanhu zamanla 'Yabgu' şeklinde söylendi ve daha sonra 'kağan', 'hakan' şeklinde söylenir oldu.

Mete, hakan oluyor.
Mete'nin emrinde çok disiplinli on bin atlı vardı. Bu kuvvetlerle katıldığı bir sürek avında babası Tuman Tanbu'yu öldürdü ve böylece M.Ö. 209 yılında Tanhu (veya Yabgu) oldu. Asya'da Türk hükümdarları bundan sonra altı yüz yıl süre ile Tanhu (Yabgu) unvanını kullandılar. Mete tahta çıkınca devleti yeni baştan düzene soktu. Kendisinden toprak isteyen MoğolTunguz birliğini yendi ve egemenlikleri altına aldı. Bundan sonra her tarafta sınırlarını genişletmeye devam etti. Türk soyundan bütün toplulukları tek bayrak altında toplayan Mete, ayrıca, İç Asya'da irili ufaklı 26 devleti kendisine bağladı. Çin Şeddi onu durduramamıştı.

Mete'nin hükümdarlığı 35 yıl sürdü. M.Ö. 174 yılında öldüğü zaman devletin merkezi Orta Asya, başkenti Ötüken idi. Sınırları kuzeyde Sibirya buzullarına, güneyde Himalaya dağlarına, doğuda Büyük Okyanus'a, batıda Hazar Denizi ve Ural dağlarına kadar uzanıyordu. Mete'den sonra 14 yıl hükümdarlık yapan oğlu Kiok, 36 yıl hükümdarlık yapan torunu Kün Tanhu bu sınırları korudular. Hunlar çağında bütün Türklerin başı olan Tanhu (yabgu, kağan, hakan) eski Türklerin taptığı GökTanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi kabul edilirdi. GökTanrı gibi kutsal sayılır, 'Tanrıkut' unvanıyla anılırdı. Çin kaynakları Mete'den söz ederken, Türkçe deyimle ona "Tanrı kut'u" derler. Bu deyim "Tanrıkut" şeklinde söylendi. "Tanrı kut", Tanrı'nın yeryüzünde siyasî iktidarla donattığı kişi idi.

Künçin, Çin prensesi ile evlenince imparatorluk çöküyor
Kiok'tan sonra tanhu olan Kün Tanhu (Künçin), hakanlık sınırını korumuştu ama, onun zamanında çözülme, bozulma başlamış bulunuyordu. Çünkü Künçin (Kün Yabgu) bir Çin prensesi ile evlenmiş, Çin sarayına damat olmuştu. Çin subayları kılık değiştirerek Türk topraklarına daha kolay girmeye başladılar. Bunlar, bir yandan Türklerin savaş taktiğini öğrenirken, bir yandan da Hun prensleri arasında anlaşmazlık çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Türklere vergi vermekten de vazgeçtiler. Bu, ekonomiyi olumsuz şekilde etkiledi. Künçin'den sonra onun oğlu Hohanyeh, M.S. 58 yılında tanhu (imparator) oldu. Çinli anneden doğma Hohanyeh Çinlilerden yardım istemekle kalmadı, onun himayesini de istedi. Bu bir felâket getirecekti. Bunu anlayan ve Türk anadan olan Çiçi, Hohanyeh'e karşı çıktı, onun tanhuluğunu tanımadı. Bu olay Hunları ikiye böldü ve iki kardeş arasında mücadele başladı. Çiçi, taraftarlarını toplayarak tanhuluk merkezini ele geçirdi ve tanhu oldu. Hohanyeh ise, kendine bağlı birlikleri alarak, kendisini destekleyen Çin'in kuzeybatı sınırlarına çekildi. Böylece Büyük Hun İmparatorluğu ikiye bölünmüş oldu. Çin sınırına çekilenler Güney Hunları (daha sonra Doğu Hunları) olarak anıldı ve Güney Hun Devleti'ni oluşturdu. Çiçi'nin etrafında toplananlar ise Kuzey Hunları (daha sonra Batı Hunlan) olarak anıldılar ve Kuzey Hun Devleti'ni meydana getirdiler. Böylece koskoca imparatorluk parçalanmış, iki ayrı devlet haline gelmişti.

Kanlarının son damlasına kadar vuruşarak öldüler.
Tanhu Çiçi, devleti güçlendirmek için, egemenlik sınırlarını batıya kaydırmayı uygun gördü. M.Ö. 51 yılında, Tanrı dağlarının kuzeyi ile Işık Göl dolaylarında Vusun'ları yendi. Tarbagatay bölgesindeki Ogur'ları, daha yukarıdaki Kırgızları ve İrtiş boylarındaki Tingling'leri kendisine bağladı, iki yıl içinde Batı Hunlarını tekrar imparatorluk haline getirdi. Türkistan bölgesine Türk topluluklarını yerleştirdi. Fakat Çinliter, Hunlarm yeniden kuvvetlenmesini önlemek için saldırıya geçmekte gecikmediler. 70.000 kişilik kendi ordusuna, Hunlardan intikam almak isteyen öteki devletlerin ordularını da katan Çinliler Talaş Irmağı'na kadar geldiler. Burada Çiçi'nin yeni kurduğu başkente saldırdılar. Çiçi ve yanındakiler başkent sokaklarında adım adım, sonra tanhuluk sarayında oda oda vuruştular. Başta Tanhu Çiçi, veliaht oğlu ve hatunları olmak üzere, saray mensubu 1518 kişi, kanlarının son damlasına kadar vuruşarak bağımsızlık uğruna can verdiler. Bu yenilgiden sonra tekrar toparlanmaları uzun sürmeyecekti. Ama artık onlar doğudaki soydaşlarını (Doğu Hunlarını) kurtaramayacaklardı.

Kuzey (Batı) Hunları'nın toparlandığını gören Çin, kalabalık ordusunu tekrar harekete geçirdi. Böylece, 30 yıl sürecek yeni bir savaş başladı. Bu savaşlar sonunda, İpek Yolu üzerindeki 50'ye yakın Türk şehrini ele ge^ çirdiler. Bu zengin şehirler arasında Kaşgar, Hami, Yarkent, Hoten gibi büyük şehirler de vardı. Bu yüzden Hun Türkleri ekonomik ve askerî güç bakımından büyük bir sıkıntıya düştüler. Hunların bu şekilde zayıflamasını fırsat bilen başka bir Türk boyu olan Sienpi' ler, iktidarı ele geçirmek için harekete geçtiler ve böylece yıkılışı hızlandırdılar. Sienpi' lerin saldırısından sonra toparlanamayan Kuzey Hunları, Hazar Gölü'nün doğusuna, Güney Kazakistan bozkırlarına doğru göç ettiler.

Kuzey Hunları'nı yıkan Sienpi'ler, Güney Hunları'nı da egemenlikleri altına almak için saldırıya geçti. Bunun üzerine Güney Hunları'nın tanhusu tamamen Çin'e teslim olmaya karar verdi. Fakat bu kararından dolayı Hunlar tarafından, yani kendi adamları tarafından öldürüldü. İsyan eden Hun kabileleri Çin'in tayin ettiği öteki tanhuları da tanımadılar. Bu kabileler artık devletten kopmuş bulunuyorlardı. Sonunda Çinliler 216 yılında son tanhuyu yakalayıp kendi başkentlerine götürdüler ve hapsettiler. Böylece, Doğu Hun Devleti de'yıkılmış oluyordu.

Çin idaresine böyle bir zorlanmadan sonra giren Hunlar yine de varlıklarını korudular. Çin'de iç karışıklık başgösterince, Hun kabileleri birleşti ve kendi bağımsız devletlerini kurmakla kalmayıp, Kuzey Çin'i de egemenlikleri altına aldılar. Bu başarıyı sağlayan 19 Hun kabilesi idi. Bu 19 kabileden biri Tabgaç, biri de büyük Tanhu Mete'nin (Motun' un) kabilesi olan Tuku idi. Tuku kabilesinin başbuğu yavaş yavaş devleti büyütecekti. Kabilelerden bazen biri, bazen öteki iktidarı alacak ve daha ileride göreceğimiz büyük hakanlıklara kadar Türk devletini yaşatacaklardı.                                        

Yurt yitirme acısı
Çağının en büyük, en güçlü imparatorluğunu kuran ve yüzyıllarca hüküm süren Hun Türklerinin elbette yüksek bir medeniyetleri, kendilerine özgü kültür ve sanatları, sözlüyazılı edebiyatları vardı. Hun sanatının, âdetlerinin göstergesi olan nice belgeler,.bugün dünyanın çeşitli müzelerinde, en çok Leninggrad'daki Ermitage (Ermitaj) Müzesi'nde bulunmaktadır. Çünkü Hunlar'a ait en önemli eserler, bugün Sovyet Rusya sınırları içinde kalan Doğu Altay'da, Balıkgöl yakınındaki Pazırık vadisinde bulunmuştur. Pazırık Vadisi'nde ve daha başka yerlerdeki Hun kurganlarında (hükümdar ailesine özgü büyük mezarlarda) bulunan tarihî eserler Ermitaj Müzesi'nde toplanmış bulunuyor. (Daha aşağıda bunlardan söz edeceğiz). Bunlardan önce Hun destanlarından söz etmemiz gerekiyor. Destanlar brr milletin en eski geçmişine ışık tutan edebî örneklerdir.
Hunların, GökTürk yazısının başlangıcı sayabileceğimiz kendilerine özgü bir yazıları olduğu anlaşılıyor. Fakat bu yazı ile yazılmış uzun metinler henüz ele geçmedi. Sözlü edebiyat (destanlar) daha sonraki devirlerde ve daha sonraki Türk yazısı ve diliyle anlatılmıştır.

Hun İmparatoru Mete'nin, M.Ö. 2. yüzyılda Çin hakanına' mektuplar yazdığı, Çin kayıtlarında belirtiliyor. Bu mektupların bir gün bulunacağını ümit ediyoruz. Yine Çin kaynaklarında, M.Ö. 119 yılında, Türkçe'den tercüme edilmiş bir sagu (ağıt) yahut türkü dörtlüğü vardır ki, bu Altın Elbiseli Adam'ın mezarından çıkan iki satırlık yazıdan sonra, Türk edebiyatının en eski örneği sayılabilir. Hun Türkleri bu saguyu, Çinlilerle yaptıkları savaşta toprak kaybettikleri zaman ağlayarak söylüyorlarmış. Yukarıdaki bölümde, Hun Türklerinin Çin yenilgisinden sonra nasıl büyük bir üzüntü duyduklarını da gösterdiği için o sagu'nun Çince'ye tercüme edilmiş parçasını buraya alıyoruz. Şüphesiz bu, Hun ozanlarının kopuzla çaldıkları uzun bir ağıtın sadece dört mısraı idi. Türkler savaş sonrasında ve yoğ törenlerinde bunu söyleyerek ağlıyorlardı. Toprak yitirme acısını duyuran o sagunun Çince'ye ve oradan Türkçe'ye çevrilen parça Şöyledir:
Yençişan dağını yitirdik,
Kadınlarımızın güzelliğini aldılar,
Silanşan yaylalarını yitirdik
Hayvanlarımızın otlağını aldılar.

Pazırık
M.Ö. IV. ve III. yüzyıllarda yaşamış Hun büyüklerine ait mezarların bulunduğu ve Hun sanatından bazı örnekleri zamanımıza ulaştıran kutlu vadi. Pazırık, Doğu Altayda, Balıklıgöl yakınında, Yan Ulağan ırmağının kıyısında küçük bir vadidir. Burada bugün de Hun Türklerinin torunları yaşıyor. Pazırık vadisinde bulunan kurganlar (Hun büyüklerine ait mezarlar), M.Ö. 4. ve 3. yüzyıllara aittir ve Hun sanatını yansıtan örneklerle, âdetlerini gösteren belgelerle doludur. Bu vadiden başka Berel, Tüketa, Noin Ula, Başadar, Şibe, Katanda bölgelerinde de bugüne kadar bulunan kurganların sayısı 40'tan fazladır. Ne yazık ki bunların çoğu soyulmuş bulunuyor. Çünkü eski Türkler öteki dünyada hayatın devam ettiğine inanır ve ölen kişi sonraki hayatında faydalansın diye elbisesi, gerekli eşyaları, silâhları, binek atı, at koşumları, kadın hizmetkârları ile birlikte gömülürdü. Ölü, mumyalanırdı.

Kurganlar buzlar altında kaldığı için bozulmadan çıkarılan cesetler de vardır. Ahşap ve deri eşya çoktur. Madenî eşyaların hemen hemen hepsi bronzdandır. Altın eşyalar da bulunmuştur. Aralıklı olarak devam eden kazılarda çıkarılan kurganlar, daha çok üzerlerine taş yığılarak yapılmış tepeler ya da höyükler halindedir. Asıl mezar bu tepenin altında, büyük bir odanın içindedir. Buralardan çıkarılan eşyaların çoğu Leningrad'daki Ermitaj müzesindedir ve yalnız bunların sayılması ve resimlenmesi bir cildi doldurur.

Oğuz Kağan Destanı şöyledir:
Günlerden bir gün Ay Kağan bîr erkek çocuk doğurdu. Çocuk kara saçlı, kara kaşlı, ela gözlü, kırmızı ağızlı idi. Perilerden daha güzeldi. Çocuk, anasından yalnız bir defa süt emdi. Bir daha emmedi. Konuşmaya başladı. Çiğ et ve şarap istedi. Kırk günden sonra büyüdü. Yürüdü. Oynadı. Ata bindi. Geyik avına bağladı. Günlerden sonra, gecelerden sonra bir yiğit oldu. Bahadır oldu. Oğuz Kağan denen bu bahadır bir gün Tanrı'ya yakarmakta idi. Birdenbire etraf karanlık kesildi. Gökten bir ışık düştü. Bu ışık aydan da, güneşten de parlaktı. Oğuz Kağan gördü ki bu ışığın içinde bir kız var. Bu kız çok güzeldi. Yüzünde ateşli, ışık saçan bir beni vardı. Kutup Yıldızı gibi İdi. Gülse, mavi gök de gülerdi. Ağlasa, mavi gök de ağlardı. Oğuz Kağan bu kızı görünce aklı başından gitti. Kızı sevdi, aldı. Kız, Oğuz Kağan'a üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine "Gün", ikincisine "Ay", üçüncüsüne "Yıldız" adını koydular.

Oğuz Kağan gene bir gün ava gitti. Gördü ki gölün yanında bir ağaç var. Bu ağacın kovuğunda bir kız oturuyor. Çok güzel bir kız. Saçlar bir ırmağın akışı gibi. Dişleri inciye benziyor. Gözleri gökten de mavi.
Oğuz Kağan'ın aklı başından gitti. Yüreğine ateş düştü. Onu sevdi, aldı. Bu kız da Oğuz Kağan'a üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine "Gök", ikincisine "Dağ", üçüncüsüne de "Deniz" adını verdiler.
Bu çağda, sağ yönde Altın Kağan denen bir kağan vardı. Altın Kağan, Oğuz Kağan'a elçi gönderdi. Pek çok altın,gümüş, yolladı. Pek çok kız, yakut, inci gönderdi. Oğuz Kağan'a saygı gösterdi. İtaat etti. Oğuz Kağan, Altın Kağan'ın itaatini kabul etti. Sonra kırk gün yürüdü. Buz Dağı denen dağa geldi. Çek soğuktu. Çadırını kurdurdu. Tan yeri ağardığı zaman Oğuz Kağan'ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan; gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt, Oğuz Kağan'a dedi ki :
- "Ey Oğuz, artık ben önünde yürüyeceğim."
Bundan sonra Oğuz Kağan çadırları toplattı. Yola koyuldu. Ordusunun önünde gök tüylü, gök yeleli, büyük erkek kurt yürüyordu. Ordu, kurdu takip ediyordu.
Nice günlerden sonra kurt durdu. Oğuz Kağan da ordusunu durdurdu. Burada İtil denen bir ırmak vardı. Oğuz Kağan düşmanla karşılaştı. Savaş çok çetin oldu. Okla, kılıçla vuruşuldu. İtil Suyu düşman kanından kıpkızıl oldu ve Oğuz Kağan üstün geldi.
Gök tüylü, gök yeleli kurt gene öne düştü. Oğuz Kağan'ı Sind Ülkesi'ne götürdü. Oğuz Kağan burada da çok düşmanla vuruştu. Düşmanı yendi. Bu ülkeyi de yurduna ekledi. Geri döndü.
Oğuz Kağan'ın yanında ak sakallı, boz saçlı, çok akıllı ihtiyar bir kişi vardı. Anlayışlı, doğru bir adamdı. Oğuz Kağan'ın veziri idi. Adı "Uluğ Türk" idi.
Uluğ Türk günlerden bir gün uykuda bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanmıştı. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu. Uluğ Türk uyandıktan sonra, düşte gördüklerini Oğuz Kağan'a anlattı:
- "Ey Kağanım," dedi. "Hayat sana hayırlı olsun. Gök Tanrı, düşümde gördüğümü yerine getirsin. Dilediği yeri sana versin."
Oğuz Kağan, Uluğ Türk'ün sözlerini beğendi. Öğüdünü dinledi. Oğullarım topladı. Şöyle dedi:
- Gönlüm av diliyor. Kocadım. Kuvvetim kalmadı. Gün, Ay ve Yıldız; siz Doğu tarafına varın. Gök, Dağ ve Deniz; siz Batı tarafına varın... Bunun üzerine Oğuz Kağanın oğullarının üçü Doğu tarafına, üçü de Batı tarafına gitti. Gün, Av ve Yıldız çok geyikler, çok kuşlar avladıktan sonra yolda bir altın yay buldular. Yayı aldılar. Babaları Oğuz Kağan'a verdiler. Oğuz Kağan sevindi. Yayı üç parça etti ve dedi ki :
- "Ey büyük kardeşler, yay sizin olsun..."
Gök. Dağ ve Deniz de çok geyikler, çok kuşlar avladıktan sonra yolda üç gümüş ok buldular. Okları aldılar. Babaları Oğuz Kağan'a verdiler. Oğuz Kağan sevindi. Okları küçük oğullarına pay etti ve dedi ki:
- "Ey küçük kardeşler, bu oklar sizin olsun..."
Oğuz Kağan bundan sonra ulu kurultayı toplantıya çağırdı. Halkı da davet etti. Büyük meşveret edildi. Oğuz Kağan yurdunu oğullarına pay etti. Onlara verdi. Dedi ki :
- " Ey oğullar ben çok yaşadım. Çok savaşlar gördüm. Çok ok attım. Çok ata bindim. Düşmanlarımı ağlattım . Dostlarımı güldürdüm. Gök Tanrı'ya borcumu eda ettim. Sizlere de yurdumu veriyorum..."

Binlerce kilometre uzunlukta bir kale duvar olan Çin Şeddi, Hun akınlarını durduramadı.
Bir ayağı okyanusta
Öbür ayağı Hazar'da olan dev,
Mete Han'ın ta kendisiydi.
Çin duvarında yankılanan ses
Onun askerinin sesiydi:
Üze tengri temür çıda, oklar birle bir bulut,
Başbuğumuz Tanrıkut'tur Tanrıkut'tur Tanrıkut !

---

SANAT TARİHİNDE BİLİNEN İLK TÜRK HALISI
Altay Dağları eteklerinde, Pazırık vadisinde, beşinci kurganda bulunan bu Hun halısı, M.Ö. 3. yüzyıla aittir. Her bakımdan bir şaheser olan bu çok renkli, halının boyutları 1,89x2 metre olup, bir desimetre karede 3600 ilme bulunuyor. Bu gün Manisa'nın Gördes ilçesinde dokunan halılarda aynı ilme tekniği kullanılmaktadır. Sanat tarihinde bilinen bu ilk Türk halısı halen Leningrad Ermitage Müzesi'nde teşhir edilmektedir.




Büyük Hun Imparatorluğu yazısı toplam 13443 defa okundu
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi Sayfayı Yazdır    Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi
Büyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin TarihiBüyük Hun Imparatorluğu | Türklerin Tarihi