Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi

Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi



Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
 
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat
Kategori : Türklerin Tarihi

İktisadî Hayat
 
At ve Koyun
Bozkır Türk ekonomisinin esasını, orman ve çöl değil, yüksek ovalar ve yaylalar olan bozkır coğrafyasının iklim şartları icabı, çobanlık ve hayvan besleyicilik teşkil ediyordu. Yetiştirilen hayvanlardan - yukarıdan beri Türk sosyal ve kültürel hayatında büyük ehemmiyetini belirttiğimiz attan başka- koyun geliyordu. Tarihi M.Ö. 2500 lerde başlatılan, Altaylar ın batısında, Afanesyova kültüründe koyun kemikleri, at kalıntıları ile beraber görülür.
Türkler tarihleri boyunca hiç domuz beslemedikleri gibi, etini yemekten de hoşlanmamışlardır. Hiç olmazsa, ehli hayvan besleyiciliğin ilk safhasında domuz Tunguz ve Moğollar a, öküz, inek, manda vb. İndo-Germenler e, deve çöl kavimlerine, at ve koyun ise Türkler e ait gibi görünmektedir. Bu bakımdan Afanasyevo kültüründe at ve koyun kemiklerinin bir arada bulunması daha manalı bir duruma girer. Böylece teşekkül eden bozkır kültürünün ekonomik bünyesi ortaya çıkmış olur. Tabiatıyla daha geç devirlerde -M.Ö. 1500 lerdensonra- Türk bozkırlarında at ve koyun sürüleri yanında sığır, katır, deve vb. sürüleri de vardı.

Beslenme
Bozkırlı Türkler in başlangıçta gıda maddesi et idi. Ençok at ve koyun eti yenirdi. Priskos un hazır bulunduğu meşhur ziyafette Attila yalnız et yemişti. Bol miktarda et istihsal eden Türkler, bunu uzun müddet muhafaza edebilmek için konserve yapmayı öğrenmişlerdi. Konserve et Çin e ihraç edilen başlıca maddelerdendi. En ünlü Türk içkisi de, kısrak sütünden imal edilen kımız dı. Bundan hem Çin, hem batı kaynakları bahseder.
Çeşitli içkilerden buğday ve darıdan yapılana Göktürler begni diyorlardı. Sebzeye karşı fazla istek duyulmazdı. Sütlü darı, peynir, yoğurt aslında bozkır yemekleri idi. Yoğurdun kiraz veya kayısı ile tatlılaştırılması şeklinde hazırlanan lo adlı bir içki Hunlar arasında yaygındı. Yağ yemesini Çinliler Türkler den öğrenmişlerdi. Uygurlar (Türkistan da) üzüm yetiştiriyor, pekmez ve şarap (bor) istihsal ediyorlardı.

Giyim
Bozkır Türk giyim eşyasının başlıca malzemesi, koyun kuzu, sığır, tilki ve az miktarda ayı derisi ile koyun, keçi, deve yünü idi. Eski Türkler bez dokurlar, giyecek için kendir yetiştirirlerdi. Yün kumaş ve bezden iç çamaşırları giyerlerdi. Hunlar Çin7e yünlü kümaş ve çeşitli keçeler ihraç ederlerdi. M. Ö. 1. yıldan kalma, bir Hun hükümdar ailesine ait., Orta Asya da Noin-ula kurganında 20 çeşit ipekli kumaş (Çin den ithal) kalıntısından başka, üzerine bir Hun portresi işlenmiş yün kumaş ile, aplike süslü keçeler bulunmuştur. Romalılar keten gömlek giyildiğini ilk defa Hunlar da görmüşlerdi. Bozkırın tipik elbisesi çeket-pantolon idi.  Süvari en rahat şekilde ancak böylece giyinebilirdi. Bu tarz giyinme, yabancı ülkelerde Türk usulüne göre yapılan askerî ıslahat neticesinde dünyaya yayılmıştı (Milad sıralarına ait Hun mezarlarından çıkarılan ceket, pantolon, gömlek, çizme ve çoraplar). Hazar prensesi Çiçek in Bizans sarayına gelin gittiği zaman giydiği Türk tipi imparatoriçelik elbisesi (Çiçekion) orada moda olmuştu. Başka kavimler kopça kullandıkları halde, Türkler düğüme kullanırlardı. Türkler ayaklarına çizme, başlarına börk giyiyorlardı. İleri gelenler, makam sahipleri, daha çok başlıklarının daha uzun ve gösterilşili olmasından tanınırdı. Hunlar, Göktürkler, Hazarlar, Oğuzlar ve Bulgarlar a ait tarihi vesikalara göre, Türk erkekleri umumiyetle uzun saçlı idiler; saygı alameti olarak börk ve başlıkları çıkarmak adet halinde idi.
Bozkır Türk topluluğunda el sanatları ileri idi. Dünyanın en geniş imparatorluklarını kurmuş olan bozkırlı Türkler büyük ölçüde ve çağına göre daima yüksek bir harp sanayiine sahip bulunmuşlardır. Bu üstünlüğü sağlayan vasıtalarından biri demir di.

Demir
Demir işleyicilik, madencilikte son safha olarak görünmektedir, ondan önce bakır, bronz ve altın işleyiciliği vardı. Bunlardan ilk ikisine taş devrini aşan hemen her kültürde tesadüf ediliyor. Afanasyevo kültür çevresine dahil Minusinsk ve Altay bölgelerindeki buluntu yerlerinde M. Ö. 3000 lerden kalma bakırdan yapılmış bıcak, biz ve teller, küpe ve diğer süs eşyası ele geçmiştir. İlk Türk kültür merkezlerinden gösterilen Andronovo kültür çağında ise  -bütün Orta ve Kuzey Asya da ilk defa- altun ortaya çıkmakta idi. Bu devirde çok kudretli ve zengin bir sosyal hayatın müşahede edildiği Altaylar da gerçek bir altın endüstrisi merkezliği durumu vardı. Buradaki madenciliğin tesirleri, güneyde Tanrı dağlarına kadar hissediliyordu (M.Ö. 2. bin). İndo-Germenci ler tarafından bile Hind-Avrupa lı halk üzerine, madencilik bakımından, Altaylı tesiri kabul edilmiştir.
Fakat ekonomide ve askerlikte mühim olan asıl maden demirdir. Demirin ilk keşfedildiği yer olarak bazen Afrika, bazen Güney Hindistan, bazen doğu Anadolu gösterilmiştir, M.Ö. 4. binlerde Mısır da, daha sonraları Çin de, Troya da ve Mezopotamya da demirin tanındığı ileri sürülmüş ise de, bunlar, doğru olsa bile, tarihî bakımdan fazla bir değer taşımaz. Çünkü meteor ve tellürik (filiz) halde bulunan bu demir materyal son derece azdır ve faydası hemen yok gibidir.
Gerçek demir çağı bu madenden bol miktarda alet ve silah yapılması ile başlar. Bunlar da Altaylar da, Yenisey Nehri nin kaynak bölgelerinde - eski Türk kültür merkezleri etrafında- mevcut olmuştur. Altaylılar, bilindiği üzere çok eskiden beri mahir demirciler olarak bilinirler.
Tarihî devirlerde de aynı bölgede (bilhassa Salınçak ve Onugug havalisi) yüksek kalitede sert ve yumuşak çeliklere tesadüf edilmiş, Kuzey Altaylar da demir eritme ocakları, Göktürkler çağından, Ulan-ede (Baykal ın doğusu) yakınında, demir ocak ve döküm yerleri ortaya çıkarılmıştır. Çin kaynaklarına göre, Yenisey in yukarı mecrası dolaylarında eskiden beri demir cevheri toplanırdı. Abakan havalisinde yüksek vasıfta mıknatıs ve Tuba ırmağı boyunca demir cevheri bulunuyordu. Yani insanlık tarihinde bir çağın açılmasına başlangıç teşkil edebilecek miktarda bol demir madeninin varlığı eski Türk ülkesinde fark edilmiş ve işlenmeğe geçilmişti. Kurganlar da elde edilen malzemeden demir işleyiciliğinin Orta Asya daki tarihi kesin tepit edilememiş ise de, bunun her halde M.Ö 2. bin başlarına rastlaması gerekir, zira daha o tarihlerde Türkler in geniş sahalara hükmedebilmeleri, sürat bakımından at ın sağladığı üstünlük yanında, vurucu silah olarak demir alet ve vasıtaların çok sayıda kullanılması ile açıklanabilir.
İlk tarihi büyük Türk İmparatorluğunu kuran Asya Hunları nın, ancak atın sürati ve demirin vurucu gücünün bir arada değerlendirilmesi ile anlaşılması mümkün bu başarılarının, daha önceki asırlarda, ayın sahadaki imkanları ile desteklenmiş olması gerekeder. Nitekim M.Ö.1.bin olarak tarihlenen Kargalı kurganının (Tanrı Dağlarında) 1. katında demirden yapılmış eşya bulunmuştur ve bu tesir buraya Yenisey bölgesinden gelmiştir. Diğer taraftan en aşağı M.Ö. 1400 lerde Altayların batısında bol miktarda demir üretildiğini söyleyen W. Ruben e göre tarihi belgelere dayanarak bu eski Türk sahasını demir kültürünün doğduğu yer kabul etmekte mecburiyet vardır . Çin kaynaklarında muhafaza edilen en eski Türkçe kelimelerden birinin de demir (tieh-fan) olduğunu (ve Kılıç=king-lu) belirtelim.
Bundan sonra dünyaya yayılmağa başlayan demir çağının istikameti ve tarihleri şöyledir: Hindistan da M.Ö. 2. bin sonları, Mısır da 1200, Doğu Akdeniz de 1100, Orta Avrupa da 800, Çin de 300 yılları.

El Sanatları
Demircilik ve madencilik başlıca meslekleri arasında bilinen bozkır Türk topluluğunda mükemmel kılıç, kalkan, kargı, mızrak, temren imal edilirdi. Türk kılıçlarının hayvan figürlü kabzaları altın levhalarla kaplanır ve kıymetli taşlarla süslenirdi. Kemer tokaları, kayış uçları, kav mahfazası, ok kutu (sadak) ları, zırhlar, tolgalar çok kere işlemeli altın ve gümüş ile bezenir, madenî tabaklar, maşrapalar, heykeller bazıları birer sanat eseri değerinde olarak Türkler tarafından yapılırdı. Çin den Tuna boyuna kadar bozkırlara serpilmiş binlerce mezardan bu eserler bol miktarda çıkarılmıştır. 
Ayrıca kazanlar, ibrikler, kovalar, içinde yüzlerce insanın barındığı otağlar, arabalar, at teçhizatı; eyer ve koşum takımları bozkır Türk topluluğunda ne kadar kalabalık bir zenaatkar kesimsinin bulunduğunu gösterir. Halıcıları, kilimcileri, çizmecileri, çorapçıları, börkçüleri, dokumacıları ve terzileri de bunlara ilave etmek lazımdır.
Bozkır Türk halkı arasında mahir marangozlar, tahta oymacılar da vardı. Asya Hunları masa, koltuk, dolap, karyola yapıyorlar ve perde kullanıyorlardı. Bu Hun ev eşyasından çoğu Çin e de geçerek moda haline gelmişti. Eski Türkler, elbiseleri için ütü bile kullanmakta idiler.

Şehir
Eski Türkler yaz ayları için zaruri olan yaylak hayatı dışında, kışın barınmak üzere evler inşa ediyorlardı. Asya Hunları nın kurban için binalar yaptıklarını kaydeden Çin kaynaklarına göre, Göktürk hakanlarının sağlam merkezleri vardı (kitabeler: ev, bark). Esasen Türk hükümdarlarının biri yaylaklarda, öteki vadilerde, su kıyılarında olmak üzere iki merkezleri bulunurdu ve ikincisi evlerden kurulu iskan yerleri idi. İlteriş in Çugaykuzu (yazlık), Karakum (kışlık), İstemi nin Akdağda (yazılık), Isık Gölü yanında (kışlık), Tong-Yabgu nun Tokmak (kışlık) vb... II. Göktürk hakanlığı kışlık başkentinin Orhun kitabelerinin bulunduğu yerde şehir halinde olması mümkündür. Zira mahiyetini iyi bildiğimiz bu hatıraların dağ başlarına, ıssız yerlere dikilmesi bir mana ifade etmezdi. Bundan başka, kitabelerde zikredilen iskan mahallerinden Amga-Kurgan bir kale olmakla beraber, Toğubalık herhalde birşehir idi. Uygurlar tarafından kurulan (Mo-yençur zamanında, 747-759) Ordu-balık (Kara-balgasun yanında) şehrinin bazı kalıntıları mevcuttur. Hazarlar ın Belencer ve Semender adlı şehirleri vardı. Başkent İtil-Hanbalık hakkında İslam kaynakları geniş bilgi vermişlerdir. İtil Bulgarları nın başkenti ünlü Bulgar şehrinin harabeleri bulunmuştur. Tuna Bulgar şehirleri arasında, sarayları ve su tesisleri ile bilhassa iki tanesi meşhurdur. Pliska ve Preslav. Fakat ne diğer bir Uygur kasabası olan Bay-balık tan ne de Doğu Göktürkler i şehirlerinden bir iz kalmamıştır.
Bunun sebebi, belki eski Türkçe de şehir manasındaki balık sözü ile açıklanabilir. Bu kelime asılında balçık (çamur) ifade eder. Demek ki Türkler in kurdukları kasabalarda binalar daha çok çamur (kerpiç) ile yapılıyor, taştan inşa edilmiyordu. Veya senenin ancak yarısında kullanılan bu meskenlerin sağlam olmasına pek ehemmiyet verilmiyordu. Asya Hunları nın, evleri dövülmüş toprak tan yaptıklarına Çim kaynaklarında işaret edilmiştir. Ayrıca, eski Türkler in ahşap meskenler yapmağı tercih ettiklerine dair deliller vardır. Hazarlar ın ve Volga Bulgarları nın evleri ahşaptı (yalnız İtil de hakan sarayı ile Şarkel kalesi taş ve tuğladan inşa edilmişti). Türkler şehir surlarını bile çok kere kalın ağaç kütüklerinden (çit şeklinde) yapıyorlardı. Attila nın Orta Macaristan daki başkent şehri, küçük ve büyük sarayları, halkın evleri, askerî garnizonları, silah ve erzak depoları ile baştan başa ahşap yapılardan ibaretti. Attila nın ve hanımının gümüş ve altın levhalar kaplı bölmelerle salonlara ayrılmış, tahta oyma süsleri ile bezeli, masalar, iskemleler, dolapların bulunduğu saraylarını anlatan Priskos, bir de Romalı ustalara yaptırıldığını söylediği hamamdan bahseder. Bu münasebetle zikredelim ki Türkler de eskiden beri yıkanma yaygın bir adet halinde idi. Zira kutsal sayılan suyun insanı günahlardan temizlediğine inanılıyordu.
Çin kaynaklarında Türk kavimlerinden bazılarında giyilen bir elbisenin yıpranıncaya kadar çıkarılmadığına dair olan kayıtlar mübalağa sayılmalıdır. Bu esasen imkansız olduğu gibi, yine ayın kaynaklar mesela Hun boyunun fertlerinin günde üç kere yıkandıklarını söyler. İtil Bulgarları nın ve Hazarlar ın hamamları vardı. Tuna Bulgarları, Hıristiyanlığın kabulünden iki yıl sonra (866 da) Papa Nikolaus I e başvurarak, rahiplerin onlara haftada iki gün (Çarşamba, Cuma) yıkanmayı yasaklamalarından şikayet etmişlerdi. Priskos un bahsettiği hamam da aynı geleneğin bir şahididir. Eski Türkler de yalnız siviller için değil, ordularda da seyyar hamamlar (Çerge) vardı ve bu usul Selçuklular dan Bizans a geçmişti.
Eski Türkler, nadir de olsa surlu şehirde yaptırmışlardır. Meselâ Hun tan-hu su Çi-çi nin M.Ö. 36 da Çinliler tarafından yıkılan, başkenti böyle idi. Ayrıca Hunlar Kan-su da Gu-tsang adlı bir şehir kurmuşlardı. İtil şehrinin 4 kapılı bir suru vardı. Fakat Türkler umumiyetle surla çevrilmiş, kapalı şehirlerden hoşlanmamışlardır Tonyukuk un sözleri), çünkü bu, kendilerine en tabii gelen yaşayış tarzlarının icabı idi. Bilge Kağan ın memlekette Çinliler gibi şehirler kurma teklifini, Türkler in artık göçebelikten şehirlileşmeğe doğru ileri bir adım ifade eden arzusu şeklinde tefsir yerinde değildir.
Kendi kültürleri ile mağrur oldukları bütün vesikaları ile bilinen Göktürler in bugün Batı medeniyetinin tesiri sonucu olarak üstün saydığımız yabancı bir kültüre geçmek gibi bir niyetleri yoktu. Aksi halde Türkler bunu asırlarca önce gerçekleştirebilirlerdi. Yukarıdan beri zikredilen Türk şehirleri de yerleşik hayat özentisinin mahsulü değildi.
Esasen sadece istek ile de şehir kurulamazdı. Bunun için kesif ziraî kültüre ve dolayısıyla önce köylerin teşekkülüne ihtiyaç vardı. Halbuki herhangi bir yerde şehir meydana gelmesi için varlığı zaruri köy grupları biçiminde iskan, hayat tarzları icabı, Türkler de görülmemektedir. Bu nokta Peçenekler, Oğuzlar, Hazarlar ve İtil Bulgarları için bilhassa belirtilmiştir. Bununla beraber, yukarıdakiler gibi, askerî mahiyette kaleler ve şehir-kaleler Türkler de mevcut olmuştur. Mesela, Göktürkler çağında, harabeleri hala da görülen Çargelan, Çumpal, Caldıvar, Atbaş, Sırdakbeg (veya Kuyungar-baş), Manakeldi vb. kaleleri Tandı Dağları ve daha ziyade Isık Göl dolaylarında sıralanmış olup, stratejik olduğu kadar, ipek yolu üzerinde bulunmaları sebebi ile, ticarî yönden mühim müstahkem mahallerdi. Fergane de Pençikent te Göktürk devri harabelerinin rastlandığı bölgelerde bunların, askerî değerde, daha bir çok benzerleri bulunuyordu. Aspara, Kayında, Şiş-tübe, Ak-su, Ak-tepe, Tölek, Sukuluk, Cul (veya Cil-arık), Çumuş, Sarığ, Yakalığ kale-şehirleri ve daha birçok kervansaray ve küçük kasaba, ya Karluklar tarafından kurulmuş veya Göktürk çağında gelişip Karluklar zamanında ehemmiyeti devam etmiş yerlerdi. Hazarlar da Şarkel kalesi müdafaa için kurulmuştu.
Tuna Bulgarları nın Pliska v Preslav şehirleri de aslında birer kale idi. İtil ve Bulgar şehirlerinin ticarî yönden ehemmiyetini söylemişti. Tıpkı buraları gibi birçok Oğuz şehirleri de Karacuk, Sütkent, Altun-tepe, Yengikent, Çuy-tepe, Savran, sayram, Karnak, Kurıkul-tepe, Cend, Suğnak, İşkan, Çardarı, Bayır-kum, vb. 10. asırda kurulmuş yine yol güzergahında ve ticarî yönden faal merkezlerdi, çünkü ticaret meselesi Bozkır Türk devletinin üzerine ehemmiyetle eğildiği bir siyaset çizgisi idi.

Ticaret
Türk devletleri komşu milletlere umumiyetle canlı hayvan, deri, kösele, kürk, hayvanî gıdalar satarlar, karşılığında hububat ve giyim eşyası alırlardı. Asya Hunları, Göktürler, Uygurlar Çin ile, Batı Hunları Bizans ile bu esaslarda ticaret anlaşmaları yapmışlardı. Türkler e Çin den pirinç, ipek, ipekli kumaş, arpa, Roma ve Bizans tan da diğer ihtiyaç maddeleri gelir, Türkler de onların muhtaç oldukları ve Türkler de mevcut, eksikliklerini tamamlarlardı. Margus Antlaşmasının (434) bir maddesi Bizans-Hun ticarî münasebetlerinin tanzimi ile ilgili idi.
Çin-Hun sınır kasabalarında cereyan eden ticarî faaliyetlere Çin büyük ehemmiyet verirdi. 734 tarihli anlaşma ile Ling-çu daki So-fang şehrinin ortak Pazar yeri olmasına karar verilmişti. Orhun kitabelerinde de devletin sağlamlığı ve halkın refahı için ticaretin ehemmiyeti belirtilmiştir.
Fakat Türkler le komşuları arasında şiddetli rekabetlere sebep olan büyük kazanç vasıtaları da vardı ki, bunların başında, Çin den başlayıp Akdeniz kıyılarında nihayete eren meşhur ipek yolu kervancılığı geliyordu. Daha I.Göktürk Devleti kurulduğu zaman İstami Anuşirvan ittifakı sonucunda Ak-Hun-Eftalik Devletinin yıkılmasına ve sonra da İran a karşı Türk-Bizans antlaşması gibi milletler arası çapta siyasî münasebetlere sebep olan (yk. Bk.) bu yolun geçit yeri olan İç Asya bölgesi, ta Hunlar dan Uygur hakanlığının sonuna kadar aşağı yukarı 1000 sene müddetle Türk ve Çin siyasetinin hakim olmak istediği bir ana hedef vasfını taşımıştı.
Türkler hiçbir zaman bütün Çin i istila gayesini gütmemişler, Çinliler de devlet sınırlarını Türk hakanlıkları başkent bölgesi olan Orhun ve Ötüken e kadar genişletmeği düşünmemişlerdir. Türkler karşısında Çin, ipek yolu transitini elinde tuttuğu müddetçe müdafaada kalmağı tercih etmiş, Türkler de Çin e sık sık yaptıkları baskı ile onu zayıf durumda tutup İç Asya da Türk hükmünü yürütmek istemişlerdir.
Hunlar ve I. Göktürkler zamanında gerçekleşen bu maksat, 9. asrın 2. yarısında Doğu Türkistan da Uygurlar ın, Batı Türkistan da Türgişler in ve bilhassa Karluklar ın kurdukları siyasî teşekküllerle tekrarlanmış, nihayet 751 Talas savaşını Karluklar ın desteği ile İslamlar ın kazanması Çin in batı Asya ile ilgisini kesmiştir ki bu da yukarıda açıkladığımız, İç ve batı Asya da Uygur, Karluk, Oğuz Türk şehirleri ve ülkelerinin mamurluğunu meydana getirmiştir. Bilindiği gibi, Hazar Türk Devleti de, Çin, Orta Asya, yakın doğu ile Doğu ve Orta Avrupa ve İskandinavya arasındaki kıtalar arası yolların kavşak noktasındaki mevkii ile, temelleri ticarî siyasete dayanan bir devletti ve başkent Han-balık ile daha sonra İtil Bulgarları başkenti Bulgar şehri bu hususta baş rolü oynamıştır.
Hazar  ve Bulgar ülkelerinden başlayarak Ural-Güney, Sibirya-Altaylar-Sayan dağları üzerinden Çin e ve Amur nehrine ulaşan yol da canlı bir ticarî faaliyete sahipti. İpek yoluna kuzeyden paralel uzanan bu yola kürk-yolu denilmektedir. Buranın asıl ticaret metaı: sincap, sansar, tilki, samur, kunduz, vaşak vb. kürkleri idi. Başlıca tüccarlar da Ogurlar (Btı Türkleri) ile onlardan bir kol halinde gelişen Bulgar Türleri idi. Karadeniz kuzeyi düzlüklerinden Balkanlar a giden Tuna Bulgarları bu defa Avrupa-Bizans yolunun hakimleri olarak iktisaden yükselmişler, Balkanlar ve Doğu Avrupa da o devrin en zengin şehirlerini kurmuşlardı (Preslav, Pliska şehirleri).

Ziraat
Oğur Türkleri aynı zamanda iyi çiftçi idiler. Kendilerini Doğu Türkleri nden (Hunlar-Göktürler, Uygurlar, Oğuzlar) ayıran başlıca vasıf ta, tacirlikleri yanında, bu yaygın ziraat kültürüne bağlı oluşlarıdır. Bununla beraber Doğu Türkleri nin elverişli bölgelerde ziraatla da meşgul oldukları görülüyor. Çölden ayrı düşünedilmesi gereken bozkırlar sahasının çoğunluğunu otlarlar teşkil etmekte ise de, ziraata müsait yerleri de vardı. Mesela Çin kaynaklarına göre Hunlar buğday, darı ekip biçiyorlardı. Bir Çin yıllığı, şiddetli soğuk yüzünden bir sene Hun topraklarının ekin vermediğini yazar. Yine aynı kaynaklar bir Hun buğday cinsi ile, bir Hun fasulyesinden bahsederler. Altay ve Sayan dağlarında hububat ziraatının en az 3 bin yıldan beri yapıldığı, arkeolojik kazılara dayanılarak ileri sürülmüştür. Göktürkler de her ailenin ekip biçtiği, suladığı arazisi vardı. Kapagan Kagan ın Çin ile 100 bin hu (12500 ton) tohumluk darı teslim etmesi hükmünü taşıyordu. Bu tarihi bilgiyi arkeolojik kazılar desteklemektedir. Hunlar zamanında Altay bölgesinde açılmış sulama kanallarına tesadüf edilmiştir (Başkaus da Çulışman ırmağı yakınlarında). Tötö ırmağından açılan kanal ve bölgeye yakın Ak-tura kanalı Altaylar daki tarım işaretleridir. Selenga-Baykal gölü arasındaki, Ivolgi ve İlmova adlı yerlerde çeşitli saban demirleri (Çin den ithal), oraklar, değirmen taşları bulunmuş, ayrıca hububat muhafaza etmeğe yarar çukurlar görülmüştür. Selenga bölgesinde Göktürkler e ait kurganlarda, kürek ve pulluklara rastlanmıştır. Bu çağda da birçok muntazam sulama kanalları açılmıştır. Göktürkler zamanında da kullanıldığı anlaşılan Tötü kanalının boyu 10 kilometreye yakındı. O kadar yüksek teknik bilgiye dayanmakta idi ki, Ruslar 1935 de bu kanalı aynen kullanmağa karar vermişlerdi. Bazı Karluk ve Oğuz iskan yerleri de aynı şekilde sulanmakta idi.
Bozkır devletinin ekonomisi, mağlup ve tabi memleketlerden alınan yıllık vergiler ve hediyelerden başka, halktan tahsil edilen vergilerle destekleniyordu. Asya Hun İmparatorluğu nda hususî memurlar vergi toplarlardı. Bu memurları kovmak cüretini gösteren Moğol O-huan lara karşı sol To-ki kralı savaş açmıştı.Göktürkler ve Oğuzlar  maliye ve tahsil memurlarına amga (veya ımga) diyorlar, devlet hazinesine ağlık adını veriyorlardı. Tahsilat her halde aynî olarak yapılıyordu. Hazarlar da Islav kavimleri ev veya saban başına bir kılıç veya bir samur derisi (para nadir viriliyor).
Bulgarlar da ev başına bir samur kürk vergi veriyorlardı. Kumanlar ın büyük gelir kaynaklarından biri de Volga havzası - Kırım (Suğdak limanı)-Karadeniz-Trabzon arasındaki işlek ticaret yolundan sağladıkları vergi ve gümrük resimleri idi. Ayrıca taitiyle geniş Altaylar bölgesinde demir hunlar ın ve Gök-Türklerin, Maroş havzasında tuzlalar Bulgarlar ın, Kafkaslar dan altun ve gümüş madenleri Hazarlar ın kontrolü altında idi. Asya Hunları na ait para çıkmamıştır. Bazı Türk kurganlarında Çin paraları ele geçmiştir. Türk parası Gök-Türkler (Türgiş-ler) çağında başlıyor görünmektedir. Bazısında Türk geleneği uyarınca damgalar da taşıyan bu paralardan bir kısmı Sogd harfleri ile Türkçe, bir kısmı Soğdca yazılıdır.





Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat yazısı toplam 7386 defa okundu
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi Sayfayı Yazdır    Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin TarihiBozkır Kültüründe Iktisadi Hayat | Türklerin Tarihi