Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi

Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi



Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
 
Bozkır Kültürünün Kaynağı
Kategori : Türklerin Tarihi

Bozkır Kültürü nün Kaynağı Meselesi
 
İskit görüşü
I. Zichy tarafından ortaya atılan bu görüşe göre, bizim Bozkır kültürü diye ifade ettiğimiz kültür tipi, atlı göçebelik ten ibaret olup, merkezinde at yetiştirmek ve çobanlık yer almakta ve bu gibi faaliyetler için, Karadeniz in kuzey düzlüklerindeki İskit sahası en elverişli bölge olarak bulunmaktadır..

İndo-Germen görüşü
Batıda çok yaygın olan ve eski Aryanizm tesirinin bir devamı sayılması mümkün görünen bu görüş Hind-Avrupalılar ı tâ Baykal gölüne kadar bütün Asya ya yerleştirmekte ve onların da aslında göçebe (bozkırlı!) olduklarını ileri sürerek, at ın ilk defa onlar tarafından ehlileştirildiğini ve dünyanın ata binme san atını onlardan öğrendiğini iddia etmektedir. Batılıların at üzerinde bu kadar durması, şüphesiz bu hayvanı ehil hâle getirip binmenin insanın kültür tarihine muazzam bir hamle teşkil etmesinden ileri gelir ki, bozkırlarda gelişen kültürü de İndo-Germenler e bağlamak böylece mümkün olacaktır.
Hun süvarilerinin seferlerde bindikleri bozkır muharebe atının ilk kalıntılarına rastlandığı Afanasyevo kültürü (M.Ö. 2500-1700) eski Türk Altay kültürüne bağlı bulunmaktadır. Atın ehlileştirilmesi için önce buna ihtiyaç duyulması gerekir ki, bu ihtiyaç şüphesiz ilk olarak bozkırlı hayvan besleyici kavimlerde hissedilmişti. Bu itibarla atın insanlar tarafından kullanılması bile - bu husus başlangıç noktası olmakla beraber- çok önemli bir gerekçe değildir. Esas olan, atın binek hayvanı hâline getirilmesidir. Bozkır kültüründe rol oynayan baş aksiyon da biniciliktir. At gibi bir vasıtaya ihtiyacın, yerleşik topluluklardan ziyâde, çok geniş sahalarda, hayatın zorunlu kıldığı sür atle hareket etmek mecburiyetinden doğduğu açıkdır. Bozkır savaş atı doğuya doğru uzanmış ve Çin de muharebe atı yetiştiriciliğinin ilk sahası olan Şan-si bölgesinde görünmüştür. Çin liler ata binmeği ancak M.Ö. 300 lerde Asya Hunları ndan öğrenmişlerdir.

Altaylı Nazariyesi
Bozkır kültürünün Altay yaylalarında Proto-Türkler (Türkler in ataları) tarafından ortaya konduğu hususu, bir kültür çevresi olarak bozkırlar üzerine dikkati çeken tanınmış kültür tarihçilerinin temsil ettiği Viyana ekolü tarafından ileri sürülmüştür. Atın ehlileştirilmesi ve umumiyetle hayvan yetiştiricilik gibi medeniyet tarihinin çok mühim bir safhası Türkler in ataları tarafından gerçekleştirilmiştir.
Bozkırlar bölgesinde üç kültür devresi (kemik kültürü, hayvan besleme kültürü, at yetiştirme kültürü) tesbit edilmektedir. Bunun son merhalesinden yeni bir netice olarak, merkezinde atın bulunduğu, Savaşçı çobanlar ( Hirtenkrieger ) kültürü doğmuştur ki, bu, bozkır kültürünün, bilhassa Proto-Türkler için karakteristik olan en yüksek derecesini gösterir.

At
Atın ehlileştirilmesi ve atın çoban kültürünün yaratılması ilk Türklerde görülmektedir. İnsanlık tarihinde ulaşılan bu başarı kavimlerin ve başka kültürlerin  gelişmesinde  fevkalâde neticeler doğurmuştur. Tarihî bağlantıların  gösterdiği gibi, büyük  devlet  esası için gerekli şartlar ancak bu sayede belirebilmiştir. Atın binek hayvanı olarak kullanılmasını, ziraat kültürünün ve ona bağlı hayvancılığın çok üstünde ve dünya tarihinin çok önemli bir kültür merhalesidir. Hayvan terbiyesinde önce geyik, sonra Ren geyiği (Samoyedler tarafından), nihayet Türkler in ataları tarafından at ehlileştirilerek insanlık hizmetine sokulmuştur. Bu konudaki araştırmalarda sonuç hep aynı neticeye varmaktadır.  Orta Asya da oturan ve çok eski bir zamanda avcılık hayatından hayvanları ehlileştirmeye geçen tek kavim Türkler olmuştur. At, Türkler tarafından ehlileştirilmiştir ve Türkler ata binen ilk insanlar olarak görünmektedirler. Orta Asya bozkırlar bölgesinin kültür tarihi yönünden taşıdığı önem çok kesindir.
Esasen yeryüzünde ekonomi bakımından başlıca üç temel kaynak vardır:

Orman, tarım, hayvan yetiştirme. İnsanlar  yaşadıkları   çevrenin bu  imkânlarını değerlendirerek hayatlarını sürdürebilmişlerdir. Tarihte ilk kültürler de şüphesiz doğdukları bölgenin tabii şartları içinde öz kazanacaklarından, orman kavimleri asalak kültüre (avcılık, devşiricilik), ziraate elverişli yerlerde oturanlar köylü kültüre (çiftçilik) bağlanmışlar, Bozkırdakiler çoban kültürünü (besicilik) meydana getirmişlerdir. Bu itibarla, aslında orman kavmi veya köylü değil, fakat bozkırlı olan Türkler in kültürü de doğuş, gelişme ve muhteva bakımından bütün diğer toplulukların kültürlerinden ayrılık gösterir.

Altay-Türk  atlı çoban kültürü Türkler in  atalarını diğer topluluklardan farklı bir dünya görüşüne ve hayat tarzına götürmüştür ki, bu insanlığın mâzisinde ilk defa gözlenen insan  zekâ ve iradesini tabiata hâkim kılma azmidir. At terbiyesi, otlaklar etrafında cereyan eden mücadeleler bozkırlıyı metanet ve cengâverlikle bezemiş, onu teşkilâtçılık melekesine sahip kılmış, ve eski Türkler herşeylerini borçlu oldukları ata kutluluk derecesinde değer vermişlerdir. At vasıtası ile insanlığa sunulan diğer mühim bir değer de sür at mefhumudur ki, bu eski ilkel kavimleri zihni durgunluğun tenbelliğinden kurtararak canlı bir faaliyet alanına yöneltmiş ve insan iradesinin ufkunda sonsuz imkânlar açılmasına vesile olmuştur. Yine at sayesinde bozkır kültürünün ortaya koyduğu başka evrensel bir değer hukuk fikridir. Bu da, atlı savaşcı çobanların, insanların toplum hâlinde yaşayabilmelerini sağlıyan karşılıklı saygı esasından hareketle, toplulukları bir üst idare nizamına bağlama yolunda ulaşılan devlet kurma düşüncesinin mahsulüdür.

At üzerinde, kalabalık hayvan sürülerini sevk ve idare etmek mecburiyeti eski Türkler in, atın sür atı ve demir madeni sayesinde hâkimiyet altına aldıkları insanları idare plânında başarılarını mümkün kılmıştır. Bu sebeple yeryüzünde ilk siyâsi kadrolar, yine ilk kanun koyucu durumunda olan Türkler in ataları tarafından tesis ve teşkil edilmiş görünmektedir. Bozkırlarda gelişen eski Türk kültürünün dünya tarihinde iki bakımdan kesin tesiri olmuştur. Bunlardan biri, hayvan besleyiciliğini geliştirmek ve yaymak suretiyle iktisâdî; öteki, yüksek teşkilâtçılık yolu ile sosyaldir. Birinci nokta önemlidir, zira bu, avcılık ve devşiricilik gibi, yalnız alarak karşılığında bir şey vermeyen parazit ( asalak ) ekonomi yerine, insanları üretici (müstahsil) durumuna sokmak suretiyle, çok faydalı bir iktisadî gelişmenin işaretidir. Fakat ikinci nokta daha da mühimdir, çünkü insanlığı basit yığınlar olmaktan çıkarıp sosyal nizamlara bağlamak gibi, iktisadî faaliyetin de devamını mümkün kılan, bir beşerî değer ancak bu yol ile meydana gelmiştir.

Bu bakımdan Ural-Altaylı kavimlerin dünya tarihindeki bu çok mühim rolünü önemle belirtmek gerekir:
En eski yüksek medeniyetler dahi, daha çalışkan ve ziraatçi olmakla beraber, devlet kurmakta kifayetsiz kavimlerin yerleşik hâlde bulunduğu büyük nehir vâdilerine savaşçı atlı çobanların müdahalesinden sonra doğmuştur. Hind-Avrupalılar açısından konuyu daha kesin bir şekilde açıklamak mümkün.  Hind-Avrupalı kavimlerin (bugünkü Avrupalılar ın ataları) teşkilâtçılık ve siyasetteki başarıları ancak bu bozkırlı unsurların onlarla karışması ile izah edilebilir. Onlar M.Ö. 2. bin yıllarında Aral gölü havalisinde bozkır kültürü ile temasa geçerek bu kabiliyeti elde etmişlerdir. Bu, diğer bölgelerde de böyle idi. Nitekim Doğu Asya da ilk devlet teşkilâtı eski Türkler tarafından kurulmuş, Ön-Asya kavimleri bakımından da benzer sonuca varılmıştır.

Bozkır Kültürünün Oluşma Çağı
Bu kültürün kaynağı hakkındaki teoriler ona aşağı yukarı bir geçmiş tâyin etmek imkânını sağlamaktadır.
Viyana ekolüne göre bu tarih M.Ö. 2. bin başları olmalıdır. Şüphesiz ata binicilik temel unsur olmak üzere,
siyâsi, iktisadî, dinî vb. cepheleri ile kültür gelişinceye kadar belirli bir zamanın geçmesi gerekecektir.
Eldeki bilgilerden bozkır kültürünün M.Ö. 2500 ile 1700 arasında oldukça belirgin bir vasıf kazanmış olduğu
kabul edilebilir. Bu tahmin bir yandan Viyana ekolünün vardığı sonuçlara, diğer yandan da arkeolojik
vesikalara uygun düşmektedir.




Bozkır Kültürünün Kaynağı yazısı toplam 6862 defa okundu
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi Sayfayı Yazdır    Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi
Bozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin TarihiBozkır Kültürünün Kaynağı | Türklerin Tarihi