Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi

Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi



Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
 
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2
Kategori : Dünya Tarihi

7.Cumhuriyet Döneminde Ermenilik Faaliyetleri

Lozan Antlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte Ermeni faaliyetleri belli bir durgunluk devresine girmiştir. Bunun nedeni ise; Ermenilerin Lozan Antlaşması'nın imzalanmasıyla, Türkiye toprakları üzerinde bağımsız devlet kurma planlarının başarısızlıkla sonuçlanması ve İngiltere, Fransa, Rusya gibi devletlerin Ermenilere verdikleri vaatlerin Antlaşmayla birlikte sona ermesinin getirdiği hayal kırıklığı olarak kabul edilmektedir.

Lozan Antlaşmasının imzalanmasından günümüze kadar Ermeni faaliyetleri yoğunluk ve nitelik bakımından üç ayrı dönemde karşımıza çıkmaktadır.
1.Dönem (1923-1965): Daha çok "edebi alanda yürütülen" ve Ermenilerin Türkler tarafından katledildiği iddiasını kuvvetlendirmek amacıyla eserlerin yayınlandığı hazırlık dönemidir. Bir çok bilimsel eser literatüre sokularak, davalarının ilmi yönünün alt yapısını oluşturmak suretiyle, ileriki tarihlerde gündeme getirecekleri çeşitli faaliyetlere zemin oluşturma gayreti göstermişlerdir.
2. Dönem (1965-1973):1960'lı yıllara gelindiğinde, "çeşitli siyasi nedenlerin ve Ermenileri kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isteyen bazı odakların da etkisiyle Ermenilik konusu yeniden işlenmeye başlamış", salon ve meydan toplantıları düzenlenmiştir. Bilhassa sözde Ermeni soykırımının 50. yılı olarak kabul ettikleri 1965 yılında, bilinen iddiaları çerçevesinde propaganda faaliyetlerini artırmışlardır. İlk defa 24 Nisan 1965 tarihinde Beyrut, Paris, Los Angeles ve Londra'da sözde "Katliamın 50. Yılı" münasebetiyle Türkiye aleyhinde mitingler düzenlenmiştir.
3. Dönem (1973-Günümüze Kadar): 1970'li yıllara gelindiğinde "Ermeniler şiddet eylemlerine yönelmiştir".

27 Ocak 1973 tarihinde 70 yaşındaki Mıgırdıç YANIKYAN isimli bir Ermeninin, Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR ve yardımcısı Bahadır DEMİR'i bir restoranda aniden silahını çekerek şehit etmesiyle Ermenilerin ilk eylemi gerçekleşmiştir.
Ermeni terör örgütleri 1973 yılında gerçekleşen ilk eylemden itibaren "zincirleme" denilebilecek tarzda geliştirdikleri şiddet eylemlerini günümüze kadar sürdürmüşlerdir. "Ankara-Esenboğa ve Fransa-Orly" katliamları halen beyinlerde tazeliğini korumaktadır.

1991 yılından bu yana; 29 Nisan 1997 günü Beyrut Büyükelçiliğimize yönelik molotof kokteylli saldırı, 04
Mayıs 1997 tarihinde Kudüs Konsolosluğuna molotof kokteyli atılması ile 21 Haziran 1997 tarihinde Brüksel Büyükelçiliğimize yönelik olarak gerçekleştirilen bombalı saldırı eylemleri istisna olmak üzere terör eylemlerine rastlanmasa da, değişen şartlara göre yeniden terör eylemlerine başlayabilecekleri düşünüldüğünde, bu sürecin halen devam ettiği kabul edilmektedir.

8. Ermeni Talepleri Ve Propagandası
Sözde soykırım iddialarının dünya kamuoyu gündemine oturması için tarih boyunca sürekli olarak isyanlar ve terör eylemlerini bir propaganda aracı olarak gören Ermenilerin "Büyük Ermenistan"a ulaşmak yolundaki ilk hedefleri sırasıyla dört ana planda toplamışlardır. Bunlar; Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak olarak sıralayabiliriz. Yani, sözde Ermeni sorunu tüm dünyada terör yoluyla "tanıtılacak", sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiye tarafından "tanınacak", sözde soykırımdan dolayı Türkiye'den "tazminat" ve "toprak" alınacaktır şeklinde sonuçlandırılacaktır. Bu plana dayanak oluşturan Ermeni iddiaları ise şöyledir:
a. Türkler Ermenistan'ı işgal ederek Ermenilerin topraklarını ellerinden almışlardır.
b. Türkler 1877-78 savaşından itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuşlardır.
c. Türkler 1915 yılından itibaren Ermenileri planlı şekilde soykırıma tabi tutmuşlardır.
d. Talat Paşa'nın Ermenilerin soykırıma tabi tutulması konusunda gizli emirleri vardır.
e. Soykırımda hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1,5 milyondur.
Ancak bu iddiaların hepsi de Tarihsel, Akademik ve objektif bir inceleme karşısında dayanaksız kalmaktadır.
Şöyle ki;
Türklerin Anadolu'ya ilk ayak bastıklarında bağımsız bir Ermenistan devletinin mevcut olmadığı, dolayısıyla da Ermenilerin topraklarının ellerinden alınması gibi bir durumun söz konusu olamayacağı açıktır.
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra Ermenilerin çıkarttıkları isyanlara ve giriştikleri katliama da yukarıda yer verilmiştir. Ermenilerin bu tutumunun Batı dünyasındaki propagandalarına bir zemin hazırlamak amacıyla benimsenmiş bulunduğu da artık açıklığa kavuşmuş bulunmaktadır.

1915 yılındaki olayların kendisini arkadan vuran Ermenilere karşı Osmanlı Hükümeti'nin uygulamaya koyduğu bir tehcir işleminden ibaret olduğuna da keza daha önce işaret edilmiştir. Kaldı ki "soykırım" kavramının bu husustaki Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ndeki tanımlamasına göre, soykırım suçunun oluşması için bir hükümetin bir ırkı ortadan kaldırmak yönünde bir niyetinin bulunması şartı aranmaktadır. Oysa, Osmanlı Hükümeti'nin Ermeni ırkını ortadan kaldırmak gibi bir niyetinin bulunduğunu gösteren hiçbir işaret olmaması bir yana, tam tersine tehcire tabi Ermenilerin güvenlik ve refahının eksiksiz olarak sağlanmasına yönelik hükümet emirleri mevcuttur.

Talat Paşa'nın Ermenilerin soykırıma tabi tutulması yolunda gizli emirleri bulunduğuna ilişkin olarak ilk kez Andonyan adlı Ermeni tarafından ileri sürülen ve yıllar boyunca Ermeni iddialarının geçerliliğinin temel kanıtı addedilen "belgeler"in tümüyle bir sahtecilik eseri olduğu, tarihçiler tarafından yapılan incelemeler sonucunda hiçbir kuşku veya tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konmuştur.
Bu telgraflar daha önce 1919'da İngiltere'de Daily Telegraph gazetesinde neşredilmiştir. General Allenby kuvvetlerinin Halep ve civarını öngörülenden daha kısa sürede işgal etmeleri üzerine Osmanlıların bütün belgeleri imha edemediklerine ve bu telgrafların Allenby'nin eline geçtiğine inanılmaktadır, İngiliz Dışişleri bu iddia üzerine durumu işgal komutanlığından sormuştur. Sonunda bu belgelerin Allenby kuvvetlerince ortaya çıkarılmadığı ve Paris'te bir Ermeni grubu tarafından ileri sürüldüğü anlaşılmıştır. Buna ait doküman İngiliz devlet arşivlerinde mevcuttur.

Talat Paşa'nın katili Tehliryan'ın Berlin'deki muhakemesi sırasında da bu telgraflar ortaya atılmış ve bilirkişi heyetince beş tanesi gerçek olarak kabul edilmiş ve mahkemede muamele görmüştür. Oysa, telgrafların yazılış ve kaleme alınış şekli, yazıldıkları kağıtlar, bunların Osmanlı belgeleri olmadığını göstermekte ve yukarıda da belirtildiği üzere sahtecilik eseri oldukları kanıtlanmış durumdadır.

Ölen Ermenilerin sayısının 1,5 milyon olduğu iddiası da hiçbir geçerli temele dayanmamaktadır. Dönemin birçok yabancı kaynaklarınca doğrulanan Osmanlı nüfus rakamlarına göre tüm Osmanlı İmparatorluğu içindeki Ermenilerin sayısı 1,3 milyon civarındadır. Toplam nüfusları 1,3 milyon olan bir topluluğun 1.5 milyon ölü vermesi mümkün olamayacaktır.

Ölen Ermenilerin sayısının kesin olarak hesaplanmasını sağlayacak bir belge ya da yöntem bulunmamaktadır. Örneğin, Lozan Barış Konferansı'na katılan Ermeni heyeti başkanı Bogos Nubar o tarihte Türkiye'de toplam 280,000 Ermeni bulunduğunu, 700,000 Ermeni'nin ise başka ülkelere göç ettiğini belirtmiştir. Bu rakamlar doğru ise toplam Ermeni nüfusu 1,3 milyon olduğuna göre, Ermeni kaybı 300,000 dolaylarında kalmaktadır. Bu rakama çete harekatında veya Rus kuvvetleri saflarında yer alarak ölenler de dahildir. Ayrıca bu kayıpların on misline ulaşan yaklaşık 3 milyon Müslüman'ın da aynı dönemde hayatlarını kaybettikleri unutulmamalıdır.

9. Yeni Terörizm, Özellikleri Ve Bu kapsamda Ermeni Sorunu
Yeni Terörizm kavramı aslında çok da yeni bir kavram değildir. Daha doğrusu bu kavram 11 Eylül olaylarıyla ortaya çıkmışta değildir aslında. Aksine 1980'li yıllarda işaretlerini veren bu yeni olgu, 1990'lı yıllarda çeşitli defalar kendisini göstermiştir. Bu nedenle Batılı bir çok istihbarat örgütü kaynaklarının yarıdan fazlasını terörizme ayırmışlardır. Bu bağlamda 11 Eylül olayı bir korkunun tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmasını sağlamıştır diyebiliriz.

Teknolojideki gelişmelere paralel olarak, yok edici teknik bilginin tüm dünyaya yayılmasıyla kendisini hissettiren bu yeni kavramın ilk özelliği "eski terörizm"in aksine, teknoloji ve iletişim ile olan yakın bağlantısı olmuştur. Kimyasal silahlar, biyolojik silahlar vb. öylesine büyük bir öldürücü etkiye ulaşmış ve bu silahlar öylesine kolay üretilebilir bir hal almıştır ki, artık milyonlarca askerin yapamayacağı etkiyi birkaç kişi yapabilir hale gelmiştir.

'Yeni terörizm'in ikinci önemli özelliği ise bilginin Batı'dan çıkarak, diğer medeniyetlere, 'diğer ülkeler'e ve 'tehlikeli kişiler'in eline geçmiş olmasıdır. Burada "medeniyet" kavramına dikkat etmek gerekmektedir. Bunun sebebi dünyayı medeniyetler çatışması içinde görmemizden değil, Batı'nın dünyayı bu çerçevede değerlendirmesindendir. Diğer bir deyişle Batı kavramını tanımlayabilmek için diğerlerine 'öteki' diyen Batı adeta üretmiş olduğu bilgi ile vurulmaktadır.

Diktatörler, silahlı gerillalar ve buna benzer gruplar Batı'da kullanılan bilgiyi yine Batı'ya karşı kullanmaktadırlar. Fakat altı çizilmesi gereken nokta, bugün gelinen aşamanın herhangi bir medeniyetin ürünü olmaktan çok yine Batı'nın kendi tercihleriyle üretilmiş olmasıdır. Gerek Saddam Hüseyin rejimi, gerekse Ladin benzeri gruplar ABD'nin doğrudan ya da dolaylı politikalarının bir sonucudur ve bir patlamaya ya da bir sistemin çöküşüne işaret etmektedir.

'Yeni terörizm'in üçüncü bir özelliği, ilkinden farklı olarak sadece kamuoyunu hedef almaması, mesajın yanında zarar verme isteğini de yoğun bir şekilde barındırmasıdır. Teröristlerin saldırıdan sonra olayı üstlenmemeleri ve yaptıkları eylemi yeterli görmeleri de bunun bir göstergesidir. 11 eylül olayı ile birlikte yeni terör kendisini tüm dünyaya yayılmış topyekün bir savaş olarak göstermiştir. Siyasi dengeler üzerindeki etkisinin görece fazla olması da bundan kaynaklanmaktadır.
Bu kapsamda, Ermeni sorunu dendiğinde sadece aklımıza 1915 olayları ve onun günümüze yansımalarını anlamamak gerekir. Aksine Ermeni kelimesi 20. yüzyıl boyunca Türkiye için hep 'sorun' kelimesiyle bir arada anılmış ve bir çok alanda kendisini göstermiştir.

Bu çerçevede Ermeni sorununu ya da sorunlarını üç başlık altında değerlendirmek mümkündür:
a. Soykırım iddiaları,
b. Türk diplomatlarına yönelen Ermeni terörü ve,
c. Bağımsızlığını kazandıktan sonra Ermenistan'ın Kafkasya'da Türkiye ve Azerbaycan'a karşı yaratmış olduğu sorunlar, olarak ayırmak gereklidir.

11 Eylül öncesine baktığımızda, Ermenilerin 2000 ve 2001 yıllarını bir atılım yılı olarak gördüğünü biliyoruz. ABD'de başlatılan kampanyalar Fransa'da amacına ulaşmış ve Türkiye'nin Batı bloğunda önemli bir müttefiki olan Fransa, Türkler'in 1915 yılında Ermenilere karşı soykırım yaptığını resmen kabul etmiştir. ABD'de istenen sonuca henüz ulaşılamamışsa da eyalet meclislerinde büyük bir yol kat edilmiş, çok yakın bir gelecekte federal meclisin her iki kanadında da Ermeniler için 'büyük bir başarı'nın ilk işaretleri alınmıştır.
Tüm bu gelişmelerin Türkiye'nin uluslararası sistemden izole (AB, Kıbrıs ve Irak) edilmeye çalışıldığı bir dönemde yaşanması dikkat çekicidir. Özellikle Irak krizi ile başlayan ABD-Türkiye gerginliği ile Türkiye'nin ABD için öneminin azaldığını düşünen Ermeni lobileri faaliyetlerini yoğunlaştıracaklardır.

2000 yılındaki başarılar Ermenileri 2001 yılı için de cesaretlendirmiş ve 2001 yılının ilk aylarında Ermeni lobisi İngiltere'de 1915 olaylarının Yahudilere yapılan Holocaust ile eş tutulmasını sağlamaya çalışmıştır. Resmi tanıma gelmediyse de Ermeni temsilciler Yahudi, Bosnalı ve Ruandalı kurbanlarla aynı salonda yer almışlar ve Türkiye karşısında İngiltere'de de kısmi de olsa bir başarı sağlamışlardır. 2001 yılı için belirtilmesi gereken bir diğer nokta da bu yılın Ermenilerin bir ulus olarak Hıristiyanlığı kabullerinin 1700. yılı olmasıdır. Genel kabule göre Ermeniler tarihte Hıristiyanlığı kabul eden ilk ulustur ve din unsurunu Türklere karşı Batı kamuoyunda yoğunlukla kullanılmıştır. Hatta bu konuda bir adım ileri giden Ermeniler kendilerini 'Hristiyanlığın şehit milleti' olarak da tanıtmaktadırlar.

Bu anlamda Ermeni lobileri 2001 yılını büyük bir fırsat olarak görmüşler ve yılın başından itibaren siyasi kampanyalarını dini unsurlar ile süslemeye çalışmışlardır. Ermenilerin planı 2001 yılı sonbaharında Türkiye'yi tekrar köşeye sıkıştırmaktı. Fakat 11 Eylül olayları tüm bu planları kökten değiştirmiştir. İlk olarak Papa II. John Paul'ün Ermenistan ziyareti dünya kamuoyunda beklenen ilgiyi göremedi ve bu ziyaret Ermenileri hayal kırıklığına uğrattı. Papa yapmış olduğu ziyaret ve 1915 yılında Türklerin katliam yaptıklarını ima eder konuşmalarıyla Türk tarafının da tepkisine yol açmıştı. Fakat bu konuda Ermeni tarafındaki hayal kırıklığının daha fazla olduğu söylenebilir. Ayrıca ziyaretin olduğu günlerde (24 Eylül) ABD - Taliban çekişmesinin doruk noktasına ulaştığı ve ABD'nin askeri operasyonu başlatmak için Papa'nın ziyaretinin sona ermesini beklediği hatırlanacak olursa dünya kamuoyunda Ermeni iddialarına kulak verecek ciddi bir odağın bulunamadığı kolayca tahmin edilebilir.

Bu çerçevede, 2001 yılı sonlarına doğru Ermeni lobileri o ana kadar elde ettikleri önemli avantajlarını kullanamamışlardır. Şiddetlendirmeyi umdukları Türkiye karşıtı kampanyayı istedikleri dozda yoğunlaştıramamışlardır. Buna Türkiye'nin Batı bloğu içinde artan önemi de eklendiğinde Ermeni lobilerinin işlerinin eskiye oranla daha da zorlaştığını söyleyebiliriz.

Din konusunda belirtilmesi gereken diğer bir nokta ise Türkiye'nin aleyhine bir gelişmeye işaret etmektedir. Medeniyetler Çatışması adı altında geliştirilmeye çalışılan bu yeni planlar, Türkiye'yi dış dünyada hemen hemen her cephede ciddi sıkıntılara sokabilecektir. İleriki günlerde din öğesini yoğunlukla kullanmaya çalışacak olan Ermeniler, Hıristiyan-Müslüman gerginliğinden gerek Azerbaycan ile ilişkilerinde, gerekse Türkiye ile ilgili sorunlarında sonuna kadar yararlanmaya çalışacakları gerçeği her zaman mevcuttur.
Soykırım iddiaları konusunda üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise Türkiye'nin ABD ve genel olarak Batı açısından stratejik öneminin son olaylar çercevesindeki durumudur. Şu ana kadarki deneyimler göstermiştir ki ABD'nin Türkiye'ye olan ihtiyacı arttıkça Türkiye karşıtı etnik lobilerin gücü de azalmaktadır. Bunda Beyaz Saray, Amerikan Dışişleri ve Savunma Bakanlığı'nın etkisi kadar Kongre üyelerinin Amerikan ulusal çıkarlarını savunma iç güdüleri de etkili olmaktadır. Ancak son zamanlarda özellikle de ABD ile kısmen de olsa gerilen ilişkiler unutulmamalıdır ki Ermeni lobilerinin işini bir hayli kolaylaştıracaktır.

Nitekim NATO'nun ilk yıllarında, Kore Savaşı, Körfez Savaşı gibi dönemlerde Kongre'de Türkiye karşıtı grupların çok zayıf kalması bunu göstermektedir. Buna karşın son günlerde Amerikan Kongresinde Türkiye'ye verilen yardım konusunda bir çok şart öne sürülmesi ve olumsuz bir tavır sergilenmesi Ermeni lobisinin tekrar atağa kalkması için esas teşkil edebilecektir.

Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında dünyanın terör konusunda gelmiş olduğu nokta Türkiye'nin işini bir nebze olsun kolaylaştırmaktadır. Ermeni terörü bu kapsamda Türkiye tarafından tekrar gündeme getirilebilir. Ayrıca teröre bulaşmış örgütlerin Ermenistan'ın yeni yönetimi tarafından serbest bırakılması ABD, Avrupa ve uluslararası örgütler nezdinde yapılacak görüşmelerde yeniden gündeme getirilebilir. Üstelik Ermenistan ile terör arasındaki bağlantı bununla da kalmamakta, PKK-Ermenistan bağlantısı da dikkatleri çekmektedir. Ermenistan'da zamanında bir eğitim ve lojistik destek üssü kuran PKK'nın bu ülkeyle bağlantıları Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra daha pasif bir hal aldıysa da halen devam etmektedir. Bu bağlantıda Ermeni diasporasından bazı isimler de rol oynamaktadır. Zaten 1970'li yıllarda alınan bir karar gereği Ermeni terör grupları sol, sağ ya da ayrılıkçı olsun Türkiye devletine karşı olan her grupla işbirliği yapma kararı almıştır. PKK bağlantısı da yine biraz önce belirtilen çerçevede değerlendirilerek dünya kamuoyuna tekrar tekrar duyurulmalıdır.

Yukarıdaki tablo Ermenistan'ın tamamen haksız olduğu konularda (Karabağ'ın işgali, Gürcistan'da ayrılıkçı hareketler, Türkiye'ye karşı itham ve talepler, terör örgütlerinin faaliyetlerine izin vermek vb.) ayak diretebildiğini, çok güçlü devletlerin dahi göstemeyeceği bir katılıkta ilişkilerini sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Oysa ki Ermenistan dış denizlere kapalı, dağlık bir coğrafyada zengin doğal kaynaklardan ve insan gücünden yoksun, insan gücü zayıf bir ülkedir. Güçlü bir diaspora söz konusuysa da tüm çabalara karşın diasporanın Ermenistan'a ciddi bir katkısı olduğunu söyleyebilmek güçtür. Aksine dış göç tüm hızıyla devam etmektedir. Bu durumda Ermenistan'ın 'şahin' politikalarının en önemli kaynağı olarak geriye Rusya kalmaktadır.

11 Eylül sonrasında gelişen olayların Ermeni sorununa en büyük etkisi Kafkaslar'da olmaktadır. Çünkü Türkiye'yi soykırım iddiaları kadar etkileyecek olan gelişmeler bu bölgede ortaya çıkmaktadır. Kurulduğu ilk günden bugüne Ermenistan sadece Türkiye için değil bölgenin diğer ülkeleri için de sorun olmuştur. Karabağ sorunu bunun en önemli göstergesidir. Bugün Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20'si Ermenilerin işgali altındadır. Uluslararası hukuk kurallarına rağmen Ermeniler uzun yıllar boyunca
Karabağ'daki işgallerini sona erdirmedikleri gibi işgalin kalıcı olduğunu ima etmekte, barış görüşmelerinde zaman kazanmaya çalışmaktadırlar. Ermenistan ve Ermeni lobisi bu konuda geri adımı kabul etmemekte, adeta pazarlık kapılarını da sıkı sıkıya kapamaktadır.

Diğer taraftan Ermenilerin saldırgan tutumu diğer önemli komşusu olan Gürcistan'a karşı da benzeri bir istikamette ilerlemektedir. Gürcistan'da da ayrılıkçı hareketlere giden Ermeniler, Ermenistan ve diasporsından da yardım almaktadırlar. Karabağ'da savaşan gruplardan olan şu anki Başkan ile radikal/terörist Ermeni gruplar arasındaki ilişki dikkat çekicidir.

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte Kafkasya'da önemli bir kayba uğrayan, Çeçenistan'daki çatışmalar ile iyiden iyiye güç kaybına uğrayan Rusya için Kafkaslar'da tutunmak gün geçtikçe güçleşmiştir. Azerbaycan ve Gürcistan üzerindeki etkisini kaybeden, hatta bu ülkeleri kendisine adeta 'düşman' haline getiren Rusya için bölgedeki en önemli 'ileri karakol' olarak bölgenin sorunlu devleti Ermenistan kalmıştır. Bu ülkede askeri üslere de sahip olan Rusya için Ermenistan vazgeçilmez bir hal almıştır. Bu nedenle 11 Eylül saldırılarının Rusya'nın uluslararası sistemdeki ve bölgedeki konumu üzerindeki etkileri Ermenistan ve Ermeni sorunu açısından da büyük bir önem taşımaktadır.

11 Eylül olaylarının geniş anlamda Ermeni sorunu üzerinde olumlu ve olumsuz bazı etkileri olmuştur ve ileride de bu etkiler farklılaşarak devam edecektir. Bizim tarafımızdan olumlu etkilerini sayacak olursak Ermeni lobilerinin geçtiğimiz yıllarda hızlandırdığı soykırım iddialarını tanıma kampanyası güç kaybetmiş, dünya kamuoyunun ilgisi şu an için ortadan kalkmıştır. Ayrıca Türkiye'nin ABD ve Avrupa açısından stratejik öneminin devam etmesi Ermeni iddialarının en azından bir süre için bu ülke parlamentolarından geçmesini zorlaştırmıştır. Bir diğer gelişme de dünyanın terör konusunda ulaştığı yeni bilinç seviyesi Ermeni terörü ve Ermeni terör örgütleri konusunda Türkiye'nin elini güçlendirmiştir. Bundan sonraki dönemde terör örgütlerinin manevra alanlarının daralacağı söylenebilir. Bu çerçevede Türkiye'nin Ermenistan-terör bağlantısını kullanma şansı da artmıştır. Bir diğer olumlu gelişme de Türkiye'nin artan stratejik konumunu akılcı kullanması halinde bölgedeki etkisini arttırmasıyla ortaya çıkacaktır. Olumsuz gelişmeler çok olmamakla birlikte, Rusya'nın terörü bahane ederek Kafkasya'da Ermenistan'ı kullanma ihtimali de ciddi bir tehdit olmaktadır.

10. Sonuç
Ermeni iddialarını kapsamlı bir şekilde analiz edersek 3 aşamalı bir hedefin varlığını görürüz. Bunların;
a.Dünyada siyasi-ekonomik ve askeri güç durumundaki ülke yönetimlerine kendilerinin soykırıma uğramış olduklarını kabul ettirmek ve bu durumu da merkezi ve mahalli yönetimlere tescil ettirmek,
b.Bu kararlara dayanarak tazminat talebinde bulunmak ve Türkiye Cumhuriyetini Osmanlı Devleti'nin devamı olarak göstermek suretiyle tazminatın tahsil edilmesini temin edecek baskıları yoğunlaştırmak,
c.Tazminat talebinden sonra uygun bir konjonktürde toprak talebini gündeme getirmektir.

Bugünkü Ermenistan'ın en önemli üç belgesine bakacak olursak bu durumu açıkça görebiliriz. Bunlar Bağımsızlık Bildirgesi, Bağımsızlık Kararı ve Anayasalarıdır. Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyetinin 23 Ağustos 1990 tarihli Bağımsızlık bildirisinin 12nci maddesinde "Ermenistan Cumhuriyeti, 1915'te Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan'da gerçekleştirilen soykırımın uluslararası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir" denilmektedir. Aynı konu Ermenistan Parlamentosunun 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı bağımsızlık kararında "Ermenistan Bağımsızlık Bildirisine sadık kalacağı-nı" beyan ve taahhüt edilmiştir. 1995 yılında kabul edilen Anayasalarında ise Ermenistan'ın "bağımsızlık bildirisindeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı" bir anayasa hükmü haline getirilmiştir. Dolayısıyla olmayan bir soykırımın kabul ettirilmesi ve sözde Batı Ermenistan olarak nitelendirilen Türkiye'nin doğusundaki hak talebi gizli bir emel olmaktan çıkmış, belki de bir başka ülke anayasasında rastlanılmayacak şekilde komşu ülkenin (Türkiye'nin) toprakları üzerindeki hedef aleni olarak dünyaya açıklanmıştır.

Konuyu birde NATO ve AGİT kapsamında ele almakta yarar vardır. Her iki kuruluş ve bu kuruluşların temel mantığını oluşturan belgeler, üye devletlerin toprak bütünlüğünü teminat altına almaktadır. NATO bir Askeri Pakt' tır. Ancak, AGİT' e temel teşkil eden Paris Şartı'na bakılacak olursa; "...Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklendiğimiz mükellefiyetler ve Helsinki Nihai Senedi'nin getirdiği taahhütlere uygun olarak, herhangi bir ülkenin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmaktan ya da bu belgelerin ilke ve amaçlarıyla bağdaşmayan bir tarzda eylemde Bulunmaktan sakınacağımız taahhüdünü tekrarlarız. Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklenilen mükellefiyetlere uymamanın, uluslararası hukukun ihlali olduğunu hatırlatırız..." hükmünü görmekteyiz.
Bu maddede olduğu gibi, her iki organizasyonun mantığı açık iken, diğer tarafta "Türkiye'den toprak talep eden" ya da Türkiye toprağın "Batı Ermenistan" olarak yorumlayıp Anayasasına koyan bir ülkeye NATO ve AGİT üyelerinin tavrı tartışma konusudur.

Bugün 70 milyonluk nüfusu ile Türkiye, geçmişinde kalan acı günleri, kin ve husumetleri unutup, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Mustafa kemal Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi doğrultusunda bütün komşuları ile barış içinde yaşamak arzusundadır.

11 Eylül olayları, Türkiye açısından geniş anlamda Ermeni meselesi üzerinde olumlu ve olumsuz bazı etkileri olmuştur ve ileride de bu etkiler farklılaşarak devam edebilecektir. Olumlu etkileri sayacak olursak Ermeni lobilerinin geçtiğimiz yıllarda hızlandırdığı soykırım iddialarını tanıma kampanyası güç kaybetmiş, dünya kamuoyunun ilgisi şimdilik ortadan kalkmış gözükmektedir. Ayrıca Türkiye'nin ABD ve Avrupa açısından artan stratejik önemi, Ermeni iddialarının en azından bir süre için bu ülke parlamentolarından geçmesini zorlaştırmıştır. Ancak son zamanlarda Irak savaşında yaşanılan AB-ABD ve ABD-Türkiye siyasi krizlerinin bu süreci tersine çevirebilme ihtimalini de gündeme getirmektedir.

11 Eylül olayı, dünyanın terör konusunda ulaştığı yeni bilinç seviyesi bağlamında Ermeni terörü ve Ermeni terör örgütleri konusunda Türkiye'nin elini güçlendirmiştir. Bundan sonraki dönemde terör örgütleri konusunda Türkiye'nin elini güçlendirmiştir. Bundan sonraki dönemde terör örgütlerinin manevra alanlarının daralacağı da söylenebilir. Bu çerçevede Türkiye'nin Ermenistan - terör bağlantısını kullanma şansı da artmıştır.

Sonuç olarak; Tarihte Ermeni meselesi Ülkemizin en önemli sorunlarından biri olduğu halde, bu konu ile ilgili araştırmaların genellikle yabancı akademisyen ve araştırmacılar tarafından yapıldığı, sonucun da ağırlıklı olarak ülkemiz aleyhine olduğu görülmektedir. Bu sebeple Türkiye'nin, bugüne kadar izlemiş olduğu savunma politikası yerine, haklı ve güçlü olduğu bu meselede daha etkin bir Ermeni politikası izlemesi gerektiğini, Tarih ve Akademik araştırmalar belgelerleriyle ortaya koymaktadır.
11 Eylül olayları ve kendi tarihçilerimizin yakın zamanda açılan Osmanlı arşivlerinde yapmakta oldukları araştırmalar da bu haklılığın dünya kamuoyunca benimsenmesi açısından Türkiye'ye yeni imkanlar sağlamıştır.

Şu aşamada Türkiye'nin öncelikle dış ilişkilerde jeopolitik ve stratejik öneme haiz bir ülke olarak ileriye yönelik bir plan ve planlara ihtiyacı vardır. Batı ülkeleri gelecek yıllarda ortaya koyacakları uluslararası politikaları stratejik araştırma enstitüleri ya da kurumları vasıtasıyla belirlemektedirler. Bu kuruluşlar birer üniversite ciddiyetinde ve bilimselliğinde çalışmakta, bilgi toplamakta, yabancı ülkelerle ilgili olarak yapılacak çeşitli araştırmalara sponsor olmakta ve araştırmacıları destekleyerek onları yönlendirmektedirler.
Kurumsal olarak böylesi kuruluş ya da enstitülere sahip olsa da Türkiye'nin, bunların nitelik olarak içini dolduramaması nedeniyle; dış politika konularında çoğu kez hazırlıksız yakalandığı olmuştur. Dış politika, önemli ölçüde tanıtım ve bilgi toplama faaliyetinin yanı sıra lobicilik uygulamalarının da ortaya konmasını gerekli kılan bir alandır.
Unutulmamalıdır ki, geleceğe yönelik bir planı olmayanlar başkalarının planlarının parçası olmaktadırlar.

Kaynakça :
· Osmanlıdan Günümüze Ermeni Sorunu, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2000.
·Yıldırım, Hüsamettin; Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara 2000.
·Şimşir, Bilal; Şehit Diplomatlarımız, Bilgi Yayınevi, Ankara 2000..
.Uras, Esat; Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, İstanbul 1987.
·Orel, Şinasi; Yuca Süreyya, Ermenilerce Talat Paşa'ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, Türk Tarihi Kurumu Yayını Ank. 1983
. Temuçin F. Ertan; Hacettepe Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi
. Laçiner, Sedat; Stratejik Analiz, Cilt 2, Sayı 19, Kasım 2001
. ASAM, Ermeni Araştırmaları Enstitüsü
. Süslü, Azmi; Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara,1990.
. Sakarya, İhsan; Belgelerle Ermeni Sorunu, Genelkurmay ATASE Yayınları, Ankara 1984.
. Gezgin, Suat; İ.Ü İletişim Fakültesi Dekanı Müdafaa-i Hukuk Dergisi, Şubat 2001, Sayı:31
. Ermenisorunu.gen.tr. internet sitesi
. İdeapolitika.com internet sitesi
. Kültür Bakanlığı İnternet Sitesi
. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi internet siteleri.

ÖZEL BÜRO




Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 yazısı toplam 12246 defa okundu
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi Sayfayı Yazdır    Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi
Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya TarihiGeçmişten Günümüze Ermeni Sorunu 2 | Dünya Tarihi