Gülşehri | şairler Yazarlar

Gülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler Yazarlar
Gülşehri | şairler Yazarlar Gülşehri | şairler Yazarlar
Gülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler Yazarlar
Gülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler Yazarlar
Gülşehri | şairler Yazarlar



Gülşehri | şairler Yazarlar
Gülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler Yazarlar
Gülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler Yazarlar
Gülşehri | şairler Yazarlar Gülşehri | şairler Yazarlar
Gülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler Yazarlar
 
Gülşehri
Kategori : şairler Yazarlar

GÜLŞEHRİ

Gülşehrî'nin doğum ve ölüm tarihlerini tam olarak bilemiyor, fakat yaşadığı dönemi, hem kendi eserlerinden, hem de ondan söz eden diğer şairlerin eserlerinden anlıyoruz. XIII. yüzyılın sonlarında, Kırşehir'de Mevlevî tarikatini tanıtmak için bir tekke kurmuştu. Kırşehir bir gül şehri olduğu için "Gülşehrî" mahlasını almıştır. Asıl adının da Ahmed mi yoksa Süleyman mı olduğu bugün bile tartışma konusudur.

Gülşehrî, Anadolu Selçuklu Devleti'nin son devirlerinde, Sultan Veled, Yunus Emre, Âşık Paşa gibi Türkçe yazıp Türkçe söyleyen ozanlarımız arasındadır. XIII. yüzyılın sonlarıyla XIV. yüzyılın ilk yarısında yaşadığını bildiğimiz Gülşehrî'nin asıl adı Ahmed'dir. O çağlarda bir bilim ve tasavvuf şehri olarak tanınan Kırşehir'de doğduğu, ömrünün sonuna kadar burada yaşadığı söylenir. Kırşehir'in adı o zamanlar Gülşehir olduğu için Gülşehrî takma adını almış, bu adla tanınmıştır. Gülşehrî'nin Kırşehir'de Ahi Evran'dan sonra kurulan Ahilik örgütünün başında bulunduğunu, bu örgütün yayıcılarından olduğunu ve ustası Ahi Evran'in etkisinde kaldığını şiirlerinden öğreniyoruz.
Bir şiirinde :
Elli yıl ben ansız durmadım
Yazı yaban durgun görmedim.. diyerek tam elli yıl, Ahi Evran'la birlikte kaldığını, onsuz yapamadığını söyleyen Gülşehrî, birçok şiirinde onu över.

Gülşehrî'nin Ahi Evran hakkında yazdığı bir risaleden başka, Onu Türk Edebiyatının Türkçeci, güçlü bir ozanı olarak tanıtan eseri Mantıku t-Tayr olmuştur. Kuş dili anlamına gelen Mantıku t-Tayr, tanınmış mutasavvıf Ferideddin Attar'ın aynı adla bilinen Farsça eserinin Türkçe ye manzum çevirisidir. Ahmed Gülşehrî, bir tasavvuf eseri olan Mantıkut-Tayr'ı, daha başka kaynaklardan ve özellikle Mevlâna'nın Mesnevî'sinden aldığı hikâyelerle süslemiş, kendi tasavvuf görüşlerini de katarak orijinal bir eser haline getirmiştir. Gülşehrî, bu eserinde Türk diline hayrandır. Türkçe'nin Farsça ve Arapça dan üstün, tatlı bir uyuşumu olduğunu, bunu belirlemek için de bu eseri yazdığını söyler. Türk dilinin hor görüldüğü, Arapça yla yazıp söylemenin hüner sayıldığı devirlerde, Anadolu'nun göbeğinde bir bilim adamı, bir ozan çıkarak Türkçe diye kükreyişi, Türkçe'ye kucak açışı, onu özlemle bağrına basması büyük yiğitlik, büyük vatanseverliktir. Gülşehrî, çağdaşı Yunus Emre ve hemşehrisi Âşık Paşa'yla beraber, bu büyüklüğü göstermiştir.
Feleknâme adlı bir eserinin daha olduğu bilinen Gülşehrî nin, kaç yıl yaşadığı, ne zaman öldüğü kesin olarak bilinmemektedir.  Bilinen ondan gelen, sararmış kâğıtlar üzerindeki sesler ve nefeslerdir. Kırşehir'in gül bahçelerini çok sevdiğini, gülleri kendine yâr eylediğini, bütün sözleri bir yana iterek bülbül gibi gül sözü söylemeyi istediğini anlatan şu şiirler onundur :

Her gülü kim kendime yar eylerim
Her gice vasfını tekrar eylerim.
Her seher kim gül çemende açıla
Kamudan ilkin bana karşı güle.
Nevbahar oldu kim bülbül söyleye
Aşkını maşukuna şerh eyleye
Kamu sözü gel ki terkeyleyelim
Bülbül gibi gül sözü söyliyelim...

Öyle ki, kendisinden beş yüz yıl sonra, Onun açtığı Türkçecilik çığırından bir halk ozanı Dadaloğlu gelecek, o da Gülşehrî gibi Kırşehir'in uçsuz bucaksız gül bahçelerine bakarak şöyle seslenecektir:
Biter Kırşehir'in gülleri biter
Çağrışır dalında bülbüller öter
Ufacık güzeller hep yeni yeter
Güzelin kaşında keman görünür.

Gülşehrî, Kırşehir'in özlem dolu Özbağlarında, ana dili öz Türkçesiyle çevresinde toplanan ahilerle görüşüp bilişirken asla şeyhlik, sultanlık davasında bulunmamış, onlardan biri olarak onları konuşturmuş:
Ne derviş isteriz, sahip, ne sultan,
Ne dert işimize gelir, ne derman.
XIV. yüzyılın Anadolu'da yetişen bu Türkçeci ozanını, Yunus kadar arı-duru, Yunus kadar güçlü sayamasak bile, ilk Türkçeciler arasında, ona önemli bir yer ayırmak zorundayız. Gülşehrî, Anadolu'yu aydınlatan aydın kişilerin başında, bilinçli ve idealist bir Türkçeci olarak her zaman dile gelecektir.

Mantıku't Tayr adlı eserini 1317'de tamamladığı biliniyor. Buna göre bu tarihten sonra ve hayli yaşlı iken öldüğü tahmin edilmektedir.

----

ESERLERİ:

* Feleknâme : Farsça yazdığı bu mesnevisinde İslâm ve tasavvuf felsefesini işlemekte, hayat ve ölüm üzerinde durmaktadır.

* Aruz Risalesi : 16 yapraktan ibaret olan bu eseri de Farsça'dır ve pek önemli değildir.

* Keram âtı Ahî Evren : Türkçe yazılmış, 167 beyitten oluşan bir mesnevidir. Türkçe yazılmış olduğu ve çağının Türkçe'si hakkında fikir verdiği için önemlidir. Fakat bu eserin Gülşehrî'ye ait olduğu da tartışılmalıdır.

* Kudurî Tercümesi : Mantıku't Tayr adlı eserinde böyle bir tercümesi olduğunu ve bunu manzum olarak tercüme ettiğini kendisi söylüyor, ama bu eser bulunamadı.

* Mantıku't Tayr : İran sûfî şairlerinden Attar'ın "Mantıku'tTayr" adlı eserinin Türkçe'ye tercümesidir. Fakat Gülşehrî'nin bu eseri' tercüme olmaktan ziyade adaptedir. Aslında var olan bazı hikâyeleri almamış, daha başka kaynaklardan aldığı hikâyeleri eklemiştir. Çağın Türkçe'sine güzel bir örnek sayılan bu eserlerin yazma nüshaları İstanbul'da Süleymaniye ve Fatih kütüphanelerinde, Ankara1 da ise Türk Dil Kurumu Kütüphanesi'ndedir.

* Şiirleri : Gülşehrî'nin "Kerâmâtı Ahî Evren"de 2 gazeli, Mantıku't Tayr'da 1 gazeli, "Camiü'n Nazair" adlı bir mecmuada da 3 siirİ vardır.

---

Mantıku't Tayr'dan beyitler

Böyle giç irmeye ahşama seher
Bu gice rûzı kıyametdür meğer.

Bu gicenün yok mudur yâ Rab güni
Böyle uzun görmedim her giz düni.

Çok riyazetde geçirdüm giceler
Görmedi bu gice gibi kocalar.

Uşbu od kim gönlüme düştü benüm
Mûm gibi yandı kamu canûm tenüm...

---

Bugünkü Türkçe ile:

Sabah, akşama bu kadar geç ulaşmadı
Bu gece sanki kıyamet günüdür.

Bu gecenin yok mudur ya Rab gündüzü?
Böyle uzun görmedim hiç geceyi.

Riyazette çok geceler geçirdim
Görmedi bu gece gibi (uzunun) kocalar (ihtiyarlar)

Bu od ki gönlüme düştü benim
Mum gibi yandı bütün canım ve tenim.

---

Kerâmâtı Ahf Evren'den

Ahî Evren kim Hak'ka irmiş idi
Tanrı'nun d idârini görmiş idi.

Doksan üç yıl dünyede oldı temam
Ne helâl öginde geçdi ne haram.

Gönlünü avret odına yakmadı
Kimsenün ağzın yüzine bakmadı

Terbiyelerim teninde can idi
Ahîlere, beylere ol sultan idi.

Mustafa'nın ol alemdarı idi
Murtaza'nın sevgili yârı idi.

---

Bugünkü Türkçe ile:

Ahî Evren ki Hak'ka ermiş idi
Tanrı'nın didarını görmüş idi.

Dünyada doksan üç yıl kaldı
Aklından ne helâl ne haram geçti.

Gönlünü kadın oduna yakmadı
Kimsenin ağzına yüzüne bakmadı.

Müridlerin teninde can idi
Ahîlere, beylere sultan idi.

Hz. Peygamberin alemdarıydı
Hz. Ali'nin ise sevgili dostu idi.

----





Gülşehri yazısı toplam 30949 defa okundu
Gülşehri | şairler Yazarlar Sayfayı Yazdır    Gülşehri | şairler Yazarlar Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Gülşehri | şairler Yazarlar
Gülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler YazarlarGülşehri | şairler Yazarlar