Kırgızistan | Coğrafya

Kırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | Coğrafya
Kırgızistan | Coğrafya Kırgızistan | Coğrafya
Kırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | Coğrafya
Kırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | Coğrafya
Kırgızistan | Coğrafya



Kırgızistan | Coğrafya
Kırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | Coğrafya
Kırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | Coğrafya
Kırgızistan | Coğrafya Kırgızistan | Coğrafya
Kırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | Coğrafya
 
Kırgızistan
Kategori : Coğrafya

Kırgızistan

- Başkenti Bişkek
- Yüzölçümü 198.500 km2
- Nüfusu 4,5 milyon kadardır.
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden olup, Oldukça dağlık bir ülkedir. Tanrı dağları en önemli dağıdır.
Seyhun, Narin, Kızılsu önemli akarsuları, Issık en önemli gölüdür. Karasal iklim hakimdir. Bozkırlar geniş yer tutar. Ormanca fakirdir (% 6). Ekonomi daha çok tarım ve hayvancılığa dayanır. Tahıllar, tütün, pamuk, ceviz örıemli ürünleridir. Küçükbaş hayvancılık ve ipekböcekçiliği gelişmiştir. Çok zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir. Civa, altın, antimon, taşkömürü, molibden bunların başlıcalarıdır.
Tarıma dayalı sanayi gelişmiştir. Gıda, konserve, deri, kürk sanayii bunların başlıcalarıdır. Ayrıca tekstil, motor sanayii, elektrikli aletler metal işlemede gelişmiştir. Manas Destanı, Kırgız edebiyatının en ünlü eseridir. Türkiye - Kırgızistan ilişkileri giderek gelişmektedir. Türkiye'ye pamuk ve ham deri satar, Türkiye'den zeytin yağı, ilaçlar, konfeksiyon ürünleri alır.

Kuzey ve kuzeybatıda Kazakistan, güneybatıda Özbekistan, güneyde Tacikistan, doğu ve güneydoğuda Doğu Türkistan (ÇHC) ile çevrelenmiş bulunan Kırgızistan Cumhuriyetinin yüzölçümü 198.500 km2dir. 15 Aralık 1990'da egemenliğini, 31 Ağustos 1991 yılında da bağımsızlığını ilan eden Kırgızistan bir Cumhuriyettir. Tanrı dağları ve Pamir dağlarının eteklerinde bulunan Kırgızistan genellikle dağlık bir arazi yapısına sahip olup, ortalama yüksekliği 1500 metrenin üzerindedir. Tanrı ve Pamir sıradağları silsilesi Kırgızistan'ın coğrafi durumunu belirlemektedir. Tanrı dağlarının kuzeybatıya uzayan kolları olan Kırgızistan dağları ve Çatkalı dağı, güneybatıya uzanan Atbaşı ve Fergana dağları bulunmaktadır. Bu dağlar arasında dünyanın en güzel manzaralı göllerinden bir olan Issık Göl ile ülkenin en bereketli topraklarının bulunduğu Fergana vadisi bulunmaktadır. Kırgızistan karasal bir iklime sahip olup, yıl boyunca çok az yağmur yağar. Deniz seviyesinden 2000 m. yüksek olan yerlerde kışlar, sıcak ve kurudur. Kış mevsimindeki hava sıcaklıkları özellikle dağlar ve dağ vadilerinde oldukça düşüktür.Narin, Tar, Kurşab, Talas, alay, Çu ve Kızılsu Kırgızistan'ın en önemli nehirleridir. Ülkede 3.000'den fazla göl bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi dünyanın en büyük ikinci krater gölü Issık gölüdür.

Başkenti Bişkek olan Kırgızistan'ın nüfusu 4.472.000'dir. bu nüfusun %39'u kentlerde, %61 ise kırsal alanlarda yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu km2'de 20 kişidir. Nüfus kompozisyonunu %52.4 Kırgız, %20.9 Rus, %12.7 Özbek, %2.4 Ukraynalı, %11.6 diğerleri oluşturmaktadır. Altı idarî bölgeye ayrılan Kırgızistan'ın (Çuy, Issık-kul, Oş, Talas, Calalabad, Nevin) önemli şehirleri Bişkek, Oş, Calalabad, Tokmak ve Karabalta'dır.SSCB döneminde eğitim ve ilim alanında bilinçli olarak geri bırakılan Kırgızistan, bağımsızlıktan sonra eğitim alanına süratle el atmıştır. 1990/91 verilerine göre orta dereceli okul sayısı 1806, yüksek öğretim kurum sayısı ise 9'dur. 16 adet üniversite ve enstitü, 48 adet teknik ve sanat okulu bulunmaktadır. Kırgızistan arazisinin %7'si tarıma elverişli arazidir. Temel tarım ürünleri hububat, pamuk, şeker pancarı, tütün, patates, kenevir, sebze ve meyveler teşkil etmektedir. Hayvancılık gelişmiş olup, koyun, keçi, büyük baş hayvan, arıcılık ve domuz üretme son yıllarda yer almaktadır. Yün ve deri en önemli gelir kaynağıdır. Önemli doğal kaynakları kömür altın, cıva ve uranyumdur. Kırgızistan Orta Asya'daki kömür rezervinin yaklaşık yarısını elinde bulundurmaktadır. Petrol ve doğalgaz yatakları genellikle Fergana vadisi kuzey doğu kesiminde yer almaktadır. Kırgızistan Cumhuriyeti'nin temel sanayi dalların tekstil, gıda, maden ve metalurji endüstrisi, elektronik, demir dışı metaller, şeker, ipek ve koza işleme, deri işleme, tarım ve iş makineleri ile konservecilik teşkil etmektedir. Kırgızistan'da çalışabilir nüfus 1.835.900'dür. bu sayının %25.2'si sanayi, %38.2'si tarım, %19'u eğitim, sağlık, %6'sı hizmet, %11.3'ü ise ulaşım, haberleşme ve diğer sektörlerde çalışmaktadır. 1994 yılı itibariyle toplam ihracat 340 milyon dolar, ithalat ise 459 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Dış ticaret yaptığı ülkeler arasında BDT ülkeleri, Çin, ABD, İngiltere, Almanya, Türkiye, Fransa, Hollanda ve Japonya başta gelmektedir. Kırgızistan Cumhuriyeti 5 Mayıs 1993 yılında parlamentoda oy birliği ile anayasasını kabul etmiştir. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı konumundan çıkarılarak, devlet organının koordinatörü durumuna getirilmiştir. Yeni Anayasa 105 üyeli ve Batı ülkelerine benzer bir parlamento sistemi öngörmekte ve 35 kişilik yasama meclisi, 70 kişilik Temsilciler meclisinden oluşmaktadır.

Başkent Bişkek   
Kırgızistan Cumhuriyeti'nin başkenti olan Bişkek'in Sovyetler Birliği öncesindeki adı Pişpek idi. 1885'te burada doğan Kızılordu komutanlarından Mihail Vasilyeviç Frunze'nin adından dolayı, Sovyetler döneminde şehire Frunze adı verildi.Bişkek, Aladağların eteklerinde, Çu Irmağı vadisinde yeralır. Alaarça ve Alamedin ırmakları üzerinde kurulu olan şehiri, Büyük Çuyski Kanalı ikiye böler. Hokant Hanedanı tarafından inşa ettirilen Pişpek Kalesi Rusların eline geçtikten sonra, şehir bu kale yakınlarında 1878'de kuruldu. 1924'e kadar küçük bir yerleşim birimi olan şehir, bu tarihde Sovyetler Birliği idaresindeki Kırgız Özerk Yönetim Bölgesi'nin merkezi oldu. 1926'da ise Kırgız Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin başkenti yapıldı ve bundan sonra hızla gelişti. Şehirdeki nüfus bugün 600 bini aşmıştı.İkinci Dünya Savaşı'na kadar şeker, et ve meyve konserveciliği gibi hafif sanayi kuruluşları bulunan Bişkek'te, savaş sırasında Sovyetler sanayiinin doğuya kaydırılmasıyla; tarım makinaları, otomobil ve metal işleme gibi sanayi kuruluşları tesis edildi. Özellikle 1960'larda hızlı bir sanayileşme ve şehirleşme yaşandı. Bugünkü Bişkek, geniş caddeleri ve bol ağaçlı yapısıyla, modern bir şehirdir. Kırgızistan Bilimler Akademisi, Kırgızistan Devlet Üniversitesi, tarım, tıp, teknik ve öğretmen yüksek okulları, başlıca öğretim kurumlarıdır. SSCB'nin dağılmasıyla 1991'de bağımsızlığı elde eden Kırgızistan'ın başkenti olan Bişkek'te SSCB'den ayrılan diğer Türk Cumhuriyetleri'nde olduğu gibi hiçbir sanayi kuruluşu işlememektedir. Bunun en önemli nedenini de teknolojik alt yapısının çöküşü oluşturmaktadır.

Dini Ve Milli Günleri   
Yeniyıl  :  1 Ocak
Yılbaşı :  7 Ocak
Kadınları Anma Günü :  8 Mart
Ergenekon Bayramı : 21 Mart
İşçi Bayramı : 1 Mayıs
Anayasa Bayramı : 5 Mayıs
Zafer Bayramı : 9 Mayıs
Kurben Ait (Anma Günü) : 13 Haziran
Bağımsızlık Bayramı : 31 Ağustos
Ramazan Bayramı 
Kurban Bayramı 

Kırgızistan Tarihi    
İlk Kırgız Devleti
Türklerin bilinen en eski yazılı belgelerinden olan Kök Türk yazıtlarında Kırgızlar, tarihleri çok eskiye dayanan Türk kavimleri arasında zikredilmektedir. Çin tarihine ait yıllıklarda ise Kırgızlar M.Ö. 2. yüzyılda Hunlar zamanındaki olaylar anlatılırken karşımıza çıkmakta ve Kırgız Türklerinin bilinen ilk devletlerini M.Ö. 2. yüzyılda bugünkü Kırgızistan topraklarından doğuya ve kuzey doğuya uzanan bölgede, (Tanrı Dağlarının doğu ve kuzey doğusunda) kurdukları anlaşılmaktadır.
Aslında bu bölgede yapılan arkeolojik ve antropolojik araştırmalar Türklerin M.Ö. 2. bin yılından da ötelere kadar uzanan tarihlerinin aynı coğrafi alanda yaşanmış olduğunu göstermektedir.
 
Hun İmparatorluğu Dönemi  
Bir müddet sonra bu ilk Kırgız Devleti yıkılmış ve Kırgızlar, Töles boyları başta olmak üzere diğer bazı Türk boyları ile birlikte Hun İmparatorluğu'nun idaresinde yaşamaya başlamıştır. Takibeden bir kaç asırlık dönemdeki kaynakların yetersizliği nedeniyle tarihler çok net bir şekilde belli olmamakla birlikte, Hun İmparatorluğu'nun giderek gücünü kaybetmesi sonucunda M.S. 2. ve 3. yy'larda bu Türk boylarının Hun idaresinden çıkarak, bölgede dağınık bir şekilde yaşadığı anlaşılmaktadır. 
 
Kök Türk İmparatorluğu Dönemi  
M.S. 6. yy'dan itibaren netleşen tarihî verilere göre Kırgızlar M.S. 557 yılında Kök Türk Devletinin fetret devrine rastlayan 7. asrın ikinci yarısı boyunca müstakil bir görünüm sergileyen Kırgızların bu dönemde Çin ile doğrudan ilişkiler kurmalarına rağmen, 699 yılında yeniden Kök Türk yönetimine girdiği görülmektedir.
Kök Türk kitabelerinden anlaşıldığı kadarıyla, Kök Türklerin Kırgızlar üzerinde hâkimiyet tesisi pek kolay olmamış ve her iki dönemde de ancak uzun ve çetin mücadelelerden sonra Kök Türklerin hakimiyet kurması mümkün olmuştur.

İlk Bağımsız Kırgız Devleti  
Kırgızlar 743 yılında Kök Türk devletinin yıkılışından sonra yönetimi ele alan Uygur Hakanlığı'nın idâresini kabul etmeyerek, uzun yıllar boyunca Uygurlarla mücadele etmiş ve 9. asrın başlarında Uygurlarla yapılan bir savaşta büyük kayıplar vermelerine rağmen, 838 yılında Uygur Kağanını öldürerek Uygur Devletinin Kuzey kısmını işgâl etmek suretiyle asırlardan sonra ilk defa merkezi Ötüken olmak üzere bir Türk Devletinin idâresini ele almışlardır. Kırgızların yüzyıllardan (neredeyse bin yıla yakın bir aradan) sonra yeniden bağımsız bir devlete sahip olmaları, yaklaşık bir asır süren ikinci bağımsız Kırgız devleti süresince onların kültürel alanda yeniden derlenip toparlanmalarına, hatta Kök Türk ve Uygur kardeşlerinin yazı dilini kullanarak kendi kitabelerini yazdırıp diktirmelerine vesile olmuştur. Fakat bu ikinci Kırgız devletinin kurulduğu bölgeler bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti sınırları dahilinde kaldığı ve Çin yönetimince de Türk tarihine ait pek çok önemli eserin gömülü olduğu bilinen bu bölgelerde kazı yapılmasına müsaade edilmediği için, tarih ve bu arada başka bir çok ilim dalı bu bölgeden elde edilebilecek her biri bir hazine değerindeki verilere ulaşamamaktadır. Şayet birgün bu bölgedeki Kırgız kitabelerinin gün ışığına çıkartılması mümkün olursa muhakkak ki Kırgızların ve bu arada genel olarak Türklerin Orta Asya'daki tarihlerine ait bilgiler yeni ve daha geniş boyutlar kazanacak, bu arada Türkler'in M.Ö. ve Miladı takiben bir kaç yüzyıl boyuncaki hayatlarının pek çok bilinmeyen yönü açıklık kazanmış olacaktır.

Çin Tehdidi ve Batıya Göç  
920 yılından sonra, önce Kök Türk ülkesini ve sonra Moğolistan'ı işgâl eden Çin ordularının dalga dalga gelen saldırıları karşısında tutunamayan Kırgızlar 924 yılında bu yurtlarını terkederek, daha batıya (bugünkü Kırgızistan'a) doğru çekilmişlerdir. 10-12'inci yüzyıllar arasında Karahanlıların hakimiyeti altında yaşayan Kırgızlar, bu dönemde Kırgızistan toprakları üzerinde büyük şehirler meydana getirmiş ve halkın daha çok tarım ve ticarete yönelmesi sonucunda önceleri genellikle göçebe olarak hayvancılıkla uğraşan Kırgızların sosyo-ekonomik hayatında büyük değişimler meydana gelmiştir. Söz konusu sosyo-ekonomik gelişmelerle birlikte Kırgızların kültür hayatında da önemli ilerlemeler kaydedilmiş ve Türk dilinin ilk şâheseri "Kutad-gu Bilig" Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından bu dönemde ortaya konulmuştur.
 
Moğol ve Özbek Hakimiyeti  
12. yüzyılın başlarından itibaren Kırgızları Cengiz Han yönetimindeki Moğolların hakimiyeti altında görüyoruz. 1217 yılında Moğol yönetimine karşı başlattıkları isyânın kanlı bir şekilde bastırılmasından sonra Kırgızlar 14. asrın sonuna kadar Moğol hakimiyeti altında kaldı. Ancak 1399 yılında yanlarına Oyratları da alan Kırgızlar, Moğol yönetimine karşı başlatılan ikinci isyan ile yeniden bağımsızlığına kavuştular. Fakat, o dönemde amansız bir hâkimiyet mücadelesinin hüküm sürdüğü Orta Asya'da gerekli şartlara erişemeden bağımsız kalmak kolay değildi. Nitekim Kırgızlar kısa bir bağımsızlık döneminden sonra 1425 yılında Özbek hâkimiyeti altına girdiler ve daha sonra Özbeklerin Moğol saldırıları karşısında tutunamaması sonucunda kuzeydeki Kazakistan bozkırlarına çekilerek Kazak Yönetimi altında Kazaklarla birlikte yaşamaya başladılar.

Yeniden Bağımsız Kırgız Devleti  
Asya'da Moğol hakimiyeti sona erdikten sonra Kırgızlar önce Kalmukların idâresi altına girmişler ve sonra 1703 yılında Tanrı dağlarının güney batı taraflarına göç ederek, kısa bir süre önce kurulmuş olan Hokand devletinin hakimiyetini gönüllü olarak kabul etmişlerdir. Ancak bu iltihak ile kısa sürede hem nüfusun ve hem de askeri gücün çoğunluğunu ele geçiren Kırgızlar, çok geçmeden Hokand devletinin yönetimini ele aldılar. Böylelikle Kırgız Türklerinin tarihinde yeni bir bağımsız devlet dönemi başlamış oldu.  Hokand devletinin 18. yy boyunca giderek Orta Asya'da nüfuzlu bir konuma yükselmesi Buhara Emirliği'nin dikkatini çekmiş ve 19. asrın başlarında Hokand Hanı Ömer Han (1809-1822) ile Buhara Emiri Haydar Şah (1800-1826) arasında başlayan rekabet ve çekişme, Orta Asya Türklüğünün en büyük talihsizliklerinden birisi olarak tarihe geçmiştir. Öyleki bu hanlıklar, aralarındaki rekabeti, Osmanlı İmparatorluğuna biat etmek suretiyle ondan bir diğerine karşı destek sağlamak için İstanbul'a elçiler göndermek noktasına kadar tırmandırmışlar, fakat bu amansız mücadele sadece Rusların Orta Asya'daki hâkimiyet plânlarını uygulamaya koymak için müsâit bir zemin hazırlamaktan başka bir işe yaramamıştır.

Rus İşgali   
Merkezi Asya'daki Türk Hanlıklarının birbirine düştüğü böyle bir dönemde önce 1846 yılında Kazalinsk Kalesini ele geçiren Rusların Türkistan illerini istilâsı bundan sonra da devam etti. Bu dönemde sadece 1864 yılında Çimkent üzerine yürüyen Rus orduları, Alim Kul kumandasındaki Hokand ordusu tarafından ağır bir yenilgiye uğratılmış, fakat bu arada Buhara Emirinin Hokand üzerine yüdüğü haberini alan Alim Kul başkenti savunmak için dönünce, bu fırsatı değerlendiren mağlup Rus ordusu 22 Eylül 1864'de Çimkent'i işgâl etmiştir. Böylece iki Türk Hakanı arasındaki anlaşmazlık, Rus ordusuna Türkler tarafından yaşatılan bir hezimetin, büyük bir Rus zaferi olarak tarihe geçmesine vesile olmuştur.  Çimkent'in işgâlinden sonra Alim Kul yönetimindeki Hokand orduları Rus işgaline karşı amansız bir direniş göstermeye devam ettiler. Bu mücadele döneminde Alim Kul ve ordusu, Buhara Ordularının işgal ettiği topraklar ile Rus ordularının işgâl ettiği topraklar arasında adeta mekik dokuyor ve sürekli olarak bir cepheden diğerine koşuyordu. Nihayet 23 Mayıs 1865'de Alim Kul, Rus ordularına karşı Niyaz Bey Kalesini savunurken şehit düştü. Alim Kul'un ölümünü mütekakip Rus ordularının Taşkent'i kuşattığı ve Taşkentlilerin tam otuz iki gün şehirlerini Ruslara karşı kahramanca müdafaa ettiği bir dönemde bile, Buhara Emiri Muzaffereddin, Hokand devletinin başkentini işgal etmekten geri durmadı. Fakat Orta Asya'nın işgâlinde Hokand veya Buhara ayırımı gözetmeden Rus orduları Hokand ülkesinin işgalinden hemen sonra 1867-1868'de Buhara Emirliğinin hâkimiyet sahalarını da işgal etti. Bunu müteakip 1873'de Hive emirliği ve 1874-1875'de Türkmenistan'ın işgali ile Orta Asya'daki Türk yurtlarının tamamı Rusların kontrolüne girmiş oldu.

Bağımsızlık Direnişleri  
Yurtlarının Ruslar tarafından işgâl edilmesine tahammül edemeyen Kırgızlar 1876'da Abdurrahman Abtabacı önderliğinde ve 1885'de ise Oş şehrinde Derviş Han Tora önderliğinden isyan başlatmalarına rağmen her iki isyan da kanlı bir şekilde bastırıldı ve isyancılar katledildi. Buna rağmen Çarlık Rusyası'nın son dönemleri boyunca Kırgız isyanlarının ardı arkası kesilmedi. 17-18 Mayıs 1898 gecesi Andican'ın Mintepe Camii imamı İşan Muhammed Sabıroğlu yönetimindeki ayaklanarak Rus garnizonunu basan Kırgız Türkleri, modern silahlara sahip Rus ordusu karşısında ağır kayıplar verdikten başka, sağ ele geçen 380 kişi de idam edildi. Bu olaydan sonra bölgeyi ziyaret eden Rus Genel Valisini diz çökerek selamlamamakta direnen 208 kişilik bir halk grubu Sibirya'ya sürüldü. Nihayet 6 Ağustos 1916'da büyük ve toplu bir isyan başlatan Kırgızlar, bütün Türkistan'da yayılmakta olan bağımsızlık savaşına iştirak ettiler. Fakat Ruslar tarafından kanlı bir şekilde bastırılan bu isyânda da Kırgızlar binlerce kayıp verdi ve isyânın bastırılması sonucunda üçyüz bin civarında Kırgız Türkü Çin'e kaçmak zorunda kaldı. Bunca can kaybı ve göçe rağmen Kırgızistan'da milliyetçi Kırgız komiteleri hemen ertesi yıl 1917 Bolşevik ihtilâli sırasında yeniden bağımsızlık mücadelesini başlatmışlar ve bu mücadele 1929 yılına kadar sürmüştür. Kırgızistan'da yarım asrı aşkin bir süre aralıksız süren bu direnişler ancak Stalin'in despot yönetimi devrinde tamamen sindirilmiş ve bu arada Rusya tarafından 1924'de Muhtar Bölge Statüsü verilen Kırgızistan 1926 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği'ne Kırgızistan adı ile dâhil edilmiştir.

Bugünkü Kırgızistan   
1980'li yılların ortalarından itibaren Gorbaçov'un yönetim dönemi ile başlayan açıklık ve yeniden yapılanma sürecinin getirdiği tarihi gelişmeler sonucunda adım adım yeniden bağımsızlığa doğru ilerleyen Kırgızistan, 20-21 Ağustos 1991'de Moskova'da yaşanan darbe girişimi ve ardından merkezi hükümetin istifası ortamında 31 Ağustos 1991 günü bağımsızlığını ilan etti. Bundan kısa bir süre önce, yani bağımsızlığn adım adım yaklaşmakta olduğu süreç içerisinde, 27 Ekim 1990 günü yapılan seçim ile Cumhurbaşkanı olan Askar Akayev, bağımsızlığın ilan edildiği dönemde Kırgızistan Cumhuriyeti yönetiminin başında bulunuyordu. Bağımsızlığı, Akayev ile tanıyan Kırgızistan, bağımsızlık ilanını müteakip 12 Ekim 1991 günü yapılan halk oylamasında yoluna yine onunla devam etmeye karar vererek, Akayev'i yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

Pamir Bölgesi Kırgızları   
Pamir Bölgesi
Pamir, aslında büyük bölümü Tacikistan ve Kırgızistan'da, daha küçük bölümü ise Çin ve Afganistan'da kalan dağlık bir bölgedir. Pamir Kırgız Türkleri, dağlık Pamir bölgesinin Afganistan'da kalan bölümünde yaşamaktadır. Pamir kelimesinin menşei hakkında en akla yatkın olan görüş, onun kelime anlamına bağlı olarak yapılan izahta kendini göstermektedir. Buna göre pamir kelimesi, Farsça pa "ayak" ve mir "komutan, beğ, emir; zirve" kelimeleri ile yapılmış pa-imir (dağ) zirvelerinin ayağı" tamlamasından doğmuştur. Bu kelimenin Türk Ansiklopedisinin ilgili maddesinde iddia edildiği gibi Farsça Bam-ı Dünya "dünyanın damı" kelimelerinden bozma olduğu görüşü; Pamir'e "Dünyanın Damı" denmesi noktasından hareket edildiğinde haklı görünmekle beraber, söz konusu kelimelerin şekilce çok farklı oluşları sebebiyle zayıf kalmaktadır. Kırgızlar, Pamirlere eskiden Terskey Alay diyorlardı.

Coğrafi Konum ve Yüzey Şekilleri  
Pamir bölgesi, 71°-76° Doğu boylamları ve 37°-40° Kuzey enlemleri arasında, 100.000 km2lik bir alanı kaplamakta olup Dünyanın en büyük dağ düğümü olarak görülür. Ortalama yüksekliği 3.500 metreyi bulan yüksek platolardan oluşan Pamir bölgesinde, 7.000 metreyi aşan zirveler de yer almaktadır. Bu zirvelerden en yüksek olanlar Lenin (7.127 m.), Garmo (7.490 m.), Mustağ Ata (7.860 m.)'dır. Lenin dağının eski adı Boz Alay'dır. Himalaya-Alp dağ sistemine bağlı olan Pamir dağ kütlesinin Doğudan Batıya uzunluğu yaklaşık 400 kilometre, Kuzeyden Güneye ise yaklaşık 225 kilometredir. Pamir, 7500 km2'yi aşan bir alanı kaplayan buzuluyla kutup bölgelerinden sonra dünyanın en geniş buzulunu üzerinde bulundurur. Ayrıca çöküntü havzalarda bir çok göl de yer alır. Pamir bölgesini, Batı ve Doğuda, Amu Derya ve Tarım nehirlerinin havzalarını teşkil eden nispeten alçak bölgeler sınırlar. Kuzeyde ise Sir Derya'nın havzasıyla sınırlanır. Marco Polo'nun Kâşgar'a giderken kullandığı İpek Yolu, Pamir bölgesinden geçmekte idi.

Büyük Pamir, Küçük Pamir
Pamir bölgesi, belli başlı iki bölgeye ayrılır: Büyük Pamir ve Küçük Pamir. Küçük Pamir ve orada bulunan yüksek Vahan vadisi, Afganistan'da kalan bölümde yer alır. Vahan vadisi, Afganistan'ın Badahşan vilâyetinden Kuzey-Doğuya doğru uzayan dar bölgeyi oluşturur. Vadi, adını Vahan nehrinden alır. Bu bölge Afgan hükümeti tarafından av bölgesi olarak belirlenmişti. 6.800 Dolar karşılığında iki hafta boyunca buralarda avlanma izni veriliyordu. Ahu, ceylan, dağ keçisi, ayı, kurt gibi av hayvanları vardır.

Etnik Durum ve Nüfus   
Pamir'de yaşayan Kırgız Türklerinin büyük bir ekseriyeti Teyit ve Kesek uruklarındandır. Burada bir kaç çadır da Nayman ve Kıpçak uruklarından olan Kırgız Türkü bulunduğunu biliyoruz. Kırgızlar Küçük Pamir'e, bugün Kırgızistan sınırları içinde kalan Alay vadisinden, Murgap nehri havzasından, 1900'lü yılların başından itibaren gelmişlerdir. Afganistan Pamirindeki Kırgız Türklerinin nüfusu hakkında kaynaklarda 2000'den 100.000'e kadar değişen çok farklı rakamlar verilmektedir. Rakamların birbirinden bu kadar farklı olması, Afganistan'da resmî nüfus sayımının yapılmamasından ve Kırgız Türklerinin göçebe hayatı yaşamalarından kaynaklanmaktadır. Ayrıca burası, eski S.S.C.B., Afganistan, Pakistan ve Çin'in sınırlarının birleştiği jeo-stratejik önemi fevkalâde yüksek olan bir bölgedir. Siyasî sınırlar çizilmeden önce bütün Pamir bölgesinde hür göçebe hayatı yaşamakta olan Kırgız Türkleri, bilahare çeşitli savaşlar ve karışıklıklar tesiriyle söz konusu ülkeler arasında sürekli olarak yer değiştirmişlerdir. Bu nüfus hareketi hâlâ durulmuş değildir. Kaynaklarda verilen farklı rakamları değerlendirirken bu durumun da göz önüne alınması gerekir. Kesin olarak bilinen tek rakam, Hacı Rahmankul Han'a bağlı olarak yaşayan Kırgız Türklerine aittir. Afganistan'da Sovyetler Birliği yanlısı komünistlerin idareyi ele geçirmeleri üzerine önce 1978'de Pakistan'a, sonra da 1982'de Türkiye'ye göç etmişlerdir. Bunlar Afganistan'dan çıktıkları vakit sayıları 500 çadırdan (1700 kişi) ibaretti.Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı'ndan alınan bilgilere göre 2641 Sayılı Kanun uyarınca Türkiye'ye kabul ve iskânları kararlaştırılan ve 3.8.1982-23.8.1982 tarihleri arasında Pakistan'dan Türkiye'ye getirilip geçici iskân yerlerine yerleştirilen mülteciler arasında Kırgızların sayısı 293 aile ve 1138 kişiden ibarettir. Pamir Kırgızları üzerinde çeşitli konularda uzun yıllar araştırma yapmış olan R. Dor da Afganistan'dan 1300 Kırgız'ın çıktığını, bunlardan 100 kişinin Pamir'e geri döndüğünü, Türkiye'ye ise 1138 kişinin geldiğini bildirmektedir. Kırgız Türklerinin tabîi vatanı olan Pamir bölgesinin Vahan vadisinde, yani Afganistan'da kalan bölümünde hâlâ yaşamakta olan Kırgızlar vardır. Ancak bunların sayısını kesin olarak tespit etmek şimdilik mümkün değildir.

Afganistan Pamiri'nde Hayat Tarzı  
Afganistan Pamirindeki en önemli yerleşim merkezi, Vahan vadisinin girişinde yer alan Handud'dur, Ama Kırgızlar, Vahan vadisinin iç kısımlarında otururlar. Yazın yaylaklarda, kışın kışlaklarda hayvanlarını otlatırlar. Yaylaklar ile kışlaklar arasındaki mesafe, at yolculuğu ile en fazla bir günlük yoldur. Afganistan Pamir'inde Kırgız Türklerinin geçim kaynağı hayvancılığa dayanır. Eskiden Kırgızların pazar yeri Doğu Türkistan'daki Kaşgar idi. Fakat 1950'li yıllarda Çin'deki siyasî olayların Kâşgar'la ticareti engellemesi üzerine çay, şeker, giyecek ve diğer ihtiyaç maddelerini almak için Handud'a ve Kabil'e gitmeye başladılar. Yılda birkaç kez Kabil'e büyük kervan düzenlenir. Bunlardan ikisi kışın yapılır ve çok zor bir yolculuğu gerektirir. Vakhilerle de ticarî münasebetleri vardır. Kırgızlar koyun, don yağı, keçe vb. verip karşılığında buğday alırlar. Bu ticarette para hiç kullanılmaz.

Afganistan Pamirine Göç    
Orta-Asya'daki söz konusu karışıklıkta Rus zulmüne uğrayan Türk boylarından biri de Pamir Kırgızları idi. Bunlar, 19. yy. sonundan itibaren Küçük Pamir'e göçtüler. Bölgedeki İngiliz-Rus rekabeti, 1895 yılında Pamir'in Afganistan, Rusya ve Çin arasında paylaşılması ve sınırların kapanması ile sonuçlanınca, Pamir Kırgız Türkleri Küçük Pamir'de mahsur kaldılar. Son hür Kırgızların yegâne hanı, Hacı Rahmankul idi. O, 1913'te Büyük Pamir'de dünyaya gelmişti. Babası Capaarkul Han, o zaman Çarlık Rusya'sı hakimiyetine yeni düşmüş olan şimdiki Tacikistan topraklarındaki kısmı da dahil, bütün Pamir bölgesinin idaresini elinde tutuyordu. Kırgız Türkleri, Afganistan Pamirine Capaarkul Han'ın liderliğinde 70 çadır Teyit Kırgızı olarak göçtüler. Bunlardan önce Çin Pamirinden buraya gelmiş olan 30 ilâ 40 çadır Teyit Kırgızı vardır. Capaarkul Han'ın 1943'te veefatı üzerine onun yerine 30 yaşındaki Hacı Rahmankul hanlığa seçildi. Rahmankul Han, büyük gayretlerle çöküntüye uğrayan hayvancılığa dayanan Kırgız ekonomisin düzetmeyi başarmış ve böylece Kırgız Türkleri arasında sevilen bir lider olarak kendisini kabul ettirmiştir.

Doğu Türkistan Pamirine Göç  
Rahmankul'un liderliğinde toparlanan Kırgızların durumu; işgal edilen fakat tam olarak kontrol altına alınamayan Türkistan'ı etkilemeye başlayınca Sovyet Rus yönetimi, Rahmankul Han'a ve onun idaresindeki Kırgızlara karşı saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Pamir bölgesi, Sovyetler Birliği-Afganistan-Çin arasında yer alan stratejik bir bölge olduğundan, Ruslar burayı kontrol altında tutmak istiyordu. Afganistan Hükümeti ise Pamir bölgesini korumaktan aciz olduğundan Rus saldırılarına karşı kayıtsız kalıyordu. Bu olumsuz ortamda ağırlaşan baskılara dayanamayan Rahmankul Han, 1947'de halkını Çin işgalindeki Doğu Türkistan Pamirine göç ettirdi. Pamir Kırgızları, Doğu Türkistan'da iken Çin hakimiyetine karşı yapılan mücadeleye iştirak etmişlerdir.

Afganistan Pamirine Dönüş   
Pamir Kırgızlarının Doğu Türkistan'a göçlerinden iki yıl sonra Çin'e hakim olan komünist yönetim, Çin işgaline karşı başlatılan millî direniş hareketini kırınca, Rahmankul Han, tekrar Afganistan Pamirine çekilmek zorunda kaldı. Bu dönüşlerinde Afganistan Hükümeti, Kırgızları büyük bir memnuniyetle karşılamış ve Rahmankul Han'a da Bölge Valiliği verilmişti. Bu yıllarda Pamir Kırgızları nispeten huzurlu bir hayat sürdüler. Ancak Pamir'in daracık bir bölgesine, Vahan vadisine sıkışıp kalmışlar; eskiden alışık oldukları büyük göçleri yapamaz olmuşlardı. Büyük hayvan sürülerini otlatmak için her zaman taze otlak bulabiliecekleri bölgelere göçmek, onların hayvancılığına dayanan ekonomileri için çok gerekliydi. Siyasî şartların zorlamasıyla Afganistan Pamirine sıkışıp kalmak, Kırgızları, hayat tarzlarında biraz değişikliğe gitmek zorunda bıraktı. Bunun neticesinde yaygın bir hayvancılıktan, az verimli otlakların yoğun bir kullanımına geçmek, sürülerin türünü değiştirmek ve özellikle ürünlerinin satışı için yeni bir ticaret şebekesi kurmak zorunda kaldılar. Bunu, enerjik ve aydın bir lider olan Rahmankul Han sayesinde gerçekleştirdiler.

Afganistan'dan Pakistan'a Göç  
Pamir Kırgızları için nispeten huzurlu yıllar fazla devam etmedi. 1978 yılından itibaren Afganistan'daki komünist faaliyetlerin yoğunlaşmasıyla Rahmankul Han, halkını yeni bir yıkımdan kurtarmak için Pakistan'a göç ettirmeye karar verir. 1300 kişilik bir Kırgız (Teyit ve Kesek) grubu, Rahmankul'un liderliğinde, 1978 yılında Pakistan'a geçip ve orada Gilgit şehrindeki mülteci kamplarına yerleştirilirler. Pakistan devletinin Kırgız Türklerine iyi davranması, yardım dağıtma işinde adaleti gözetmesi gibi olumlu faktörlere mukabil, havanın aşırı sıcak oluşu, Kırgızlar için orasını yaşanmaz bir hâle getiriyordu. Nitekim ortalama 3500 metre yüksekliğindeki yaylalarda yaşamaya alışmış olan Kırgız Türkleri, bu sıcağa fazla dayanamamışlar, hattâ içlerinden yaklaşık 100 kişi sıcaktan ölmüştür. Gilgit'te aradığını bulamayan 100 Kırgız Türkü ise Pamir'e geri dönmüştür.

Türkiye'ye Göç   
Kırgız Türkleri için Pakistan, bir mülteci sığınağı olmaktan öteye gidememiştir. Orada kaldıkları süre içinde yaşadıkları Gilgit'in Pamir'e göre çok sıcak olması, yabancı kültürlere ait toplulukların içinde millî benliklerini yitirme endişesi, Rahmankul'u rahatsız etmekteydi. Afganistan'dan Pakistan'a iltica eden Türk soylu gruplardan bir kısmının 1982 yılında Türkiye'ye getirilmeleri söz konusu olunca Rahmankul'un şahsî teşebbüsleriyle Kırgızların Türkiye'ye göçmeleri için imkân doğmuş oldu. Kırgız Türkleri, dört yıl süren Pakistan macerasından sonra 3 Ağustos 1982 salı günü, 1138 kişilik bir kafileyi taşıyan uçaklarla Adana havaalanına indiler. Türkiye'de önce geçici olarak Van'ın Karagündüz köyüne yerleştirilmek istendiler. Ancak bu köyün hepsini barındırabilecek büyüklükte olmaması sebebiyle 362 kişilik 96 aile, yerleşme için Malatya'ya gitmek zorunda kaldı. 776 kişilik 197 aile Karagündüz'de kalabildi. Türkiye'ye getirilen Kırgız Türkleri, dört yıl sonra, Van'ın Erçiş ilçesinin birkaç kilometre kuzeyinde, eski bir haranın arazisi üzerinde kendileri için kurulan Ulupamir köyüne yerleştirildiler. Liderleri Rahmankul Han, ömrünün son yıllarını, hiç değilse isminde Pamir'i yaşatan bu köyde geçirdikten sonra 6 Ağustos 1990 tarihinde vefat etti. Türkiye'ye gelen bütün Pamir Kırgız Türkleri, bugün 300 hane, 2100 kişilik bir nüfus hâlinde Ulupamir köyünde yaşamaktadır. Onların gönlündeki arzu, gerçek vatanlarına artık bağımsızlığını kazanmış olan Kırgızistan'ın Pamir bölgesine, Kırgız kardeşlerinin arasına dönebilmektir.

Manas Destanı    
Türk boylarından biri olan Kırgızların milli destanı, dünya edebiyatının da sayılı şaheserlerinden ve en uzun destanı olan Manas Destanı, adını, destandaki kahramanlar alır. Bu destanı okuyup söyleyenlere de Manascı denilir. Manascılık, bir sanat ve meslek olarak kabul edilir.  Manas destanı'nda geçen hadiseler, bazı araştırmacılar tarafından Hun dönemine bağlanıyor. Ancak, bu olayların zeminini 9'uncu yüzyıl sonrasına bağlamak daha gerçekçi. 1120'li yıllarda Orta Asya'yı istila ederek Karahanlı ülkesini ele geçiren Moğol Karahitaylar'ın, Kırgızlar üzerine asker göndermesi ve bu sırada yaşanan olaylar Manas Destanı'na kaynaklık eder. Ünlü Türkolog Wilhelm Radloff (1837-1918) Manas Destanı'yla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan'ın Tokmak şehri güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan 1869'da yaptı. Radloff'un derlediği yedi bölümlük Manas Destanı, toplam 11 bin 454 mısradan oluşuyor. Fakat, Manasçıların okuduğu dize sayısının, 16 bin mısra civarında olduğu belirtiliyor. Kırgız Türklerinin milli kahramanı Manas'ın etrafında örgülenen Manas Destanı'nın ilk bölümünden itibaren; Manas'ın doğumu, daha beşikte iken konuşmaya başlaması, kafirleri yeneceğini söylemesi, büyüyüp delikanlı olunca Çinlileri yenmesi, Müslüman yiğit Almanbet'le tanışıp, birlikle birçok savaşa girmeleri, Manas'ın evlenmesi, düşmanları tarafından iki defa öldürülmesine rağmen tekrar dirilmesi, Mekke'yi ziyaret ve Kabe'yi tavaf etmesi, lirik bir üslupla anlatılır. Destanda Manas'ın üçüncü ölümü, geri dönüşü olmayan bir ölümdür. Bundan sonra Manas'ın oğlu Semetey ve torunu Seytek'in destanları başlar. Manas Destanı, Semetey ve Seytek Destanlarıyla üçlü bir zincir oluşturur.Üç nesle uzanan Destan'da, Manas ülke yönetiminin kurucusu görevini yaparken; oğlu Semetey iktidarı tehlikeye sokar, torunu Seytek ise işleri yeniden düzene koyar.




Kırgızistan yazısı toplam 8868 defa okundu
Kırgızistan | Coğrafya Sayfayı Yazdır    Kırgızistan | Coğrafya Arkadaşına Gönder

Bağlantılı Yazılar
Kırgızistan | Coğrafya
Kırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | CoğrafyaKırgızistan | Coğrafya